Etiket: etoloji

21. Yüzyıl Devrimi

Dr. Steve Best

 Soruna Giriş

 

Özgürlük, haklar, demokrasi, şefkat etiği, barış, türler arası adalet ve ekoloji savaşında bir çok kaleyi kazanıyoruz.

Ama savaşı kaybediyoruz.

Hırs, şiddet, yağmalama, çıkar ve tahakküm savaşını. Uluslarlarası şirketlere, dünya bankalarına ABD imparatorluğuna, Batı askeri makinelerine karşı olan savaşı. Ekonomik büyümeyi, teknolojik gelişmeyi, aşırı üretimi, aşırı tüketimi ve aşırı nüfus artışını her yere yayan sistemlere karşı olan savaşı.

Son on yıllarda yaşanan yoğun sosyal ve çevresel mücadelelere rağmen, demokrası ve ekoloji mücadelesinde toprak kaybediyoruz.

(daha&helliip;)

Ahlâk Evrimleşti mi?


İnsan doğası ahlâkı benimser; ancak bazen ahlâk insan doğasıyla çelişir.
(Bu yazıda Steve Stewart Williams’ın “Darwin, God and the Meaning of Life:Darwin, Tanrı ve Hayatın Anlamı” adlı kitabından alıntılar yapılmıştır).
Ahlâk, doğal seleksiyonun görünmez elleri tarafından ustalıkla işlenmiş bir adaptasyon mudur? Yoksa sadece bizim uydurmamız mıdır? Bu sorunun cevabı hayli karmaşık. Bir taraftan bakıldığında evrim teorisinin, yardımseverlik, empati ve bazı cinsel davranış türlerine karşı gösterdiğimiz karakteristik tutumumuz gibi ahlâk kuralları dahilindeki birtakım davranışların temeline ışık tutabildiği inkâr edilemez.

(daha&helliip;)

Hayvan Adaleti

Marc Bekoff

 

Hayvanlarda ahlâk duygusu var mı? Doğruyu yanlıştan ayırt edebiliyorlar mı?

Tarihsel olarak cevabı evet. Charles Darwin hayvanların aynen insanlar gibi moral varlıklar olabileceğine inanıyor ve insan ahlâkının öteki hayvanlardaki benzer sosyal davranışlarla süreklilik gösterdiğini düşünüyordu. Darwin  çok sayıda hayvanda bulunduğuna inandığı sempati kapasitesine özel bir itina gösterdi. Şöyle yazdı:” dikkat çekici sosyal içgüdüleri olan her bir hayvan entelektüel güçleri en az insanınki kadar geliştiği zaman ister istemez ahlâki bir vicdan duygusuna sahip olur”.

(daha&helliip;)

Bizi insan yapan ne?

Wolf ethology.jpg

Marc Bekoff /Etoloji Yazıları

İnsanların diğer hayvanlardan ne anlamda farklı olduğunu açıklamaya çalışan bir çok iddia gelip geçmiştir. Örneğin;  insanların tanrı’ya benzediği ve akıl sahibi tek varlık oldukları ileri sürülmüştür hep. İnsanlar Tanrı’ya benzeyen tek hayvan olup olmadığımız konusunda farklı şeyler düşünüyorlar ve elbette kanıtlanabilecek ya da çürütülebilecek bir iddia değil bu. Ancak, bir çok araştırma hayvanların akıl sahibi canlılar olduğunu ve bir zamanlar sadece insanlara ait olduğu sanılan  alet yapıp kullanmak, kültür sahibi olmak, benlik duygusuna sahip olmak, kompleks iletişim sistemleri kullanmak, sanat  üretmek, doğruyu yanlıştan ayırtedebilmek, zengin ve derin duygusal hayatlar sürebilmek gibi bir çok niteliğe de sahip olduklarını ortaya koyuyor. Bizi diğer hayvanlardan ayıran iki nitelik ise bizim yemek pişirmemiz ve diğer hiçbir hayvanın bizim kadar yıkıcı ve kötülük dolu olmaması.

(daha&helliip;)

Filler Ağlar mı?


Marc Bekoff

Hayvan davranışını incelerken en çok karşılaşılan sorulardan birisi “ Hayvanların duyguları var mı?” sorusudur. Cevabı basit, “elbette var”. Bir bakın onlara, dinleyin, ve cesaretiniz varsa  arkadaşları ve düşmanlarıyla bir aradayken onlardan gelen kokuyu koklayın. Yüzlerine bakın onların; kuyruklarına, vücutlarına ve  en önemlisi, gözlerine. Dışarıdan gördüğümüz şeyler bize hayvanların kafaları ve yüreklerinde neler olup bittiğine dair öyle çok şey anlatıyor ki.

(daha&helliip;)

HAYVAN MANİFESTOSU

Marc Bekoff

Hayvanlar bizden ne istiyor? Onların manifestosu, bize daha iyi davranın ya da bizi rahat bırakın olabilir.

