Kategori: Etoloji Yazıları

Hayvanseverler Neden Et Yiyor? Bunu Değiştirmek İçin Ne yapılabilir?

Dr.Melanie Joy

Bir çok vejetaryen ve vegan akıllı ve şefkatli insanların akıl dışı ve şefkat barındırmayan bir pratik olan hayvan yeme davranışına devam etmesi karşısında hem öfkeleniyor hem de hayal kırıklığına uğruyor. Ama herhalde  insanı en deli eden şey, et yiyen “hayvansever”ler olsa gerek. Hayvanları hem sevmek hem yemek nasıl mümkün olabilir? Ve bu konuyla ilgilenen vejetaryen ve veganlar söz konusu paradoksa nasıl yaklaşabilir?

(daha&helliip;)

KARNİZM: ETİN İDEOLOJİSİ

Speaking Truth to Power: Understanding the Dominant, Animal-Eating Narrative for Vegan Empowerment and Social Transformation
Dr. Melanie Joy
 
Hayvan Yemek Neden Bir Sosyal Adalet Meselesidir?

“Ben kuzu yemem. İnsan kendini suçlu hissediyor. Yani… onlar çok narinler. İnekler de öyleler belki, ama biz onları yiyoruz. Bunu nasıl söylemeli bilmiyorum… yani herkes inek yiyor sonuçta. Yani inek yemek mümkün, bir sürü inek var ama kuzular farklı işte…yani inek yemek normal geliyor ama kuzu yemek normal gelmiyor…aradaki fark garip.”

                                                                                                                           43 yaşında bir et kesimcisi.

“Etleri için yetiştirilen hayvanları birey olarak düşünmüyorum. Eğer hayvanlarla yakınlaşsam işimi yapamam ki. Siz “bireyler” deyince yani eşi benzeri olmayan bir kişiden söz ediyorsunuz, yani kendi adı olan kendi nitelikleri olan, oynadığı oyunlar olan bireyler…değil mi? Bunu bilmek istemem. Eminim hayvanlar öyleler, ama bilmek istemiyorum.”

                                                                                                                           31 Yaşında bir et tüketicisi.

Yukarıdaki ifadeleri bir düşünün. Et kesimcisi bir adam eğer yaptığı şey üzerine düşünürse işine devam edemeyeceğini söylüyor. Et yiyen bir insan bir türe karşı şefkat hissediyor ama bir diğer türü yiyor ve nedenini bilmiyor. Kendi davranışları üzerine düşünmeleri istenmeden önce bu insanların hiç birisi yiyeceklerine dönüşen hayvanlarla aralarındaki ilişkide tuhaf bir şeyler olduğunu düşünmüyordu; ama düşünmeye başlar başlamaz farkındalıkları kısa sürede “aşındı”. Bu şekilde et kesimcisi işinin nahoş gerçekliğini bir kenara koyarak işini yapmaya sürdürürken et yiyen insan mental paradoksunu bastırarak hayvanları yemeye devam etti.

(daha&helliip;)

Başkalarının Hayatları

Benjamin Zephaniah

Kölelik ölmedi. Yasalar yasaklasa da yaşamaya devam ediyor. Aydınlar kınasa da hayatta kalmayı başardı. Şefkat ve merhametli olanlar hor görse de hâlâ nabzı atıyor. Ama köleliğin yüzü değişti. Dayakların, linçlerin ve canlı canlı yakmaların gaddarlığı geçmişteki gibi devam ediyor. Sadece kurbanlar farklı.

(daha&helliip;)

Tecavüz Rafı Nedir? Feminizmin İneklerle İlişkisi Ne?

Tecavüz rafı; insanlar tüketsin diye süt üreten ineklerin suni yollarla gebe bırakılmasını sağlamak için kullanılan aletin adı, takma ismi ve endüstrinin kullandığı bir terimdir. Tecavüz rafları bilimsel deneylerde kullanılmak üzere üremelerini sağlamak için maymun gibi öteki hayvanlar üzerinde de kullanılıyor.

