Etiket: hayvan özgürlüğü

“HAYVAN DOSTLUĞU” KÜLTÜREL Mİ, GENETİK Mİ?

Nadir Bencan

“Hayvan dostluğu” kavramını, vejeteryanlıktan veya veganlıktan daha geniş bir kavram olarak kullanıyorum. İnsan et yemeyi kategorik olarak reddetmiyorsa, piknikte yarım saat ata binmeyi eğlenceli buluyorsa, evinde kafeste muhabbet kuşu beslemekten mutluluk duyuyorsa, bunlara rağmen hayvanlara yapılan kötü muamelelere karşı yüreğinde bir tepki hissedebiliyorsa, işte o insan da “hayvan dostu” kavramının içine girer. Böyle geniş bir kavram kullanmazsak, Hayvan Hakları gibi önemli bir konuyu son derece dar ve marjinal bir grup insanın üzerine yüklemiş oluruz ki, bu da hayvanlara yapılacak kötülüklerden birisi olur.

(daha&helliip;)

Hayvan Bakış Açısı Kuramı III. Kısım: Türcülük ve Hiyerarşinin Doğuşu

Dr. Steve Best

Hayvan bakış açısı,  insanlar ve hayvanlar arasındaki dinamik, sembiyotik karşılıklı etkileşimler aracılığıyla toplumların köklerini ve bu toplumların gelişimini inceler; bu sebeple tarihi insanın bir özne oluşunu var olan bütün şeyler arasında kendine özgü tek varlık olarak cisimleştiren evrimci bir konumdan yorumlamaz, ayrıca Promete türünün otonom eylemleri olarak da yorumlamaz; tam tersine, hayvanları insan tarihinin olmazsa olmaz bir parçası ve kendi içinde ahlâk özneleri ve otonom özneler olarak gören ortaklaşa evrim optiği aracılığıyla yorumlar. İnsanların hayvanlarla barışçıl ve hürmet barındıran bir ilişki sürdürüp sürdürmediği ya da şiddete ve sömürüye meyilli bir tür olup olup olmadığımız konusuna gelirsek, hangisi olursa olsun bunun insan psikolojisi, toplumsal formasyon ve değişime, ayrıca doğal çevreye net bir etkisi olmuştur.

(daha&helliip;)

Hayvan Bakış Açısı Kuramı II.Kısım: Marksizm, Çevresel Determinizm ve Eko-Hümanizm

Dr. Steve Best

19.yy’ın ortasında Karl Marks tarih yazmaya yeni bir yaklaşım getirdi; odak noktası tanrılardan ve krallardan üretime, ticarete, emeğe ve sınıf çelişkisine kayıyordu. Tarih yazımı, tarihin Tanrı ya da düşünceler tarafından belirlendiği o “idealist” görüşe saplanıp kalmışken , Marks; ekonomi, üretim ve sınıf mücadelesinde belirleyici maddi güçleri ortaya koyuyordu. Tarih; üretimin, kaynakların, teknoloji ve sosyal kurumların kontrolü ve bunların kime ait olduğu gerçeği, bir dizi sınıf çelişkisi tarafından belirleniyordu.

(daha&helliip;)

Hayvan Bakış Açısı Kuramı /I. Kısım

Yazının tamamı altı kısımdan oluşuyor.

1.Hayvan Bakış Açısı Teorisinin Epistemolojisi ve Politikası

2.Marksizm, Çevresel Determinizm ve Eko-Hümanizm

3.Türcülük ve Hiyerarşinin Doğuşu

4.Hayvan Bakış Açısı, Etik, Adalet ve İnsan Doğası

5.Bir Dağ (Aslanı) Gibi Düşünmek: Hayvan Bakış Açısı ve Militan Doğrudan Eylem

6. Sonuç: “Tarih Bilmecesi”nin Şifrelerini Çözerken

Dr.Steve Best

Tarihsel ve toplumsal dinamiklerin karmaşıklığı ancak çoklu perspektifle uygun şekilde kavranabilir. Bu çoklu perspektifler Marksizm, feminizm, ırk/sömürge sonrası dönem incelemeleri, ve çevreci determinizm gibi eleştirel yaklaşımları kapsıyor. Sınıf, toplumsal cinsiyet, coğrafya ve iklim gibi belirleyicilere ayrıca insan tarihine hayvanların yaptığı etkiyi de eklememiz gerekiyor, ya da insan-hayvan ilişkileri ve karşılıklı etkileşimleri de diyebiliriz- hayvan bakış açısını kullanınca bu daha da netleşiyor.

(daha&helliip;)

Hayvanlar Düşünüyor ve Hissediyor mu?

Marc Bekoff

Yas tutan tek hayvanın insan olduğunu düşünmek küstahlık.

Yas tutan tek hayvan biz değiliz.

Hayvanların zengin ve derin duygular deneyimlediğine şüphe yok. Hayvanlarda duyguların evrim geçirip geçirmediği gibi bir soru söz konusu değil, bu duyguların neden bu şekilde evrim geçirdiği, bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Duygularımızın atalarımızın, hayvan akrabalarımızın bize hediyesi olduğunu asla unutmamalıyız. Bizim duygularımız var. Diğer hayvanların da öyle.

