Etiket: hayvan özgürlüğü felsefesi

Hayvan Bakış Açısı Kuramı/IV.Kısım: Hayvan Bakış Açısı, Etik, Adalet ve İnsan Doğası

Dr. Steve Best

Etik anlamda,  hayvan bakışı; adalet kurallarının belirlenmesi, bir toplumun veya bireyin moral karakterinin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi ve  Homo sapiens’inşiddet dolu, agresif, hiyerarşik ve baskıcı eğilimleri olan bir tür olduğunun altını çizen eleştirel bir perspektif kazanılması anlamında bir çok değer üretiyor ve bunun bir çok sonuçları bulunuyor.

(daha&helliip;)

Hayvan Bakış Açısı Kuramı /I. Kısım

Yazının tamamı altı kısımdan oluşuyor.

1.Hayvan Bakış Açısı Teorisinin Epistemolojisi ve Politikası

2.Marksizm, Çevresel Determinizm ve Eko-Hümanizm

3.Türcülük ve Hiyerarşinin Doğuşu

4.Hayvan Bakış Açısı, Etik, Adalet ve İnsan Doğası

5.Bir Dağ (Aslanı) Gibi Düşünmek: Hayvan Bakış Açısı ve Militan Doğrudan Eylem

6. Sonuç: “Tarih Bilmecesi”nin Şifrelerini Çözerken

Dr.Steve Best

Tarihsel ve toplumsal dinamiklerin karmaşıklığı ancak çoklu perspektifle uygun şekilde kavranabilir. Bu çoklu perspektifler Marksizm, feminizm, ırk/sömürge sonrası dönem incelemeleri, ve çevreci determinizm gibi eleştirel yaklaşımları kapsıyor. Sınıf, toplumsal cinsiyet, coğrafya ve iklim gibi belirleyicilere ayrıca insan tarihine hayvanların yaptığı etkiyi de eklememiz gerekiyor, ya da insan-hayvan ilişkileri ve karşılıklı etkileşimleri de diyebiliriz- hayvan bakış açısını kullanınca bu daha da netleşiyor.

(daha&helliip;)

Hayvanların Ahlâki Statüsü

I. Hayvanlar Ahlâken Önemli Olabilirler mi?

Bir canlının ahlâki anlamda kaale alınmayı hakettiğini söylemek bu tür iddiaları kabul edebilen canlılar üzerinde ahlâki bir talebin olduğunu söylemek demektir. Ahlâken kaale alınabilen bir canlı, ahlâken bağlayıcı bir anlamda kendisine haksızlık yapılabilen bir canlıdır. Genel olarak bütün insanların ve sadece insanların bu tür talepleri olduğu düşünülür; çünkü bu taleplere ancak insanlar yanıt verebilir. Ancak kendisine haksızlık yapılan canlıların neden yalnızca bütün insanlar ve yalnızca insanlar olduğunu sorduğumuzda aradığımız yanıtları hemen bulamayabiliriz. İnsanlar Homo sapiens türüne aittir. Ancak tür üyeliği ahlâki bir talebin neden sadece bu türe ait canlılar tarafından yapıldığını, neden diğer türe ait canlılar tarafından yapılmadığını açıklamıyor. İnsanların Homo sapiens türüne ait olması elbette insanların ayrıksı bir özelliği-insanlar ayrıksı bir fizyoloji ve genetik bir yapı paylaşıyor, ama ahlâki bakış açısından bu gerçeğin bir önemi yok. Tür üyeliği ahlâken bağlayıcı olmayan bir niteliktir, Malezyalı ya da Fransız, erkek ya da kadın olarak doğmaktan daha ilginç değildir. Tür üyeliği bir türün, yani bizim türümüzün üyelerinin diğer türlerden canlılara verilmeyen ahlâki bir öneme sahip olduğu görüşünü destekleyemez. Elbette ahlâken önemli olan şeyin biyolojik bir kategoriye ait olmak olmadığı öne sürülebilir, ileri sürdüğümüz ahlâki talepleri mümkün kılan bizim insan oluşumuzdur. İnsanlar sahip olduğumuz tamamıyla insana özgü kapasiteler sebebiyle ahlâki bir önem taşırlar.