(daha&helliip;)

Kürk ve Deri Başkasının Bedeni

Lâle Sözmen

Sahip olma arzusunun sınırları yok. Yeter ki onu kabul edilebilir kılalım. Kendini var etmenin, sahip olunan nesneler ve kimliklere dönüştüğü yaşam tarzı, hayvanların bedenlerine sahip olmayı da doğal ve normal gösteren ahlaki bir görüşün temelini atıyor. Doğal ve normal olanın sınırlarını ise insan türünün menfaatleri belirliyor. Endüstri, duvarların ardında, insanların hayvanlara yönelik zulmünü gizlerken, yaşamımıza giren objeler, o duvarların ardındaki hayvan çığlıklarıyla, acıyla üretiliyor.

(daha&helliip;)

Vejetaryenizm ve Ekofeminizm: Ataerkilliği Çatalla Devirmek -1-

Marti Kheel

Yazar yazısının sonunda vejetaryen yerine vegan kelimesini kullanmanın daha doğru olduğunu söylüyor. )

Yüzyıllar boyunca vejetaryenizmi savunanlar et yiyenleri akılcı argümanlar yürüterek değiştirmeye çabaladı. Bu gayretin ardında insanları vejetaryen olmaya ikna edecek ahlâki bir sorumluluk duygusunu ortaya koyan bir akıl yürütme becerisine  duyulan  inanç yatıyor. Ancak, bir insanın neden vejetaryen olması gerektiğine dair argümanlar insanları gerçekte vejetaryen olmaya iten hakiki sebeplerle pek alâkalı olmayabilir. Bu yazıda  et yemekle ilgili tartışmalara alternatif bir yaklaşım öneriyorum.

(daha&helliip;)

İnsan Tarzı Şiddet Öteki Hayvanlarda Yok

Marc Bekoff

Etholog

Newtown, Connecticut’ta yaşanan trajediden sonra (ilkokul katliamı) bazı insanlar bana “hayvanlara bakarak insan şiddeti hakkında ne öğrenebiliriz ?” sorusunu sordu. Bu konuda daha önce de yazmıştım, ama ABD’nin de dahil olduğu savaşlara ek olarak son zamanlarda insan şiddetinin örnekleri olarak tanık olduğumuz dehşet verici olayları düşününce öteki hayvanların sosyal davranışıyla  ilgili neler bildiğimiz üzerine yeniden düşünmenin zamanı geldi diyebiliriz. Bu konuda bilimsel araştırmaların ortaya koyduklarına yeni referanslar eklememiz iyi olur. Kısaca söylemek gerekirse; kendi şeytani, kötülük ve şiddet dolu davranışlarımız için öteki hayvanları suçlamamamız gerekiyor.

(daha&helliip;)

Biyolojik ve Kültürel Çeşitlilik İçin Total Özgürlük

Dr. Steve Best

Evrimin doğası türleşmedir- yaşam çeşitliliği üretmektir, en sert ve en tehlikeli koşullarda bile. Gerçekten de dünyada yaşanan beş büyük yokoluş sürecinden sonra doğa, sadece ekolojik dinamikleri yeniden dengeye oturtmakla kalmadı, daha fazla yaşam üretti, Kambriyen Patlaması sırasında görüldüğü gibi biyoçeşitliliği daha da geliştirdi ve çoğalttı.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu

Dr. Steve Best

2 Kasım 2012

Portekiz PANdebate Söyleşisi

-Tam Metin-

Bugün insan kimliğinden bahsedeceğim. Kim olduğumuzdan, kim olduğumuzu düşündüğümüzden, kime insan dendiği, bunun ne anlama geldiği ve  insan kimliği denen şeyin neden bir hata olduğuna dair insan kimliği politikalarından bahsedeceğim.Bu yüzden konuşmamın adını “insan kimliği ya da insan doğası üzerine bildiğiniz herşey yanlış” adını verdim. Çünkü hâlâ kim olduğumuz bilmiyoruz, ben  işte bu paradoksu ortaya koyacağım.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu -3-

 

Dr. Steve Best

Dünya evrenin merkezinde değil. Biz de Darwinizmi kapitalist bir ideolojiye, türcü bir ideolojiye dönüştürdük ve kumaştaki yırtığı diktik.