(daha&helliip;)

Hayvanların Ahlâki Statüsü

I. Hayvanlar Ahlâken Önemli Olabilirler mi?

Bir canlının ahlâki anlamda kaale alınmayı hakettiğini söylemek bu tür iddiaları kabul edebilen canlılar üzerinde ahlâki bir talebin olduğunu söylemek demektir. Ahlâken kaale alınabilen bir canlı, ahlâken bağlayıcı bir anlamda kendisine haksızlık yapılabilen bir canlıdır. Genel olarak bütün insanların ve sadece insanların bu tür talepleri olduğu düşünülür; çünkü bu taleplere ancak insanlar yanıt verebilir. Ancak kendisine haksızlık yapılan canlıların neden yalnızca bütün insanlar ve yalnızca insanlar olduğunu sorduğumuzda aradığımız yanıtları hemen bulamayabiliriz. İnsanlar Homo sapiens türüne aittir. Ancak tür üyeliği ahlâki bir talebin neden sadece bu türe ait canlılar tarafından yapıldığını, neden diğer türe ait canlılar tarafından yapılmadığını açıklamıyor. İnsanların Homo sapiens türüne ait olması elbette insanların ayrıksı bir özelliği-insanlar ayrıksı bir fizyoloji ve genetik bir yapı paylaşıyor, ama ahlâki bakış açısından bu gerçeğin bir önemi yok. Tür üyeliği ahlâken bağlayıcı olmayan bir niteliktir, Malezyalı ya da Fransız, erkek ya da kadın olarak doğmaktan daha ilginç değildir. Tür üyeliği bir türün, yani bizim türümüzün üyelerinin diğer türlerden canlılara verilmeyen ahlâki bir öneme sahip olduğu görüşünü destekleyemez. Elbette ahlâken önemli olan şeyin biyolojik bir kategoriye ait olmak olmadığı öne sürülebilir, ileri sürdüğümüz ahlâki talepleri mümkün kılan bizim insan oluşumuzdur. İnsanlar sahip olduğumuz tamamıyla insana özgü kapasiteler sebebiyle ahlâki bir önem taşırlar.

(daha&helliip;)

Empati Düğmesini Kapatmak

Nadir Bencan

Hayvanlara karşı uygulanan şiddeti dibine kadar kurcaladığımızda, karşımıza sinir hücresi(nöron) çıkar. İnsanlara karşı uygulanan şiddet konusunda da aynı yere çıkarız. Bir topluma karşı uygulanan şiddet de(soykırım), bir gruba karşı uygulanan şiddet de(holiganizm, ötekileştirme) bizi aynı yere götürür.

(daha&helliip;)

“Empatik Uygarlık”

Marc Bekoff

Jeremy Rifkin’in “Empatik Uygarlık” adlı eserinin yanı sıra bazı başka kitaplar da insan empatisinin yaygınlığı ve önemi konusuna eğiliyor. Bu kitaplar arasında Dacher Keltner’in “İyi Olmak İçin Doğmuş”, “Şefkatli İçgüdü: İnsan İyiliğinin Bilimi” adlı kitaplarını ve Frans de Waal’in “Empati Çağı” adlı eserini sayabiliriz.

(daha&helliip;)

Geri Çekilmek Zorundayız

Dr. Steve Best

Sadece zarar vermemenin yetmemesi çok temel bir etik ilkesi bence. Etkin olarak iyi olanı yapmak zorundasınız. Bu yüzden deri endüstrisinden ve fabrika çiftçiliğinden, ilaç endüstrilerinden vegan olarak kendiniz geri çekebiliyorsanız bile lütfen kendinizi ahlâki anlamda sağlam ve güvende olduğunuzu düşünerek kandırmayın, çünkü ilk adımı atmış olsanız bile o adım atılması gereken tek adım değil. Peter Young bir hayat tarzı olarak veganizmden söz ediyor, işte bu benim son derece küçümsediğim bir şey, çünkü kazandırdığı fazla bir şey yok. Evinizin duvarları arasında Thai restaurantları ve Whole Foods mağazaları arasında gidip gelerek kötülüğe aktif olarak karşı çıktığınızı düşünemezsiniz. Bunların hepsine etkin bir tarzda karşı çıkmak ve giderek artan radikal seviyelerde müdahale etmek zorundayız. Neden?

(daha&helliip;)

Hayvan Manifestosu: Radikal Bir Şefkat

03 Mart Hayvan Hakları Yürüyüşü için…

Marc Bekoff

Hayvanlar bizden ne istiyor? Onların manifestosu, bize daha iyi davranın ya da bizi rahat bırakın olabilir.

Kim oldukları ve onlara nasıl davrandığımız düşünülünce bizden bunu istemekte sonuna dek haklılar. Çoğu kez öteki hayvanlarla  ilişkimizi belirleyen şey zulüm oluyor. Hayvanlar kendilerini güvende, emniyette hissetmek, huzur içinde yaşamak istiyorlar, aynen bizim gibi. Hayvan manifestosu, daha çok nezaket içeren bir eylem çağrısı. Öteki hayvanları kurtarırken bir yandan da kendimizi kurtarıyor olacağız. Hayvanların nelere ihtiyacı olduğunu, bizden ne istediklerini dinlerken kendimiz hakkında da bir çok şey öğrenebiliriz.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğunun Yükselişi ve Çöküşü

Yazıyı baştan sona taradım, hataları düzelttim. Çok fazla sorun vardı. Gene de atladığım yerler olmuş olabilir. Bu arada çevirmekte olduğum yazıları soranlar oluyor. Dr. Steve Best’in “Hayvan Bakış Açısı Teorisi” adlı yazısını çeviriyorum. Oldukça uzun bir yazı olup bu yazı gibi yeni kitabında yer alacak çalışmalarından biri.

 Dr. Steve Best

“Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler bir vebasınız.”

Ajan Smith, The Matrix (1999)

(daha&helliip;)

Hayvan Tarihi: Sürüden Ayrılmak

Bir Grup Düşünür Homo Sapiens’in Ötesine bakıyor

Alex Lichtenstein, Rice Üniversitesi.