Kim oldukları ve onlara nasıl davrandığımız düşünülünce bizden bunu istemekte sonuna dek haklılar. Çoğu kez öteki hayvanlarla  ilişkimizi belirleyen şey zulüm oluyor. Hayvanlar kendilerini güvende, emniyette hissetmek, huzur içinde yaşamak istiyorlar, aynen bizim gibi. Hayvan manifestosu, daha çok nezaket içeren bir eylem çağrısı. Öteki hayvanları kurtarırken bir yandan da kendimizi kurtarıyor olacağız. Hayvanların nelere ihtiyacı olduğunu, bizden ne istediklerini dinlerken kendimiz hakkında da bir çok şey öğrenebiliriz.

(daha&helliip;)

Doğru Soruları Soruyor muyuz?

Tim Gier

Hayvanları savunanların çoğu şu ya da bu yaklaşımın diğer insanları hayvanlara zarar vermenin ve  onları öldürmenin yanlış olduğuna ikna etme konusunda daha etkili olacağına inanıyor. Yani şu tür sorular sorarsak eğer: şiddet içeren görüntüler kullanmak faydalı mı? tek konu odaklı kampanyalara mı yönelmeliyiz (yunusların katledilmesini kınamak gibi mesela) yoksa veganizmi mi savunmalıyız? Yoksa (kafeste yetiştirilmeyen tavuklar gibi) daha az zulüm içeren sömürü biçimlerini savunmak yoksa herşeyi daha kötü mü yapıyor, aradığımız türden değişimlerin meydana gelmesini uzun vadede imkânsız hale getiriyor? Bunların hepsi ilginç sorular. Ama ya doğru sorular değilseler?

Acaba doğru soruları soruyor muyuz?

(daha&helliip;)

Süper-Avcı İnsanlar

Humans fishing underwater

 

İnsanlar kısa zamanda nasıl daha çok sayıda av yakalayacaklarını öğrendiler.

Avcı canlılar bu gezegende 500 milyon yıl boyunca yaşadılar. İlk örneğin ise basit türden bir deniz organizması olduğu sanılıyor, mesela bir çeşit yosun ya da kabuklu hayvan ya da dev bir karides gibi. Daha sonra ise T.Rex gibi ünlü avcı dinozorlar çıktı ortaya, onu ise  modern kurtlar ve kılıç dişli kediler gibi büyük dişli memeliler takip etti.

Yüz ya da iki yüz bin yıl sonra ise dünyanın en güçlü avcısı geldi sahneye:

Biz.

(daha&helliip;)

Evet, Balıklar da Acı Çekiyor…

Wyoming Üniversitesi’nden Dr. James Rose balıkların acıyı işleyecek türden nörolojik bir donanıma sahip olmadığını öne sürüyor (2003). Rose,  gerçek acının nosiseptif uyaranlara karşı verilen ilk tepkiden ayrı bir psikolojik tecrübe olduğunu söylüyor. Nosisepsiyon, sinir sisteminin gerçek ( ya da potansiyel) bir doku hasarının farkına varmasına deniyor. Rose balıkların nosiseptörleri olduğunu; ama nosiseptörlerin farkına vardığı şeyin gerçek acıyla aynı şey olmadığını söylüyor (amipler de meselâ tehlikeli uyaranların farkına varıp ona tepki gösteriyor, tehlike kaynağından uzaklaşıyorlar). Omurgalılarda (balıklar dahil), otomatik ve koordine bir tepki  verme eylemi(geri çekilme, mücadele etme, hareket etme belki ses verme gibi), beyinsapı ve omurilik tarafından oluşturuluyor.

(daha&helliip;)

Kim Korkar İçindeki Kurttan?

Jessica Pierce, PhD

Kızım bugün okuldan eve geldiğinde, öğle yemeği arasında çocukların tavuk göğüslerine havuç batırarak nasıl etrafı korkuttuklarını, sonra da telefonlarıyla nasıl resim çektiklerini anlattı. İğrenç evet, ama bunlar çocuk sonuçta. “tavuğu israf ettiniz, rahatsız olmadın mı?” diye sordum.” Anne, tavuk iğrençti zaten. Kimse yemedi. İçinde siyah siyah şeyler vardı. Hepsi çöpe gitti” dedi. Bu tavuklar için çok üzülüyorum, keder dolu hayatları ve dehşet verici ölümleri bir okulun kafeteryasında bulunan bir çöpe gitmekten başka bir anlam taşımıyor. Bazen dünyadaki hayvanların yaşadığı korkunç olaylara bakıyorum, özellikle de kendi akvaryumuma, ve ne oluyor ,diye düşünüyorum. Nasıl olur da hayvanların hayatları  bu kadar az şey ifade edebilir?