20. yüzyılda ise Nietzsche ve Freud çıkıyor karşımıza. Freud “Rüyaların Yorumu”’nu 1900’de yazdı. Nietzsche 1889’da  öldü ve ve 11 sene boyunca komada yaşadı. En muhteşem akıllardan biri böyle sönüp gitti. Nietzsche ve Freud aklın İnsan’ın merkezinde yer almadığını söyledi bize. Buna işaret eden Darwin’di. Kendimizi akıllı canlılar olaral görüyoruz, bir özümüz var ve bu öz de rasyonel bire özmüş gibi görüyoruz. Nietzsche ve Freud Darwin’a pek işaret etmedilerse de Darwin’in sözlerinin altını çizmiş oldular; içgüdüleri, iradesi, rasyonel olmayan itkileri tarafından yönetilen hayvanlar ve aslında rasyonel altı varlıklar olduğumuzu söylediler.

(daha&helliip;)

İnsan imparatorluğu -2-

Dr. Steve Best

Kim olduğumuzu öğrenmeye başlarken kim olduğumuzu değiştirmeye başlıyoruz, bir anlamda kim olduğumuzu asla bilemeyeceğiz gibi bir durum çıkıyor ortaya, özellikle de  iki sebeple:

1-     Kim olduğumuzu değiştiriyoruz, biyolojik bir doğamız olsa bile insan benliğine  dair bir dereceye kadar bir esneklik söz konusu.

2-     Farmakoloji? İnsanlar prozac’ın insan zihnine yaptığı etkiler üzerine kitaplar yazdı. Bazı insanlar bu anti-depresyon ilaçlarının farklı bir kişilik yarattığını, farklı bir benlik yarattığını söylüyor. O halde bir yanda farmakoloji, bir yanda terapötik toplum, bir yandan insan zihnine etki eden , farklı tecrübeler, farklı gerçeklik algıları, isterseniz farklı doğalar da diyebileceğimiz şeyler yaratabilen ilaçlar var. Dünyayı genetik olarak modifiye ediyoruz ve kendimizi genetik olarak modifiye etmeye başlıyoruz. Laboratuarlarda çoktan hibrid türler yaratmış durumdayız. İnsan DNA’sı ile dana DNA’sını alıp birleştiriyor ve hibrid bir tür yaratıyoruz. Size garanti veriyorum, eğer ömrümüz olursa, genetik olarak modifiye olacağımızı, değiştirileceğimizi söylüyorum size, o gün kesinlikle gelecek. Bu toplum Gattaca’ya benzeyecek. Gattaca filmini bilirsiniz. Yeni ayrımcılık biçiminin genetik ayrımcılık olduğu bir gün gelecek.” Sen sadece normal misin? Genetik olarak modifiye edilmedin mi?” denecek. Çünkü bu zenginlerin ayrıcalığı olacak.

 

O halde, elimizde kim olduğumuzu bilmediğimiz şeklinde bir paradoks var. Ayrıca kim olduğumuzu ortaya çıkarırken bir yandan da  onu değiştirmeye başladığımız şeklinde bir ironi var. Bir de şimdi bahsetmek istediğim modernite devrimleri var.

(daha&helliip;)

İnsan İmparatorluğu -1-

Dr. Steve Best

Bugün insan kimliğinden bahsedeceğim. Kim olduğumuzdan, kim olduğumuzu düşündüğümüzden, kime insan dendiği, bunun ne anlama geldiği ve  insan kimliği denen şeyin neden bir hata olduğuna dair insan kimliği politikalarından bahsedeceğim.Bu yüzden konuşmamın adını “insan kimliği ya da insan doğası üzerine bildiğiniz herşey yanlış” adını verdim. Çünkü hâlâ kim olduğumuz bilmiyoruz, ben  işte bu paradoksu ortaya koyacağım.