Eski bir akademisyen arkadaşımın asi oğlu babasına şöyle takılıyordu: “tarihte işler nasıl, baba?”

Aslında haklı olduğu bir nokta var. Geçmiş çoktan oldu bitti, yeni birşey bulmak bu yüzden biraz zor. Arkeologlardan farklı olarak çok az tarihçi gizli hazineleri keşfeder, ya da varolduğundan haberimiz dahi olmayan geçmiş bir uygarlığın sırlarını açığa çıkarır.

Aslında en başarılı tarihçiler geçmişten gelen o bildik materyali yeniden inceleyen ve bunu da yeni şekillerde düşünerek yapan insanlardır. 40 yıl önce 60’lı yılların devrimlerine entelektüel bir devrim de eşlik etmişti, tarihçiler işçilerin, göçmenlerin, kadınların, AfroAmerikalıların, Chicanoların (latin kökenliler) ve diğer marjinal grupların yaşamlarını incelemeye başladılar. Önceden kralların ve devlet adamlarının baş rolü oynadığı bir sahnede yan rollerde oynayan sıradan insanlar artık sahnenin en önüne gelmişti.

(daha&helliip;)

İnsanlar Kabullenmedikçe Hayvanların Hakları Olmayacak

Tim Gier

 Eğer öteki hayvanların hakları varsa/olacaksa, bunun sebebi insanların hayvanların hakları olduğuna karar vermesi olacak.

Hak denen şeyler, fiziksel gerçekliğin ötesinde hepimizin yaşadığı ve İdeaların bulunduğu bir dünya varmış gibi kendi kendilerine ve kendi kendilerinden var olmazlar. Cennette bir yerlerde hepimizin Hakların ne demek olduğunu anlayabileceğimiz Platoncu Formlardan oluşmuş mistik bir krallık filan yok. Herşeyi kendi kendimize çözmek ve bulmak zorundayız.

(daha&helliip;)

Karnizmi Anlamanın Önemi

-eski bir yazı, yeniden-

Dr. Melanie Joy

Vejetaryen ve veganlar hayvanların yetiştirilmesi ve üretimiyle ilgili farkındalık yaratma konusunda son derece başarılı. Tıp profesyonelleri  bitkiye dayanan bir beslenme tarzının meşruluğunu kanıtladılar; gizli araştırmalar da fabrika çiftçiliğinin dehşetlerini ifşa etti; pandemik gripler ve kirli hayvan ürünlerinin geri toplanması da halkın hayvancılıkla iligli şüphelerini sağlamlaştırdı; vejetaryen restaurantlar, gıda ürünleri, vejetaryen yemek kitaplarının da sayısı giderek artıyor; giderek daha çok ünlü insan bu meselenin lehine tavır alıyor ve sürdürülebilirlikle ilgili küresel  ilgi  hayvan yeme konusunu da halkın gündemine taşımaya devam ediyor.

(daha&helliip;)

Hayvanseverler Neden Et Yiyor? Bunu Değiştirmek İçin Ne yapılabilir?

Dr.Melanie Joy

Bir çok vejetaryen ve vegan akıllı ve şefkatli insanların akıl dışı ve şefkat barındırmayan bir pratik olan hayvan yeme davranışına devam etmesi karşısında hem öfkeleniyor hem de hayal kırıklığına uğruyor. Ama herhalde  insanı en deli eden şey, et yiyen “hayvansever”ler olsa gerek. Hayvanları hem sevmek hem yemek nasıl mümkün olabilir? Ve bu konuyla ilgilenen vejetaryen ve veganlar söz konusu paradoksa nasıl yaklaşabilir?

(daha&helliip;)

KARNİZM: ETİN İDEOLOJİSİ

Speaking Truth to Power: Understanding the Dominant, Animal-Eating Narrative for Vegan Empowerment and Social Transformation
Dr. Melanie Joy
 
Hayvan Yemek Neden Bir Sosyal Adalet Meselesidir?

“Ben kuzu yemem. İnsan kendini suçlu hissediyor. Yani… onlar çok narinler. İnekler de öyleler belki, ama biz onları yiyoruz. Bunu nasıl söylemeli bilmiyorum… yani herkes inek yiyor sonuçta. Yani inek yemek mümkün, bir sürü inek var ama kuzular farklı işte…yani inek yemek normal geliyor ama kuzu yemek normal gelmiyor…aradaki fark garip.”

                                                                                                                           43 yaşında bir et kesimcisi.

“Etleri için yetiştirilen hayvanları birey olarak düşünmüyorum. Eğer hayvanlarla yakınlaşsam işimi yapamam ki. Siz “bireyler” deyince yani eşi benzeri olmayan bir kişiden söz ediyorsunuz, yani kendi adı olan kendi nitelikleri olan, oynadığı oyunlar olan bireyler…değil mi? Bunu bilmek istemem. Eminim hayvanlar öyleler, ama bilmek istemiyorum.”

                                                                                                                           31 Yaşında bir et tüketicisi.

Yukarıdaki ifadeleri bir düşünün. Et kesimcisi bir adam eğer yaptığı şey üzerine düşünürse işine devam edemeyeceğini söylüyor. Et yiyen bir insan bir türe karşı şefkat hissediyor ama bir diğer türü yiyor ve nedenini bilmiyor. Kendi davranışları üzerine düşünmeleri istenmeden önce bu insanların hiç birisi yiyeceklerine dönüşen hayvanlarla aralarındaki ilişkide tuhaf bir şeyler olduğunu düşünmüyordu; ama düşünmeye başlar başlamaz farkındalıkları kısa sürede “aşındı”. Bu şekilde et kesimcisi işinin nahoş gerçekliğini bir kenara koyarak işini yapmaya sürdürürken et yiyen insan mental paradoksunu bastırarak hayvanları yemeye devam etti.