(daha&helliip;)

Ortak Nokta: Hayvanlar Hissediyor (Bizim Gibi)

Son birkaç on yıl içerisinde bütün yazılı tarih içerisinde öğrendiğimize kıyasla hayvanların duygularıyla  ilgili daha fazla şey öğrendik. Hayvanların temel haklarını meselâ kullanılmama hakkı gibi temel hakları reddedenlerin bu bilimsel veriye cevap verme sorumluluğu bulunuyor. Eski bir biyoloji profesörü ve dünyada hayvan davranışı üzerine en önde gelen uzmanlardan birisi olan Dr. Marc Bekoff şöyle söylüyor: “hayvanların duygularının varlığına karşı argümanlar yürütmek kötü bir biyolojinin kanıtı”. Bekoff 50 bilim adamından hayvan anektodları toplanarak hazırlanan “The Smile of a Dolphin” (2000) kitabı üzerinde çalışırken 50 kadar öyküyü de kitabın uzunluğu nedeniyle reddetmek zorunda kaldıklarını hatırlıyor. Bilim adamlar kişisel gözlemlerini paylaşmaktan dolayı memnun olmuşlardı (marjinalleşmekten ya da utanç duymaktan da korkmaları gerekmemişti üstelik). Onların neşesi de hayvanların kesinlikle hissettiğinin bir kanıtı gibiydi.

Yas tutma (ölü yavrusunu kucağında sallayan goril) insan-hayvan bağının kesin örneklerinden biri. Bekoff’un bu konu üzerine muhteşem yazılarından birinde yazar bir zamanlar sadece  insanlara ait olduğu sanılan ama kazlarda, tilkilerde, kurtlarda, lamalarda, hatta saksağan ve kunduzlarda da gözlemlenen bir duyguyu tanımlıyor. Belki de hayvanlarda yas- keder duygusunun (ve diğer kompleks duyguların) en iyi örneği fillerden geliyor. Onların yas duygusu  bu muhteşem yaratıkların sömürülmesi sebebiyle derin bir utanç yaratmalı bizlerde.

Köpeklerde keder duygusu kesindir. İnsanın yas duygusunun aynı işaretlerini evcil hayvanlarımız öldüğünde de görebiliriz: etrafa karşı umursamazlık, iştah kaybı, uyku saatlerinin değişmesi, dikkat dağınıklığı. Ağaçlarla değil de köpeklerle bağ kurmamızın bir sebebi var: sentient hayvanlarda duygusal karşılık verme kapasitesi bulunuyor. Biz onlara karşı bir şeyler hissediyorlar, onlar da bize.

Bir çok duygu ya da hissin(acı ve ızdırap gibi) öteki hayvanlarda değişik oranlarda var olduğunu kabul etmek artık ciddi tartışmaların ötesine geçmeli. Darwin’in söylediği gibi, cins değil derece türünden farklılıklar var türler arasında. Rasyonalize etmekten kendimizi uzak tutup ortak noktalara odaklanmalıyız: Onlar bizim gibiler.

http://inbehalfofanimals.com/

Hominid Dövüş Kulübüne Elveda


John  Horgan

Carl Sagan, sıra dışı iddiaların sıra dışı kanıtlar gerektirdiğini söylerdi. İşte size sıra dışı bir iddia: “şempanze tarzı şiddet insan savaşından hem önce ortaya çıktı, hem de insan savaşının yolunu açtı, böylece modern insanlar dur durmak bilmeyen, beş milyon yıldır devam eden ölümcül bir agresyon alışkanlığından hayatta kalmayı başarabilen canlılar oldular.”

(daha&helliip;)

“İnsanların Yarattığı Şiddet İçin Hayvanları Suçlamayın”

Marc Bekoff

 

İnsanların savaş yapmaya dair uzun zamandır varolan, hastalıklı saplantısı çok iyi biliniyor, bazı insanların biz hayvan olduğumuz için böylece yıkıcı sonuçları olan şekillerde davranmamızın doğal olduğunu iddia ettiği de biliniyor. John Horgan’ın yeni kitabı “The End of War-Savaşın Sonu” okumaya değer; yazar bu kitabında savaşın bazı insanların yaptığı bir seçim olduğunu ve kim olduğumuz (veya diğer hayvanların kim olduğu) gerçeğinin bir parçası olmadığını söylüyor:  savaş doğuştan gelen bir özellik değil. Horgan, “savaşın bilimsel nedenlerle sona ereceğine inanıyorum; savaşın moral nedenlerle sona ereceğine inanıyorum” (s.19) diyor. Başka düşünürler de genel olarak mesajına katılıyorlar.