(daha&helliip;)

Artık Bahane Kalmadı

Bugün öteki hayvanları neden öldürmemiz, yememiz, giymemiz gerektiğine  dair bahaneler uydurmaya son verip gereken kararı vermenin zamanıdır.  Bahanelerinize bir bakın ve onların ardında ne olduğunu kendinize sorun. Toplumsal olarak dışlanma korkusu mu ? Tembellik mi? Veganizmle  ilgili bilgi eksikliği mi?  Yoksa hayvanları sırf kullanalım diye var olan “şeyler” olarak görmeyi tercih etmeniz ya da düşünmenizin temeli saf bir türcülük mü? Yoksa iştahınızın bir hayata son vermekten daha önemli olduğunuza inanmanızdan mı?

(daha&helliip;)

“Türcülük, Ekosavaşlar ve Güney Afrika’nın Ölüm Tarlaları”

Dr. Steve Best

Gerçekten, Afrika, kökleri Avrupa emperyalizmi, Amerikan neo-emperyalizmi ve çağdaş uluslar aşırı şirketler ve bankaların avcı doğasında bulunan insan ızdırabıyla dolup taşıyor. Açlıktan ölen bebeklerin inlemeleri, çığlıkları, palanlarla saldırıya uğrayan insanların haykırışları dolduruyor havayı. Ama insanın kurban edilmesinin çözümü hayvanların kurban edilmesi, fillerin ve yaban hayatının bir bütün olarak sürdürülebilirliğini saptıran bir şekilde sömürme mantığı gütmek değildir. Afrika’yı  küresel bir bağlamda hasta eden sorunların ekonomik ve politik köklerini kavramak önemlidir, bir yandan farklı baskı biçimlerinin- meselâ ırkçılık, cinsiyet ayrımcılığı, türcülük ve sınıf ayrımcılığı gibi –birbirine nasıl temas ettiği, birbiriyle nasıl bağdaştığı ve güçlendirdiğini de anlamak gerekmektedir.

(daha&helliip;)

Türcülük İşe Yaramıyor

 

Marc Bekoff

Şempanzeleri kayır, karidesleri kızart, farelere şok ver, bitleri öldür, domuzları ye, kurbağalara dirikesim yap, tavşanları kör et… bütün bu alışkanlara yön veren ne?

150 yıl önce, Charles Darwin klasik kitabı Türlerin Kökeni’ni yayınladı. Bu  kitap bugüne dek basılan en etkili kitaplardan birisi kabul ediliyor. Hem bu kitapta hem de başka eserlerinde Darwin türler arasında var olan farklılıkların çeşit farklılığı değil bir derece farklılığı olduğunun altını çizdi, Darwin’in evrimsel devamlılıkla  ilgili düşünceleri “biz” (insanlar) ve “onlar”ın (hayvanlar) kim olduğu hakkında düşünme biçimlerimizde bir devrim yaptı.

(daha&helliip;)

Feminist Olmak, Vegan Olmak Demektir.

To be a Feminist is to be a Vegan

Angel Flinn

“Defalarca tekrar eden zor kullanarak gebe bırakma, acı dolu doğumlar, sonu gelmeyen süt sağmalar ve ağır kayıplardan sonra ruhları teslim olur, vücutları yıpranır, sütleri ise kurur. Doğada bir ineğin daha yetişkinlik çağına gireceği bir yaşta bir süt sığırının hayatı bitmiştir. Süt “üretimi”seviyesi düşünce hem o hem de diğer “harcanmış” inekler öldürülmek üzere kamyonlara bindirilir. Bunların bazıları gebedir. Hepsi ama hepsinden süt gelmektedir hâlâ. Ölüme doğru ite kaka götürülürler, öldürüldüklere yere sütleri damlar… Bütün süt endüstrisi işleri, ki buna organik de dahil, bir anneye bir insanın yapabileceği en kötüşeyi milyonlarca  savunmasız dişiye yapmak için vardır. Süt ürünleri tüketicileri bu pratiğe paralarıyla destek veriyorlar.”