(daha&helliip;)

İnsanın İlerleme Miti

CHRIS HEDGE

Clive Hamilton, “Bir Türe Ağıt: İklim Değişikliği Gerçeğine Neden Direniyoruz? “ adlı eserinde  “felaket boyutlarında bir iklim değişikliğinin resmen gerçek” olmasını kabul etmekten kaynaklı karanlık bir rahatlama hissinden söz ediyor. “Yanlış umutların” yok olmasının hem entelektüel hem de duygusal bir bilgi gerektirdiğini söylüyor yazar. Birinci türden bilgiye  ulaşmak mümkün. İkincisi ise çocuklarımız dahil sevdiklerimizin birkaç sene olmasa bile önümüzdeki on yıllar içerisinde kesinlikle emniyetten uzak, ızdırap ve keder dolu hayatlar yaşayacaklarının bilinmesi nedeniyle elde edilmesi zor bir bilgi. Yaklaşmakta olan bir felaketi duygusal anlamda kabullenmek, iktidar elitin ekosistemin yıkılışına akılla tepki göstermeyeceğini bilmenin getirdiği o dehşet verici kavrayış hissi bir gün ölecek olduğumuzu bilmek kadar zor. Zamanımızın en sersemletici varoluşsal mücadelesi, bu dehşet verici hakikati- entelektüel ve duygusal anlamda- sindirmek ve bizi yok etmekte olan güçlere direnmeye devam etmek.

(daha&helliip;)

Başkalarının Hayatları

Benjamin Zephaniah

Kölelik ölmedi. Yasalar yasaklasa da yaşamaya devam ediyor. Aydınlar kınasa da hayatta kalmayı başardı. Şefkat ve merhametli olanlar hor görse de hâlâ nabzı atıyor. Ama köleliğin yüzü değişti. Dayakların, linçlerin ve canlı canlı yakmaların gaddarlığı geçmişteki gibi devam ediyor. Sadece kurbanlar farklı.

(daha&helliip;)

Tecavüz Rafı Nedir? Feminizmin İneklerle İlişkisi Ne?

Tecavüz rafı; insanlar tüketsin diye süt üreten ineklerin suni yollarla gebe bırakılmasını sağlamak için kullanılan aletin adı, takma ismi ve endüstrinin kullandığı bir terimdir. Tecavüz rafları bilimsel deneylerde kullanılmak üzere üremelerini sağlamak için maymun gibi öteki hayvanlar üzerinde de kullanılıyor.

(daha&helliip;)

Kürk ve Deri Başkasının Bedeni

Lâle Sözmen

Sahip olma arzusunun sınırları yok. Yeter ki onu kabul edilebilir kılalım. Kendini var etmenin, sahip olunan nesneler ve kimliklere dönüştüğü yaşam tarzı, hayvanların bedenlerine sahip olmayı da doğal ve normal gösteren ahlaki bir görüşün temelini atıyor. Doğal ve normal olanın sınırlarını ise insan türünün menfaatleri belirliyor. Endüstri, duvarların ardında, insanların hayvanlara yönelik zulmünü gizlerken, yaşamımıza giren objeler, o duvarların ardındaki hayvan çığlıklarıyla, acıyla üretiliyor.

(daha&helliip;)

Vejetaryenizm ve Ekofeminizm: Ataerkilliği Çatalla Devirmek -1-

Marti Kheel

Yazar yazısının sonunda vejetaryen yerine vegan kelimesini kullanmanın daha doğru olduğunu söylüyor. )

Yüzyıllar boyunca vejetaryenizmi savunanlar et yiyenleri akılcı argümanlar yürüterek değiştirmeye çabaladı. Bu gayretin ardında insanları vejetaryen olmaya ikna edecek ahlâki bir sorumluluk duygusunu ortaya koyan bir akıl yürütme becerisine  duyulan  inanç yatıyor. Ancak, bir insanın neden vejetaryen olması gerektiğine dair argümanlar insanları gerçekte vejetaryen olmaya iten hakiki sebeplerle pek alâkalı olmayabilir. Bu yazıda  et yemekle ilgili tartışmalara alternatif bir yaklaşım öneriyorum.

(daha&helliip;)

İnsan Tarzı Şiddet Öteki Hayvanlarda Yok

Marc Bekoff

Etholog

Newtown, Connecticut’ta yaşanan trajediden sonra (ilkokul katliamı) bazı insanlar bana “hayvanlara bakarak insan şiddeti hakkında ne öğrenebiliriz ?” sorusunu sordu. Bu konuda daha önce de yazmıştım, ama ABD’nin de dahil olduğu savaşlara ek olarak son zamanlarda insan şiddetinin örnekleri olarak tanık olduğumuz dehşet verici olayları düşününce öteki hayvanların sosyal davranışıyla  ilgili neler bildiğimiz üzerine yeniden düşünmenin zamanı geldi diyebiliriz. Bu konuda bilimsel araştırmaların ortaya koyduklarına yeni referanslar eklememiz iyi olur. Kısaca söylemek gerekirse; kendi şeytani, kötülük ve şiddet dolu davranışlarımız için öteki hayvanları suçlamamamız gerekiyor.