(daha&helliip;)

Daha Çok, Bizim Gibi…

17.yy filozofu Descartes hayvan hakları tarihinde kötü bir şöhrete sahiptir. Kısaca söylemek gerekirse, Descartes beyinleri olmadığı  için hayvanların gerçek anlamda acı ve ızdırap yaşayamayacaklarını öne sürmüştür. Pratikte ise Descartes’ın teorisi yüzyıllar boyunca hayvanlara yönelik davranışlarımıza (özellikle de laboratuvarlardaki davranışlarımıza) yön verdi. Hayvanların içinde bulunduğu durum Immanuel Kant’ın etkisiyle biraz düzeldi (akıl sahibi olmayan hayvanlar her ne kadar bir amaç değil bir araç olsalar da birbirimize yönelik iyi davranışlar elde etmek adına onlara gene de iyi davranmalıyız diyordu Kant). Ancak 1966 yılında devlet Hayvan Refahı Yasası’yla hayvanların acısını kabul etti; yani, hayvanların bir robot olmadığını, elektrik akımlarından ve bisturilerden bir şekilde (az da olsa) korunması gerektiğini kabul etti. Ama sürekli yenilenen bilgiler (bu durumda hayvan zekâsına dair elde edilen yeni bilgiler) insan-hayvan ilişkilerini yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.

(daha&helliip;)

Köpekleri Sevmek, İnekleri Yemek

Tim Gier

Nicolette Hahn Niman, The Atlantic’te “Köpekler Yiyecek Değil: Veganizm Argümanındaki Yanılgılar” adında bir yazı yayımladı. Yazıda Niman “ köpekleri yemediğimiz için inekleri yememeliyiz” argümanının geçersizliğini ortaya koyduğunu söylüyor. İtiraz olarak ise köpeklerimize (ya da diğer evcil hayvanlarımıza) çiftlik hayvanlarından daha fazla değer verdiğimizi ve sırf kendileri oldukları için onları değer verdiğimizi söylüyor. Yani; Niman en azından Batı toplumlarında köpekleri bizim için taşıdıkları manevi değer nedeniyle yemediğimizi söylüyor.

(daha&helliip;)

Yavru Köpekleri Boğar mısınız?

 

Tim Gier

Yavru köpekleri boğar mısınız? Boğacağınızı sanmıyorum; eğer yavru köpekleri boğmuyorsanız inekleri yer misiniz? Eğer inek yemiyorsanız onların sütünü içer misiniz, derilerini giyer misiniz?

BP petrolü sondaj felaketinin meydana geldiği Meksika Körfezi’ne gidiyor olsaydınız ve elinizden gelse her yanı katrana bulaşmış pelikanları kurtarmaya çalışsaydınız gene de tavuk yer miydiniz? Ne de olsa kuş kuştur. Eğer tavuk yemiyorsanız, yumurtalarını yer misiniz peki?

Eğer diğer hayvanları kullanmanın bir biçiminin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, diğer kullanma biçimlerinin yanlış olmadığını düşünür müsünüz?

(daha&helliip;)

Bizi İnsan Yapan Ne?

Wolf ethology.jpg

 

Marc Bekoff

İnsanların diğer hayvanlardan ne anlamda farklı olduğunu açıklamaya çalışan bir çok iddia gelip geçmiştir. Örneğin;  insanların tanrı’ya benzediği ve akıl sahibi tek varlık oldukları ileri sürülmüştür hep. İnsanlar Tanrı’ya benzeyen tek hayvan olup olmadığımız konusunda farklı şeyler düşünüyorlar ve elbette kanıtlanabilecek ya da çürütülebilecek bir iddia değil bu. Ancak, bir çok araştırma hayvanların akıl sahibi canlılar olduğunu ve bir zamanlar sadece insanlara ait olduğu sanılan  alet yapıp kullanmak, kültür sahibi olmak, benlik duygusuna sahip olmak, kompleks iletişim sistemleri kullanmak, sanat  üretmek, doğruyu yanlıştan ayırtedebilmek, zengin ve derin duygusal hayatlar sürebilmek gibi bir çok niteliğe de sahip olduklarını ortaya koyuyor. Bizi diğer hayvanlardan ayıran iki nitelik ise bizim yemek pişirmemiz ve diğer hiçbir hayvanın bizim kadar yıkıcı ve kötülük dolu olmaması.

(daha&helliip;)

Köpek Yemek, İnek ve Domuz Yemekten Farklı mı?

Marc Bekoff

Ohio’da şahsa özel bir hayvanat bahçesinden kaçan bir çok hayvanın katledilmesi, hayvanların yasal ve ahlâki konumları hakkında bir çok soru koyuyor önümüze. Gerçekten de bireylerin egzotik hayvanları özel mülklerinde tutması  yasalarla engellenmiş olsaydı bu trajedinin yaşanmama ithimali vardı.

Eğer varolan yasalar katı şekilde uygulanır ve yaptığımız seçimlere sıkı sıkı bağlı kalırsa diğer hayvan katliamları da engellenebilir. Bugün Çin’de Jinhua, Zhejiang şehrinde düzenlenmesi gereken bir köpek yeme festivalinin iptal edildiğini öğrendim. Gıdayla ilgili seçimlerimiz konusunda yakın zamanlarda bir yazı yazmış ve bilinç sahibi canlıları tüketirken ne yediğimizi değil kimi yediğimizi düşünmemiz gerektiğini söylemiştim.