Peaceful Prairie Barınağı broşüründen..

Vegan olmayan bir feministin evini ziyaret ettiğimde bana çayın yanında inek sütü ikram etmek istedi. İşte o zaman süt ürünleri (ya da başka hayvan ürünleri) tüketmeye devam ettikçe gerçek bir feminist olmanın imkânsız olduğunu anladım; çünkü bütün hayvan endüstrisi dişi üretim sisteminin sömürüsü üzerine  kurulu. Bu durum, feminist hareketin kadınların kendi bedenleri üzerinde kontrol hakkı olması için mücadele etmesine benzediği için feminist bir konu olarak kabul edilmeli.

(daha&helliip;)

Hayvanları Özgürleştirmek: Canlı Aletler

Andreé Collard

-Tam Metin-

Laboratuar araştırmalarında kullanılan hayvanlar canlı aletlerdir. “Canlı alet” ifadesini Aristo’dan alıyorum. Aristo bu ifadeyi bir kölenin Efendisinin dünyasındaki yerini nitelemek için kullanmıştı. Aristo’ya göre köle kendisine eşitsizce davranılmasını hak etmektedir; çünkü iki taraf arasında ortak hiç bir şey yoktur; köle yaşayan bir alettir, aletse canı olmayan bir köle. Köleye alet ismini vermek, efendinin kölenin kölelik tecrübesini görmezden gelmesini ve/veya inkâr etmesini sağlar. Onun köleyi nesneleştirmesini sağlar, kölelik hakkında nesnel bakışa sahip olmasını mümkün kılar.

(daha&helliip;)

Hayvanları Özgürleştirmek: Yaşayan Aletler

Andree Collard

Laboratuar araştırmalarında kullanılan hayvanlar yaşayan aletlerdir. “Yaşayan alet” ifadesini Aristo’dan alıyorum. Aristo bu ifadeyi bir kölenin Efendisinin dünyasındaki yerini nitelemek için kullanmıştı. Aristo’ya göre köle kendisine eşitsizce davranılmasını hak etmektedir; çünkü iki taraf arasında ortak hiç bir şey yoktur; köle yaşayan bir alettir, aletse canı olmayan bir köle. Köleye alet ismini vermek, efendinin kölenin kölelik tecrübesini görmezden gelmesini ve/veya inkâr etmesini sağlar. Onun köleyi nesneleştirmesini sağlar, kölelik hakkında nesnel bakışa sahip olmasını mümkün kılar.

(daha&helliip;)

Sıradan Bir İkiyüzlülük

Gary L.Francione

Büyük kuyruksuz maymunların, yunusların, papağanların hatta “yenen” hayvanların onlara daha fazla legal koruma ve ahlâki önem atfetmemizi sağlayacak belirli bilişsel özellikleri var mı?

Son zamanlarda bu tür yorumlar çok görüldü. Bu girişimin ardındaki esas mantık ise  eğer zeki, duygu sahibi ve kendilerinin farkında olduklarını öğrenirsek onlarla olan ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiği nosyonu. Hayvanların eğer bizimkisi gibi bir zihni varsa o zaman menfaatleri de bizimki gibidir, gene aynı sebeple daha fazla korunma altına alınmayı hakkediyorlar, diyor bu argüman. Bu “bizimki gibi zihin” yaklaşımı bir bilişsel etholog endüstrisi kurdu, bu insanlar –ironik olarak bir çok hayvan deneyi yürüterek- hayvanların hangi dereceye dek bize benzediğini öğrenmek için çabaladılar.