(daha&helliip;)

Hayvan Haklarının Özü: Ahimsa

Dr.David Sztybel

Temel olarak ahimsa şiddet içermemek anlamına gelen bir ilkedir. Bu isim kullanılmasa bile modern hayvan hakları teorilerinde ahimsanın yansımasını bulabiliriz. Ahimsa bir Hint dini olan Jainizm’den kaynağını almıştır, 5,000 yaşını aşmış bir ilkedir. Hiç birimiz ciddi mental ya da fiziksel zararlar görmeyi istemeyiz. Ancak akıl tutarlı olmayı gerektirir. Eğer zarar gören kişinin kendisi değilse ya da o insanın sevdiği bir grubun ya da grupların dışında kalan birisiyse o zaman bu gerçekler kimseye bu insanlara zarar verme hakkı vermez.

(daha&helliip;)

Canlılar ve Şeyler: Bütün Hayvanlar Âlemi

 

Tim Gier
Geniş anlamda konuşursak herşey nesnedir.

Yaşayan şeyler var, yaşamayan şeyler var. Yaşayan şeyler arasında sadece hayatta olan şeyler var; mesela bitkiler, mantarlar, küfler gibi. Bir de sadece hayatta olmaktan fazla olan şeyler var, işte onlara biz “canlı varlıklar” diyoruz. İnsan canlıları var, bir de insan olmayan canlılar var. Yani şeylerin bir düzeni var, bunlar da yaşayan şeylerin bir alt kümesine sahip, onların altında ise canlı varlıkların alt kümesi var, o kümenin altında ise insan canlıları ve insan olmayan canlıların alt kümesi bulunuyor.

Bu altkümeleri daha da alt kümelere bölebiliriz. İnsanların alt kümesi belki erkek ve dişi alt kümelerine ayrılabilir, ayrıca heteroseksüel, biseksüel ve homoseksüel alt kümelerine ayrılabilir. İnsan olmayan canlıların alt kümesini ise diğer türlerin alt kümelerine- kaninlerin, felinlerin, ekinelerin vb. altkümelerine ayırabiliriz- çünkü insanların alt kümesi sadece tek bir türü kapsasa da (Homo sapiens) insan olmayan canlıların alt kümesinde bir çok tür bulunuyor.

(daha&helliip;)

Hayvan Hakları Felsefesi : Mükemmel Bir Giriş


David Meyer Ph D.

Psikoloji Prof. 

Michigan Üniversitesi

Toplumumuzda diğer hayvanlara kıyasla insanlar için farklı bir ahlâki standart kullanılır. Diğer hayvanlardan farklı olarak insanlar  yenmek için yetiştirilmez, berbat koşullar altında çiftliklerde beslenmez ve daha fazla et elde etmek adına genetiğiyle oynanmaz. İnsan derisini ürünlerde kullanmayız. İnsanların gözlerinde deneyerek tüketici ürünlerinin güvenli olup olmadığını test etmeyiz. Kanseri tedavi etmek adına insanlara kanser bulaştırmayız, insanları sirklerde performanslar yapsınlar diye zorlamaz, ya da diğer insanlar eğlence diye onları parklarda esir tutmayız. Toplumumuz bütün bu davranışların hem etiğe hem de ahlâka aykırı olduğunu idrak edeceğimiz derece evrim geçirmiştir. Ancak bütün bu eylemlerin homo sapiensler olmayan canlılara uygulanmaktadır. İnsanlar, insanların hayvanlardan tamamen farklı olduğu ve bu yüzden farklı bir ahlâki davranışı hakettiklerini ispat etmek için bilimsel, dinsel ve  sezgisel gerekçelere başvuruyor. Bu tür meşrulaştırmaların dikkatli bir şekilde incelenmesi sonucunda bu gerekçelerin hatalı ve hayvanlara farklı bir bakış geliştirmenin de kaçınılmaz olduğunu söyleyebiliriz.