Elbette köpek yeme festivali düşüncesi bile midemi bulandırıyor, tiksinti duyuyorum; ama kendisiyle röportaj yapılan insanlardan birisinin söylediği gibi “ben festivalin iptaline karşıyım. Köpek yemek koyun, domuz ya da tavuk yemekten farklı değil”. Haklılar. Domuz yemekle ilgili yazımda “bazı insanlar ayı kurtarma programı için Çin’e gidip Animals Asia ile çalıştığımı öğrenince bana “oraya nasıl gidebilirsin, orada kedi köpek yiyorlar?” demişti. Ben de insanların rutin bir şekilde domuz, tavuk, inek ve milyonlarca başka bilinç sahibi hayvanı yediği ABD’den henüz ayrıldığımı söylemiştim onlara”. Köpek yemek barbeküde ya da restaurantta inek ya da domuz yemekten neden farklı?  Köpeklerin yenmesine kıyasla biz aslında yemek haline dönüşen domuz ve ineklerin yaşadığı gerçek ve acı dolu sürece tanık olmuyoruz.

Köpek yemek tiksinti verici olsa da biz de yemek seçimlerimizde tutarlı olmalıyız. Köpeklerin bir kamyondaki küçük kafeslere sıkış tıkış doldurulması ile domuzların ve  ineklerin kamyonlara doldurulması, ya da tavukları üreme kafeslerine tıkıştırılması arasında pek bir fark yok. Hepsini gözlerimle gördüm ve hepsi de gözlerimi yaşlarla dolduruyor. Bu hayvanların yaşadığı dehşeti ve ızdırabı hissetmek kolay, maruz bırakıldıkları davranış insan doğasının bozulduğunun bir kanıtı.

Bu köpek yeme festivali belki  iptal edildi ama, ona benzeyen diğerleri gene de yapılacak. Onları durdurmak için uğraşan bütün insanlara minnet duyuyorum. Böylesi çok zor bir durumda ellerinden geleni yaparlarken  biz de yiyecek seçimlerimizle bodoslama yüzleşerek ve ağzımızda kimi çiğnediğimiz konusunda tutarlı olarak bir fark yaratabiliriz. Çin’deki insanların başarmayı çalıştığı şeyden daha kolay bizimkisi.

Çeviri: CemCB

http://www.psychologytoday.com/blog/animal-emotions/201110/is-eating-dogs-different-eating-cows-and-pigs

Dr. Steve Best: ” İnsanın Doğasına Dair Bildiğiniz Herşey Yanlış”

“Nadiren bir insan olduğumuzu düşünürüz. Çünkü sorgulamadan kabul ederiz bunu. Şimdi bir insan olarak size kim olduğunuzu sorsam, elbette cevabınız “ben bir insan hayvanıyım” olmalı, spesifik olarak da “ben bir primatım” ya da Jared Diamond’ın terimiyle söylersek “ben üçüncü şempanzeyim” olmalı (bu yazı çeviriliyor şu an-Cem) ; 1-sıradan şempanze, 2- bonobo ve 3- homo sapiens.

Siz kimsiniz? Ben bir homo sapiensim. Ben bir insanım, -insan olmayan hayvan teriminin karşıtı olarak- ben bir insan hayvanıyım. O halde sormak istediğim esas soru şu: Homo sapiens kimdir? İnsan kimdir? İnsan nedir? Nasıl bilebiliriz? Bilebilir miyiz? Belirli bir türün üyeleri olarak kim olduğumuza dair hiç fikrimiz var mı?

(daha&helliip;)

İnsan ve Diğer Hayvanlar

Man And Animal African Art Wallpaper

Jeremy Rifkin,

Guardian Unlimited

Ağustos, 2003

Geçen yıl bilimle ilgili konuşmaların çoğu biyoteknoloji, nanoteknoloji, bilgisayarlar ve evrenimizin yaşı gibi daha ezoterik sorulara yoğunlaştıysa da dünyanın değişik yerlerindeki laboratuarlarda kapalı kapılar ardında daha sessiz bir şekilde dile getirilen bir hikâye anlatılıyordu- bu hikâyenin insan algısına ve dünyayı anlayışımıza etkisi daha da derin olacak gibi. Tuhaf olan şu ki;bu araştırmaya sponsor olan şirketler McDonald’s, Burger King, KFC ve diğer fast food şirketleri.

(daha&helliip;)

Sadece İnsanlara Özgü Sanılan 6 Özellik

 Kate Douglas

1. Kültür

Sanat, tiyatro, edebiyat, müzik, din, mimari ve mutfak kültürü- bunlar kültürle ilişkilendirdiğimiz şeyler. Elbette başka hiçbir hayvanın bu düzeyde bir kültürel sofistikeye ulaşamadığını biliyoruz. Ama kültür belirli bir grubun karateristik yaşam özelliklerinin toplamı; birbirinden öğrenilip kuşaktan kuşağa aktarılması sonucu öğrenilmiş bir şey, diğer primat türleri de şüphesiz kendi grupları için onlara özgür pratiklere sahipler, mesela birbirine selam vermek ya da yiyecek elde etmek gibi.