(daha&helliip;)

Biyolojik ve Kültürel Çeşitlilik İçin Total Özgürlük

Dr. Steve Best

Evrimin doğası türleşmedir- yaşam çeşitliliği üretmektir, en sert ve en tehlikeli koşullarda bile. Gerçekten de dünyada yaşanan beş büyük yokoluş sürecinden sonra doğa, sadece ekolojik dinamikleri yeniden dengeye oturtmakla kalmadı, daha fazla yaşam üretti, Kambriyen Patlaması sırasında görüldüğü gibi biyoçeşitliliği daha da geliştirdi ve çoğalttı.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu

Dr. Steve Best

2 Kasım 2012

Portekiz PANdebate Söyleşisi

-Tam Metin-

Bugün insan kimliğinden bahsedeceğim. Kim olduğumuzdan, kim olduğumuzu düşündüğümüzden, kime insan dendiği, bunun ne anlama geldiği ve  insan kimliği denen şeyin neden bir hata olduğuna dair insan kimliği politikalarından bahsedeceğim.Bu yüzden konuşmamın adını “insan kimliği ya da insan doğası üzerine bildiğiniz herşey yanlış” adını verdim. Çünkü hâlâ kim olduğumuz bilmiyoruz, ben  işte bu paradoksu ortaya koyacağım.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu -3-

 

Dr. Steve Best

Dünya evrenin merkezinde değil. Biz de Darwinizmi kapitalist bir ideolojiye, türcü bir ideolojiye dönüştürdük ve kumaştaki yırtığı diktik.

20. yüzyılda ise Nietzsche ve Freud çıkıyor karşımıza. Freud “Rüyaların Yorumu”’nu 1900’de yazdı. Nietzsche 1889’da  öldü ve ve 11 sene boyunca komada yaşadı. En muhteşem akıllardan biri böyle sönüp gitti. Nietzsche ve Freud aklın İnsan’ın merkezinde yer almadığını söyledi bize. Buna işaret eden Darwin’di. Kendimizi akıllı canlılar olaral görüyoruz, bir özümüz var ve bu öz de rasyonel bire özmüş gibi görüyoruz. Nietzsche ve Freud Darwin’a pek işaret etmedilerse de Darwin’in sözlerinin altını çizmiş oldular; içgüdüleri, iradesi, rasyonel olmayan itkileri tarafından yönetilen hayvanlar ve aslında rasyonel altı varlıklar olduğumuzu söylediler.

(daha&helliip;)

İnsan imparatorluğu -2-

Dr. Steve Best

Kim olduğumuzu öğrenmeye başlarken kim olduğumuzu değiştirmeye başlıyoruz, bir anlamda kim olduğumuzu asla bilemeyeceğiz gibi bir durum çıkıyor ortaya, özellikle de  iki sebeple:

1-     Kim olduğumuzu değiştiriyoruz, biyolojik bir doğamız olsa bile insan benliğine  dair bir dereceye kadar bir esneklik söz konusu.

2-     Farmakoloji? İnsanlar prozac’ın insan zihnine yaptığı etkiler üzerine kitaplar yazdı. Bazı insanlar bu anti-depresyon ilaçlarının farklı bir kişilik yarattığını, farklı bir benlik yarattığını söylüyor. O halde bir yanda farmakoloji, bir yanda terapötik toplum, bir yandan insan zihnine etki eden , farklı tecrübeler, farklı gerçeklik algıları, isterseniz farklı doğalar da diyebileceğimiz şeyler yaratabilen ilaçlar var. Dünyayı genetik olarak modifiye ediyoruz ve kendimizi genetik olarak modifiye etmeye başlıyoruz. Laboratuarlarda çoktan hibrid türler yaratmış durumdayız. İnsan DNA’sı ile dana DNA’sını alıp birleştiriyor ve hibrid bir tür yaratıyoruz. Size garanti veriyorum, eğer ömrümüz olursa, genetik olarak modifiye olacağımızı, değiştirileceğimizi söylüyorum size, o gün kesinlikle gelecek. Bu toplum Gattaca’ya benzeyecek. Gattaca filmini bilirsiniz. Yeni ayrımcılık biçiminin genetik ayrımcılık olduğu bir gün gelecek.” Sen sadece normal misin? Genetik olarak modifiye edilmedin mi?” denecek. Çünkü bu zenginlerin ayrıcalığı olacak.

 

O halde, elimizde kim olduğumuzu bilmediğimiz şeklinde bir paradoks var. Ayrıca kim olduğumuzu ortaya çıkarırken bir yandan da  onu değiştirmeye başladığımız şeklinde bir ironi var. Bir de şimdi bahsetmek istediğim modernite devrimleri var.

(daha&helliip;)

Görkemli Sirkler, Hayvanların Esareti

Lâle Sözmen

Bazen bir tanım, anlamının dışına taşar. İlk akla geldiğinde eğlence diyebileceğimiz sirkler de böyledir. O eğlence hayatın içinden akıp gelmiyorsa ve bir pazarlama konusu ise nasıl bir zorlama ile üretildiği de akla düşmelidir. Elbette ki sözünü ettiğimiz hayvanlı sirklerdir.

(daha&helliip;)

İnsanlaş(ma)

Lâle Sözmen

  • İnsanın doğası manipülasyondur. Yeryüzünde insan, tekno-endüstriyel yaşamı tasarlarken, kendi doğasını da tasarlayan, biyo-teknoloji ürünü bir canlı haline gelmenin rüyası için çalışmaktadır. İnsanın hayvan doğası, bu manipülasyon içinde erimiş ve geriye dönüp bakıldığında, doğasından ürken bir tür ortaya çıkmıştır. Uzun zaman önce doğada yaşamanın doğrudanlığı ve kendiliğindenliği, tahakküm edebilmenin gücüyle yer değiştirdiğinde; insanlık, hayvan doğasıyla arasına mesafe koymuş ve evriminin marifetiyle ‘hayvandan öte’ bir tür haline geldiğini iddia edebilmiştir. Aynı şekilde ekosistemin bir parçası olduğunun reddi, tüm canlıların üstünde efendiliğe ve hiyerarşik bir ilişkiye dönüşmüştür. Bu anlamda doğa, insanın kendi dışında konumlandırdığı bir meta ve ihtiyaçlara uydurularak değer üretme kapasitesiyle, muğlak bir varoluş halidir. Doğaya atfedilenler, insan evriminin evreleri boyunca kültürünün ona biçtikleriyle tarif edilebilmiştir.
  • (daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu -1-