(daha&helliip;)

İnsanın Hayvan Olduğu Gerçeğinden ve Ölümden Saklanmak

Picture
“Dünyadaki en yüksek tahtta  bile olsa  sonuçta kıçımızın üstünde oturuyoruz”.

Ernest Becker
“İnsan yaşamak için yalan söylemek zorunda olan korkmuş bir hayvandır.

Toplumlar ölümü inkâr etmek üzerine kurulmuş standart sistemlerdir.”

Ernest Becker

İnsanlar ölümlü olmaktan bir çok şekilde saklanıyor. Ölülerimizi saklıyoruz. Dışkılarımızı saklıyoruz. Bedenlerimizi saklıyoruz. Yediklerimizin kökenlerini saklıyoruz. Bizim de hayvan olduğumuz  bilgisinden kendimizi saklıyoruz.

(daha&helliip;)

Bilinç, Acı çekme ve Bölümleme

Picture

Bilinçlilik ve acı çekmek arasında bir bağlantı var. Farkındalık arttıkça acı çekme düzeyi de artıyor. İnsan farkındalığı ve baskıyı nasıl dengeliyor?

“Acılar dayanılmaz bir hâl aldığında ağlayışlar artık duyulmaz. Ağlayışlar da yaz yağmuru gibi düşer toprağa”. Bertolt Brecht
(daha&helliip;)

Türcülüğün Kökleri 2

Bu Kavramlar Neden Önemlidir?

Benzeri haklı çıkarmalar farklı tahakküm biçimleri için kullanılırlar. Bu yüzden tarım toplumlarının başlangıcında farklı hiyerarşilerin beraber ortaya çıkmış olması şaşırtıcı değildir. Farklı baskı türleri arasındaki sembolik, kavramsal ve nedensel bağlantılar dikkatimi çekiyor. Tahakkümün köklerine bakmaksızın toplumun yaralarına sadece bant koymuş oluruz. Ya da daha kötüsü, bir grubu alçaltırken bir diğerinin statüsünü yükseltmiş oluruz. Hiç birisi de uğruna mücadele ettiğimiz toplumu yaratmayacaktır.

Bu websitesi insanlara insan,çevre ve hayvanların maruz kaldığı baskıları insanlara anlatmak amaçlı bir site. Geçmişte, insanlar hayvanların maruz kaldığı zulümleri insanların maruz kaldığı zulümlerle kıyaslamaya kötü gözle bakıyorlardı; ancak, Marjorie Spiegel tarafından dile getirildiği gibi, “hayvanların yaşadığı acıları siyahlara (ya da başka grupların yaşadığı acılara) benzetmek sadece türcüler için hakaret niteliği taşıyor; hayvanların ne olduğu konusunda yanlış bir nosyon sahibi olanlar için böyle bir nitelik taşıyor.Kendisi gibi acı çeken bir canlının kendisine benzetilmesinden rahatsız olan insanlar türcülerin propagandasından etkilenen insanlardır.Hayvanlara olan benzerliğimizi reddetmek demek kendi gücümüzü inkar etmek ve altını oymak demektir.Kurban olanlardan çok bizleri kurban durumuna düşürenler gibi olmak istiyoruz demektir.”

Geleneksel değerleri eleştirmeliyiz.

Bu değerlere yaslanan politik kurumları eleştirmeliyiz.

Ve kendi önyargılarımızı eleştirmek zorundayız.