Hayvan kültürleriyle ilgili daha ikna edici örnekler var, bu örnekleri su memelilerinde bulabiliyoruz. Katil balinalar mesela iki ayrıksı gruba ayrılabilirler, kalıcı olanlar ve göçenler. Her iki grup da aynı sularda yaşayıp gruplar arası çiftleşse de çok farklı sosyal yapıları ve hayat tarzları var, bambaşka iletişim biçimleri, yiyecek konusunda farklı zevkleri, kendilerine özgü karakteristik avlanma teknikleri var-işte bunların hepsini yavrularına anne babalar öğretiyor.

(daha&helliip;)

Sentientizm : Hayvanlarda Farkındalık ve Bilinç

animal emotion photography

Psikolog Richard Ryder (tür ayrımcılığı terimini kullanan ilk kişi)

Şempanzeler aynen insanlar gibi sevişiyor; ama sifilis bulaştırma riskine genelde girmiyorlar. Laboratuarda olmadıkları sürece. Aklımdan hiç çıkmayan bir görüntü var; 1950’li yıllarda bir Danimarka tıp dergisinde deneysel sifilisten ölen küçük bir maymunun bütün vücudunun deri lezyonlarıyla kaplı olması. Bu görüntüyü 1970’li yıllarda hazırladığım ilk hayvan hakları broşüründe kullandım.

Şempanze kuzenlerimiz genlerinin %98’ini bizimle beraber paylaştığı için hiç acımadan bilim adına sömürüldüler ve  sömürülmeye devam ediyorlar.

(daha&helliip;)

Şempanzeler Bizden Daha mı Zeki?

Marc Bekoff

Etoloji yazıları

Ne kadar zeki olduğumuz ve diğer hayvanların ne kadar zeki olduğuyla ilgili sürüp giden bir tartışma var. Bu konu, bizim ve diğer hayvanların özellikle de büyük kuyruksuz maymunlar-eyplerin arasındaki farklar ve benzerliklerle ilgili yakın zamanlarda gerçekleşen bir toplantıda tartışılan konulardan biriydi. Bir çok alanda istisnai bir konumda bulunsak bile diğer hayvanlar da başka alanlarda aynı istisnai konumlara sahipler. Bu yüzden kimin daha zeki olduğu sorusu bir türü başka bir türle karşılaştırmaya çalıştığımızda bayağı bir anlamını kaybediyor diyebiliriz.

(daha&helliip;)

Hayvan Zihni ve İnsanın Üstünlüğü Zırvası

 

Marc Bekoff

Etolog

Hayvanlar muhteşem ve şaşırtıcı canlılar. Kesinlikle geniş ölçekli bilişsel, duygusal ve ahlâki kapasiteleri var. Eğer kalplerimizi ve beynimizi onların gerçekten kim oldukları ( ne oldukları değil) gerçeğine açarsak bir çok şey öğrenebiliriz onlardan. Hayvanlar alemine ait olmaktan dolayı gurur duymalıyız. Bilimsel araştırmalar başka hayvanlara bakış açımızı değiştiriyor. Hayvanların kendi zihinsel becerilerini ve duygusal kapasitelerini nasıl ifade ettiklerini takdir etmek için bildiğimiz  şeyleri süslemeye ya da bilimin ötesine geçmeye ihtiyacımız yok. Duygusal ve ahlâki alanlarda bilinç sahibi tek canlı biz değiliz; arılar, balıklar ve tavuklar gibi hayvanlar da bu özelliklere sahipler. Elbette  diğer hayvanların hayatlarına keyfimize geldiği gibi muamele etmeye hakkımız yok, ya da kendi şeytani kötülüklerimiz için onları yargılamaya ya da suçlamaya hakkımız bulunmuyor.

Diş ve Pençede Ahlâk

Moral in Tooth and Claw 1

 

Jessica Pierce ve Marc Bekoff

Hayvanlar artık moda. Bu on yıla hayvanların on yılı diyebiliriz. Hayvan davranışıyla  ilgili araştırmalar daha önce hiç bu kadar enerji dolu ve geniş ölçeği kaplayan hayvan türlerinin dahil olduğu bir spektrum içerisinde hayvanların bilişsel, duygusal ve ahlâki kapasitelerini böylesine ortaya koyan bir tarzda olmamıştı. Bu söylediğim özellikle de sosyal davranışla-yani hayvanların nasıl grup oluşturduğu, bireylerin nasıl ve neden birbirleriyle uyum içerisinde yaşadığı ve sosyal yaşamın duygusal temelleri ile ilgili araştırmalar için geçerli. Hayvanların hem duygusal hem de ahlâki zekâları olduğu artık kesinleşiyor gibi.