Dr. Steve Best

Bugün insan kimliğinden bahsedeceğim. Kim olduğumuzdan, kim olduğumuzu düşündüğümüzden, kime insan dendiği, bunun ne anlama geldiği ve  insan kimliği denen şeyin neden bir hata olduğuna dair insan kimliği politikalarından bahsedeceğim.Bu yüzden konuşmamın adını “insan kimliği ya da insan doğası üzerine bildiğiniz herşey yanlış” adını verdim. Çünkü hâlâ kim olduğumuz bilmiyoruz, ben  işte bu paradoksu ortaya koyacağım.

(daha&helliip;)

Artık Bahane Kalmadı

Bugün öteki hayvanları neden öldürmemiz, yememiz, giymemiz gerektiğine  dair bahaneler uydurmaya son verip gereken kararı vermenin zamanıdır.  Bahanelerinize bir bakın ve onların ardında ne olduğunu kendinize sorun. Toplumsal olarak dışlanma korkusu mu ? Tembellik mi? Veganizmle  ilgili bilgi eksikliği mi?  Yoksa hayvanları sırf kullanalım diye var olan “şeyler” olarak görmeyi tercih etmeniz ya da düşünmenizin temeli saf bir türcülük mü? Yoksa iştahınızın bir hayata son vermekten daha önemli olduğunuza inanmanızdan mı?

(daha&helliip;)

“Türcülük, Ekosavaşlar ve Güney Afrika’nın Ölüm Tarlaları”

Dr. Steve Best

Gerçekten, Afrika, kökleri Avrupa emperyalizmi, Amerikan neo-emperyalizmi ve çağdaş uluslar aşırı şirketler ve bankaların avcı doğasında bulunan insan ızdırabıyla dolup taşıyor. Açlıktan ölen bebeklerin inlemeleri, çığlıkları, palanlarla saldırıya uğrayan insanların haykırışları dolduruyor havayı. Ama insanın kurban edilmesinin çözümü hayvanların kurban edilmesi, fillerin ve yaban hayatının bir bütün olarak sürdürülebilirliğini saptıran bir şekilde sömürme mantığı gütmek değildir. Afrika’yı  küresel bir bağlamda hasta eden sorunların ekonomik ve politik köklerini kavramak önemlidir, bir yandan farklı baskı biçimlerinin- meselâ ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, türcülük ve sınıf ayrımcılığı gibi –birbirine nasıl temas ettiği, birbiriyle nasıl bağdaştığı ve güçlendirdiğini de anlamak gerekmektedir.

(daha&helliip;)

Türcülük İşe Yaramıyor

 

Marc Bekoff

Şempanzeleri kayır, karidesleri kızart, farelere şok ver, bitleri öldür, domuzları ye, kurbağalara dirikesim yap, tavşanları kör et… bütün bu alışkanlara yön veren ne?

150 yıl önce, Charles Darwin klasik kitabı Türlerin Kökeni’ni yayınladı. Bu  kitap bugüne dek basılan en etkili kitaplardan birisi kabul ediliyor. Hem bu kitapta hem de başka eserlerinde Darwin türler arasında var olan farklılıkların çeşit farklılığı değil bir derece farklılığı olduğunun altını çizdi, Darwin’in evrimsel devamlılıkla  ilgili düşünceleri “biz” (insanlar) ve “onlar”ın (hayvanlar) kim olduğu hakkında düşünme biçimlerimizde bir devrim yaptı.

(daha&helliip;)

Feminist Olmak, Vegan Olmak Demektir.

To be a Feminist is to be a Vegan

Angel Flinn

“Defalarca tekrar eden zor kullanarak gebe bırakma, acı dolu doğumlar, sonu gelmeyen süt sağmalar ve ağır kayıplardan sonra ruhları teslim olur, vücutları yıpranır, sütleri ise kurur. Doğada bir ineğin daha yetişkinlik çağına gireceği bir yaşta bir süt sığırının hayatı bitmiştir. Süt “üretimi”seviyesi düşünce hem o hem de diğer “harcanmış” inekler öldürülmek üzere kamyonlara bindirilir. Bunların bazıları gebedir. Hepsi ama hepsinden süt gelmektedir hâlâ. Ölüme doğru ite kaka götürülürler, öldürüldüklere yere sütleri damlar… Bütün süt endüstrisi işleri, ki buna organik de dahil, bir anneye bir insanın yapabileceği en kötüşeyi milyonlarca  savunmasız dişiye yapmak için vardır. Süt ürünleri tüketicileri bu pratiğe paralarıyla destek veriyorlar.”

Peaceful Prairie Barınağı broşüründen..

Vegan olmayan bir feministin evini ziyaret ettiğimde bana çayın yanında inek sütü ikram etmek istedi. İşte o zaman süt ürünleri (ya da başka hayvan ürünleri) tüketmeye devam ettikçe gerçek bir feminist olmanın imkânsız olduğunu anladım; çünkü bütün hayvan endüstrisi dişi üretim sisteminin sömürüsü üzerine  kurulu. Bu durum, feminist hareketin kadınların kendi bedenleri üzerinde kontrol hakkı olması için mücadele etmesine benzediği için feminist bir konu olarak kabul edilmeli.