IRKÇILIK

Irkçılığı savunanlar farklı ırk gruplarını hayvanlara benzetirler.Böyle yaparak, o ırk grubu Batılılara kıyasla  evrimsel manada daha aşağı ve daha az zeki olarak kabul edilir.Bir kez hayvan olarak damga yedikten sonra, o ırk grubuna hayvanlarmış gibi davranılabilir.

Farklı ırktan insanlar üzerinden tahakküm ve kontrol sahibi olma denemesi içerisinde kölelik yandaşı yazarlar Afrikalı Amerikalıları hayvan diye niteleyerek onları aşağıladılar. “The Negro as a Beast” (1900) gibi çalışmalar “Vahşi Zenci “ gibi klişeler yaratmıştır, bu tür klişeler de Afrikalı Amerikalıları maymunlara ve önüne gelenle seks yapan hayvanlara benzetmiştir.Siyahlar insan altı, kötülük dolu, suça yatkın, akıl sahibi olmayan insanlar olarak gösterilmiştir, böylece siyahlar beyaz erkekler tarafından kontrol edilip boyun eğdirilmesi gereken hayvanlar olduğu nosyonu sürdürülmüştür.

Bu tür insanlıktan çıkarıcı etiketler bugün de devam ediyor. Örneğin, beyaz bir üstünlükçü ırkçı felsefenin dünya görüşünü nasıl değiştirdiğini şöyle anlatıyor: “bambaşka bir dünyaydı…siyahları görürdüm ve hepsini de maymunlara benzetirdim”.

Bu teknik Nazi rejimi sırasında Yahudileri ezmek için de kullanılmıştır. Yahudilere genellikle “domuz”, “köpek”, “sıçan”, “fare” ve “parazit” gibi kelimeler kullanılmıştır, böylece Aryan ırkından aşağıda oldukları ispat edilmeye çalışılmıştır. Amerikan Yerlileri de bu tür bir dilden muzdarip olmuştur, sömürgeciler tarafından “vahşi hayvanlar” olarak görülüp “koyunlar gibi ehlileştirilmesi” gerektikleri düşünülmüştür. İnsan değil de hayvana yakın oldukları düşünülünce toplu kıyımların yapılması rasyonalize edilmiştir.

Hayvanları kullanarak dilde aşağılamak savaş zamanlarında da düşmanı küük düşürmek için kullanılmıştır. Japonlara 2. Dünya Savaşı’nda sarı maymunlar ve deli köpekler denmiştir. Vietnam Savaşı’nda Vietnamlılara toprağı işgal eden parazitler denmiştir. Irk gruplarını savaş zamanında hayvanlara dönüştürerek  düşmanın acıya ve ızdıraba işkenceye maruz bırakmanın yarattığı suçluluk duygusu bertaraf edilmiştir.

Bugün hayvanları sömürmek için kullanılan yöntemlerin çoğu insan köleleri kontrol etmek için de kullanıldı. Tarihsel bir benzetme yaparak Jacoby hayvanların evcilleştirilmesinin insan köleliği için bir model yarattığını söyledi.

The Dreaded Comparison adlı roman Afrikalı Amerikalılara Kuzey Amerika’da yapılan korknuç eylemlerin bugün de hayvanlara uygulandığını ortaya koyuyor. Avrupalı sömürgecileri Afrikalıları anavatanlarından çalınca onları zincirlere vurup sıkış tıkış bir halde gemilerle Amerika’ya taşıdılar, koşullar öyle kötüydü ki siyahların yarısı yolda öldü. Bu gemiler bugün büyük baş hayvan taşımacılığı için kullanılmalarıyla ünlüdür, ve modern hayvan taşımacılığı koşullarının birebir aynısıdır. Domuzlar, tavuklar, inekler ve diğer hayvanlar 12,36 ve hatta 72 saat boyunca su veya yiyecek olmaksızın çok zor hava koşullarında nakledilmekte ve bu hayvanların bir çoğu ulaşım stresinden kaynaklı aşırı kilo kaybı yaşamaktadır.