(daha&helliip;)

Şüpheci Zihinler

Hayvanları ve insanları “onlar” ve “bizler” diye mi algılıyorsunuz? İnsanların hayvanlar aleminde benzersiz canlılar olduğuna mı inanıyorsunuz? Eğer öyleyse siz bir insaninkârcısınız, bu sözcüğü kendimizin hayvansal özelliklerine ve hayvanların da insanî özelliklerine yönelik bir körlük durumunu tarif etmek için kullanıyorum. Veya belki de hayvanlara onların sahip olmadığı türden duygular atfediyorsunuz, mesela köpeklerde suçluluk hissi ya da atlarda gurur görüyorsunuz. Bu duyguların imkânsız olduğunu söylemiyorum, ancak bu tür yorumlar çoğu kez insanbiçimciliğe dayanır, insanbiçimcilik de insan duygularının hayvanlara yansıtılmasıdır.

(daha&helliip;)

Gri Gökgürültüsü : Filleri Dinlemek

Cyril Christo

Orion Dergisi/2008

Kenya’nın ormansızlaştırma sebebiyle artık tehdit altında olan ormanlarındaki son avcı toplayıcıları Ndorobo ya da Ogiek insanları, yüzyıllar boyunca fillerin göç yollarını takip etmeleriyle ilgili hikâyelerini anlatıyor.  Fillerin insanlarla barış içinde yaşadığı o eski günlerden bahsediyorlar. Bu efsanevi bir zamandı, Ndorobolar fili taklit ederek olerondo meyvesi yiyor, şeker elde etmek için akasya kabuklarını haşlıyorlardı. Fil yavrularına susuzluk zamanlarında süt vermesi,  ailelerinin bir parçası olarak fillere Ndorobo’nun bal vermesi, işte bunların hepsi Kenya’nın ilk insanlarına ait bilgeliğin bir parçasıydı.

(daha&helliip;)

Bizim Gibi Şempanzeler


 

Jane Goodall şempanzelerle çalışmaya 1960 yılında başladı. 1967 yılında Batı Tanzanya’da Gombe Stream Şempanze Bölgesi’nin yöneticisi oldu. Bütün çalışmalarını bu bölgede yürüttü. Çalışmaları arasında In The Shadow of Man (1971), The Chimpanzees of Gombe (1986) ve The Ten Truths: What must we do to care for animals we love? (2002) yer alıyor.

Batı Tanzanya’da şempanzeleri incelemeye nasıl başladınız?

Afrika’da çalışmayı hayal ederdim hep; ama hiç param yoktu, sekreterlik okuyordum. Bir arkadaşım beni Afrika’ya davet etti, orada paleoarkeolog Louis Leakey ile tanıştım. Beni sekreter olarak işe aldı.

Bana şempanzelerle çalışmamı önerdi; ama hiç kimse , hele de böyle genç bir kız o dönem böyle bir şey yapmazdı. Parayı bulması bir seneyi buldu. Şempanzeleri incelememi istiyordu; çünkü bu bilgiler sayesinde ilk insanların nasıl davranmış olabileceğine dair daha iyi bir duygu edinebileceğini hissediyordu. Ama benim açımdan esas mesele, bizi hayvanlar aleminin geri kalanıyla ayıran kesin bir sınırın olmadığı ve bu gezegende bizim gibi, kompleks canlılar olduğunu görmek, ve onlarla ilgili yeni şeyler öğrenmeye devam etmekti.

(daha&helliip;)

Doğruyu ve Yanlışı İnsanlar mı İcat Etti?


 

Doğruyu ve Yanlışı İnsanlar mı İcat Etti, yoksa bu Duygular Primat Atalarımızdan Aldığımız Mirasın Bir Parçası mı?

Scientific American, Jonathan Weiner, Aralık 2006

Charles Darwin ancak Beagle adlı gemisiyle 1,5 yıl seyahat ettikten sonra bir maymunla yüzyüze geldi. Londra hayvanat bahçesinde, 1838 yılının Mart ayının son günlerinden birinde, sıcak bir günde zürafa bölmesinin yanında duruyordu. Hayvanat bahçesi, Jenny adında bir orangutan almıştı. Bakıcılarından biri hayvanı rahatsız ediyordu- ona bir elma gösterip vermeyi reddediyordu. Zavallı Jenny “kendini yere atıp ağlıyor etrafı tekmeliyordu, şımarık bir çocuk gibiydi”. Darwin bu sözlerini kızkardeşine yazdığı bir mektupta kullanmıştı.

(daha&helliip;)

Dr. Steve Best Röportajı

Sizce anti-kapitalist Sol ve hayvan hakları hareketi arasında neden bu kadar çok gerginlik var?