(daha&helliip;)

Hayvanları Özgürleştirmek: Canlı Aletler

Andreé Collard

-Tam Metin-

Laboratuar araştırmalarında kullanılan hayvanlar canlı aletlerdir. “Canlı alet” ifadesini Aristo’dan alıyorum. Aristo bu ifadeyi bir kölenin Efendisinin dünyasındaki yerini nitelemek için kullanmıştı. Aristo’ya göre köle kendisine eşitsizce davranılmasını hak etmektedir; çünkü iki taraf arasında ortak hiç bir şey yoktur; köle yaşayan bir alettir, aletse canı olmayan bir köle. Köleye alet ismini vermek, efendinin kölenin kölelik tecrübesini görmezden gelmesini ve/veya inkâr etmesini sağlar. Onun köleyi nesneleştirmesini sağlar, kölelik hakkında nesnel bakışa sahip olmasını mümkün kılar.

(daha&helliip;)

Hayvanları Özgürleştirmek: Yaşayan Aletler -2

Andreé Collard

Acı algısı Ronald Melzack ve T.H. Scott’ın klasik olmuş “köpeklerde sosyal tecrit” çalışmasının da odak noktasıydı. Rockefeller Foundation, Psikiyatrik Araştırmalar Fon Kuruluşu ve Kanada Ulusal Araştırma Konseyi’nin nezaretinde İskoç terrierleri doğdukları andan erişkinliklerine dek tekli kafeslerde duyusal ve sosyal tecrübelerinden yoksun bırakılarak yaşamaya zorlandılar. Ardından köpeklerin bu manipülasyonlara verdikleri patolojik tepkiler gözlendi ve  ölçüldü.

(daha&helliip;)

Hayvanları Özgürleştirmek: Yaşayan Aletler

Andree Collard

Laboratuar araştırmalarında kullanılan hayvanlar yaşayan aletlerdir. “Yaşayan alet” ifadesini Aristo’dan alıyorum. Aristo bu ifadeyi bir kölenin Efendisinin dünyasındaki yerini nitelemek için kullanmıştı. Aristo’ya göre köle kendisine eşitsizce davranılmasını hak etmektedir; çünkü iki taraf arasında ortak hiç bir şey yoktur; köle yaşayan bir alettir, aletse canı olmayan bir köle. Köleye alet ismini vermek, efendinin kölenin kölelik tecrübesini görmezden gelmesini ve/veya inkâr etmesini sağlar. Onun köleyi nesneleştirmesini sağlar, kölelik hakkında nesnel bakışa sahip olmasını mümkün kılar.

(daha&helliip;)

Sıradan Bir İkiyüzlülük

Gary L.Francione

Büyük kuyruksuz maymunların, yunusların, papağanların hatta “yenen” hayvanların onlara daha fazla legal koruma ve ahlâki önem atfetmemizi sağlayacak belirli bilişsel özellikleri var mı?

Son zamanlarda bu tür yorumlar çok görüldü. Bu girişimin ardındaki esas mantık ise  eğer zeki, duygu sahibi ve kendilerinin farkında olduklarını öğrenirsek onlarla olan ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiği nosyonu. Hayvanların eğer bizimkisi gibi bir zihni varsa o zaman menfaatleri de bizimki gibidir, gene aynı sebeple daha fazla korunma altına alınmayı hakkediyorlar, diyor bu argüman. Bu “bizimki gibi zihin” yaklaşımı bir bilişsel etholog endüstrisi kurdu, bu insanlar –ironik olarak bir çok hayvan deneyi yürüterek- hayvanların hangi dereceye dek bize benzediğini öğrenmek için çabaladılar.

(daha&helliip;)

Onların Gözyaşları

Garda Ghista

İki yüzyıl önce Avrupalılar milyonlarca siyah Afrikalıyı esir ederek onları gemilerle Amerika kıtasına getirdi. Milyonlarcası hastalıktan, yetersiz beslenmeden, açlıktan ve gaddarlık sonucu o gemilerde  öldüler. Bugün insanların çoğu bu olayın yanlış olduğunu anlıyor, siyah Afrikalıların aynen beyaz insanlar gibi eşit insani değerlere sahip olduğunu biliyorlar. Ancak bir adım daha atıp zihinlerimizi biraz daha genişletmemiz gerekiyor. Hayvanların da hakları var. Hayvanlar da acı çekmek istemiyor. Onlar da kendilerini iyi davranılmasını istiyorlar. Onlar da sevilmek istiyor. Ve onlar da kesinlikle kendi hayatlarını yaşamak istiyorlar. Doğal sonları gelmeden ölmek ya da  öldürülmek istemiyorlar. Bu onların da hakkı. Büyük aktivist ve yazar Teslime Nesrin otobiyografisi Meyebele’de bir bayramı şu şekilde anlatıyor:

(daha&helliip;)

Bir Hayatın ve Bir Ölümün Anlamını Ararken

Daniel Shaull’un son sözleri: “HAYVANLAR ÖLÜYOR! HAYVANLAR ÖLÜYOR!”

Animalliberationfront.com

Dün, Ungar Kürkçülük’ün önünde bir adam kendini ateşe verdi, ve yanarak öldü. Artık adını biliyoruz: Daniel Shaull. Ve yaptığı şeyin, Nicholas Kürkçülük para kazansın diye gün be gün korkunç şekillerde ölmeye devam eden hayvanlarla dayanışmak adına hayata geçirildiği anlaşılıyor. Artık, yanarken ve  korkunç acılar içerisindeyken  kürk mağazasına girmeye çalıştığını, Portland’daki son kürk mağazasındaki manto ve süslere, kan lekeli paralara bütün yangını yaymak istediğini biliyoruz.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğü: Bedeli Ne Olursa Olsun

Robin Webb

ALF Press Officer /ALF Basın Sözcüsü

“Hayvan manyakları”, “teröristler”, “insandan nefret edenler”, bunların her biri iktidara aç, çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen sömürücüler ve medya tarafından başka türlerden kardeşlerimize adalet için “Hukuk” çerçevesi-kimin hukuku?- dışında çalışan ALF’i ve benzeri grupları tanımlamak için kullanılan terimler.