Sol hayvan hakları hareketini küçümsüyor; çünkü Sol hem hümanist hem de tür ayrımcısı. Sol politikalar daima insan haklarıyla ilgilidir.

Hayvan hakları anlamında Sol’un ulaşabildiği en üst etik noktası hayvan refahçılığı, o da aslında hayvanlara işkenceye devam etmek için uydurulmuş bir kılıf, ayrıca endüstrinin etiği. Temiz Kömür gibi bir şey.

(daha&helliip;)

“Beni Serbest Bırakın!”

Hayatımda hiç bu kadar soğuk ter dökmemiştim. “Bir hayvanın sesini” duydum. Avcılar hayvanların ölmeden önce ağladığını duymuştur; ama gene de avlanmaya devam ederiz. Eğer o yaralı hayvan gözlerimizin içine baksa ve kanlı dudaklarıyla “lütfen beni öldürme!” dese, o zaman bu kadar rahat bir şekilde öldürebilir miydik? Eğer hayvanlar konuşabilseydi bir önemi olur muydu? Soruyorum- çünkü artık söyleyebiliyorlar. Pulitzer ödüllü Carl Sagan söyledi bunu. “onu öldürmeden önce bir şempanzenin ne kadar zeki olması lâzım ki buna cinayet diyelim? Hayvanların ne kadar zeki olması gerekiyor bunun için?” Bu mesele  üzerine yeni bakışım aniden ve yakın zamanlarda değişti. Hayvan kurtarma çalışmalarına elimden geldiğince katılırım. Aile petlerini, kedileri ve köpekleri insan gibi hayal ediyorum. Son yıllarda  av tüfeğimi rafa kaldırdım denebilir. Artık hiçbirşeyi öldürmek istemiyorum. Ama Fayette, Iowa’dan bir mektup aldım, bu mektupta Bay Carbin şunları yazmış: “hey Paul Harvey, bifteğini, alabalığı, domuz parçalarını,sülünleri yiyorsun çünkü onları senin adına başkası öldürüyor. Bunu nasıl haklı gösterebilirsin?” eğer düşünürsem haklı göremeyeceğimi biliyorum. Ama artık bu meseleyi düşünmemi gerektiren bir şey meydana geldi.

Bir hayvanın “konuştuğu”nu söylerken papağanların söylenenleri tekrar etmesinden söz etmiyorum. Olay şu: Oğlum Paul yayına hazırlamak için “ Hikayenin Geri Kalanı” diye bir program hazırlıyor, Oklahoma Üniversitesi’ndeki bir araştırma projesine ilgi duyuyor. Orada insanlar bir hayvana konuşmayı  öğretiyorlar- özellikle de Washoe adında 15 yaşında dişi bir şempanzeye. Burada söz konusu olan en temel anlama iletişimi: çoğunlukla tek sözcüklük: büyük, küçük, yukarı, aşağı gibi. 1966’dan beri bu şempanze Standart Amerikan işaret dilindeki 140 işareti öğrenmiş durumda. Bütün bu öğrenmelerden sonra proje yöneticileri Washoe’nin artık “kavramlaştırmaya” hazır olduğuna karar verdiler. Yani insanların sözcüklerini tekrar etmek yerine şempanze artık kendi düşüncelerini ifade etmeye hazırdı. Sözcükleri birbirine katacak ve kendine ait ifadeleri “oluşturacak” kadar bilgisi vardı artık.Washoe üniversite  laboratuarında iyi beslenmiş, fiziksel olarak rahatı yerinde, zarar görmekten uzak bir durumda bulunan bir şempanzeydi. “Güvenlik” içerisindeydi. Ancak gene de- kendi kendine sözcükleri bir araya getirdiğinde söylediği ilk üç sözcük şunlar oldu. Ve bu sözcükleri defalarca söyledi, defalarca tekrar etti. Kafesteki ses ziyaretçilerine şunu söylüyordu:”BENİ SERBEST BIRAKIN!”

 

Paul Harvey, 1980

nonhumanslavery.com

Çeviri:CemC

İçimizdeki Bonobo

Bonobo

Frans De Waal Atlanta’daki Yerkes Ulusal Primat Araştırma Merkezi’nde çalışan bir primatolog. Nova dergisinin de Waal’le yaptığı bir röportajı sunuyoruz (2007).

Bonobolarla ilk temasınızı hatırlıyor musunuz? Nasıldı?

İlk kez 1978’de gördüm onları. O zamanlar şempanzelerle  ilgili bir çok şey biliyordum; çünkü onları inceliyordum. Bonoboları Hollanda’daki bir hayvanat bahçesinde gördüm, ve o an tamamen farklı olduklarını düşündüm. Gözlerine baktığınızda onların daha duyarlı, daha duygusal olduğunu, daha zeki olmasa bile hem birbirlerine hem de kendilerine bakanlar karşı duygusal farkındalıklarının yüksek olduğunu görüyorsunuz.

(daha&helliip;)