Gerçek çok farklı.  İnsanlar farklı sosyal gruplardan, farklı yaşlardan, farklı inançlardan  geliyor ya da inançsız insanlar.  ALF’i ve benzeri grupları oluşturan merhametli komandolar bunlar işte.

(daha&helliip;)

Et Yemek İçin Evrim Geçirmediğimizin 7 Kanıtı

Robert Grillo

Kim bilir kaç defa tarihin bir şekilde kendi düşüncelerini haklı çıkardığı ve onun gelecekte de var olmasının etik meşruluğunu sağladığı şeklindeki mantıksız bir varsayımla kendi davranışlarını haklı çıkaran insanlara rastlamışınızdır. Aslında tarih boyunca etkili liderler ve düşünürler; kölelik, soykırım, kadınların baskı altına alınması, ırkçılık, cinsel yönelim, din, renk ve şimdi de tür farklılığı gibi bir çok âlakasız kritere dayanarak aynı sorunlu mantığı kullandılar.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğünün Peşinde Olduğu Şey

Dr. Steve Best

Eğer hayvan hakları hareketi başka bir “menfaat grubu” olmaktan daha başka bir şey olmak istiyorsa, eğer amacı hayvan özgürlüğünün hedeflerini hayata geçirmekse, insan kimliğini ve toplumu radikal anlamda dönüştürecek o potansiyeli gerçekleştirmekse , o zaman geçmişteki toplumsal hareketleri incelemek , onların başarılarından ve başarısızlıklarından – özellikle de çevre hareketinden- bir şeyler öğrenmek, ve böylece doğru dersleri öğrenerek aynı hataları tekrar etmemek zorunda. Aktivistlerin ana akım kuruluşları eleştirmesi, felsefi ve taktik çeşitliliği sürdürmek için mücadele etmesi; yeraltı, doğrudan eylem ve halk hareketlerinin yaşamsal önemini ortaya koyması gerekiyor.

(daha&helliip;)

Bütün Hayvanlar İçin Tek Bir Hak

Prof. Gary Francione

Hayvanların ahlâki hakları var mı? Onlara ne tür yasal statüler vermeliyiz? Bu tartışma son derece kafa karıştırıcı bir hâl aldı. Bazı hayvan hakları savunucuları hayvanlara insanlarla aynı hakları vermemiz gerektiğini söylüyor. Bu elbette absürd. İnsan olmayan canlılara verilemeyecek bir çok insan hakkı var.

Ben farklı bir şey önermek istiyorum: mantıklı ve tutarlı bir hayvan hakları teorisinin hayvanların sadece tek bir hakkına odaklanması gerekiyor; o da hayvanlara  insanların mülkü gibi davranmama hakkı.

(daha&helliip;)

Kurban Manzaralarından Tiksinmenin Kısa Olmayan Tarihi

Sezai Ozan Zeybek

Kurban bayramı geldi. Malum, her kurban bayramında benzer bir tartışma yaşanıyor: Kurban kesimi sırasında yaşanan “manzara”lara (böyle deniyor gazetelerde) toplumun bir kesimi şiddetle itiraz ediyor. Diğer bir kesimse geleneklerden, dini vecibelerden ve bazen hayvan kesmenin (mezbahalarda kesmeye kıyasla) daha az yabancılaşma içerdiğinden bahsediyor. İtiraz edenlerin farklı, hattâ bazen birbiriyle hemen hemen hiç örtüşmeyen gerekçeleri var. Keza, kurban kesen veya kesmeye sıcak bakan insanlar da homojen bir grup oluşturmuyor. İki grup içinde de yaklaşım bakımından önemli farklar var. Bazı durumlarda kurban kesimine itiraz edenler ve kesimi savunanlar arasındaki fark pek büyük değil. Uyuşmazlık daha çok yönteme, prosedürlere yönelik. Bazı durumlardaysa bu tek tartışma, kişilerin hayattaki duruşuna dair daha genel bir ayrışmaya tekabül ediyor.

Bu yazıda, kurbanla ilgili günümüzdeki tartışmaları değişik bir tarihsel perspektiften yeniden değerlendireceğim. Gelişmiş-geri kalmış, inançlı-inançsız, hayvan dostu-zalim gibi ayrımların ötesine geçip daha geniş bir zaman dilimi üzerinden insan-hayvan ilişkilerine bakmak istiyorum. Hayvanların insan toplumları üzerinde ne kadar belirleyici olduğu konusunda genel bir sessizlik hakim. Oysa benim iddiam şu: Hiç alâkası yokmuş gibi gözüken birtakım toplumsal süreçler dahi insanın hayvanla kurduğu (ya da kuramadığı) ilişkilere dayanıyor olabilir. O anlamda, kurban kesimi karşısında gösterilen (olumlu ya da olumsuz) tepkilerin dahil olduğu daha geniş bir bağlam var. İşin aslı, bu tartışma sadece Türkiye ile ya da kurban kesilen müslüman ülkelerle de sınırlı değil. Tartışmanın ana eksenleri (hayvanların konumunun ne olduğu) uzun süredir çeşitli şekillerde tartışılıyor. Niyetim, bu tartışmayı sürdürmek.

(daha&helliip;)