(daha&helliip;)

Onların Gözyaşları

Garda Ghista

İki yüzyıl önce Avrupalılar milyonlarca siyah Afrikalıyı esir ederek onları gemilerle Amerika kıtasına getirdi. Milyonlarcası hastalıktan, yetersiz beslenmeden, açlıktan ve gaddarlık sonucu o gemilerde  öldüler. Bugün insanların çoğu bu olayın yanlış olduğunu anlıyor, siyah Afrikalıların aynen beyaz insanlar gibi eşit insani değerlere sahip olduğunu biliyorlar. Ancak bir adım daha atıp zihinlerimizi biraz daha genişletmemiz gerekiyor. Hayvanların da hakları var. Hayvanlar da acı çekmek istemiyor. Onlar da kendilerini iyi davranılmasını istiyorlar. Onlar da sevilmek istiyor. Ve onlar da kesinlikle kendi hayatlarını yaşamak istiyorlar. Doğal sonları gelmeden ölmek ya da  öldürülmek istemiyorlar. Bu onların da hakkı. Büyük aktivist ve yazar Teslime Nesrin otobiyografisi Meyebele’de bir bayramı şu şekilde anlatıyor:

(daha&helliip;)

Bir Hayatın ve Bir Ölümün Anlamını Ararken

Daniel Shaull’un son sözleri: “HAYVANLAR ÖLÜYOR! HAYVANLAR ÖLÜYOR!”

Animalliberationfront.com

Dün, Ungar Kürkçülük’ün önünde bir adam kendini ateşe verdi, ve yanarak öldü. Artık adını biliyoruz: Daniel Shaull. Ve yaptığı şeyin, Nicholas Kürkçülük para kazansın diye gün be gün korkunç şekillerde ölmeye devam eden hayvanlarla dayanışmak adına hayata geçirildiği anlaşılıyor. Artık, yanarken ve  korkunç acılar içerisindeyken  kürk mağazasına girmeye çalıştığını, Portland’daki son kürk mağazasındaki manto ve süslere, kan lekeli paralara bütün yangını yaymak istediğini biliyoruz.

(daha&helliip;)

Et Yemek İçin Evrim Geçirmediğimizin 7 Kanıtı

Robert Grillo

Kim bilir kaç defa tarihin bir şekilde kendi düşüncelerini haklı çıkardığı ve onun gelecekte de var olmasının etik meşruluğunu sağladığı şeklindeki mantıksız bir varsayımla kendi davranışlarını haklı çıkaran insanlara rastlamışınızdır. Aslında tarih boyunca etkili liderler ve düşünürler; kölelik, soykırım, kadınların baskı altına alınması, ırkçılık, cinsel yönelim, din, renk ve şimdi de tür farklılığı gibi bir çok âlakasız kritere dayanarak aynı sorunlu mantığı kullandılar.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğünün Peşinde Olduğu Şey

Dr. Steve Best

Eğer hayvan hakları hareketi başka bir “menfaat grubu” olmaktan daha başka bir şey olmak istiyorsa, eğer amacı hayvan özgürlüğünün hedeflerini hayata geçirmekse, insan kimliğini ve toplumu radikal anlamda dönüştürecek o potansiyeli gerçekleştirmekse , o zaman geçmişteki toplumsal hareketleri incelemek , onların başarılarından ve başarısızlıklarından – özellikle de çevre hareketinden- bir şeyler öğrenmek, ve böylece doğru dersleri öğrenerek aynı hataları tekrar etmemek zorunda. Aktivistlerin ana akım kuruluşları eleştirmesi, felsefi ve taktik çeşitliliği sürdürmek için mücadele etmesi; yeraltı, doğrudan eylem ve halk hareketlerinin yaşamsal önemini ortaya koyması gerekiyor.

(daha&helliip;)

Bütün Hayvanlar İçin Tek Bir Hak

Prof. Gary Francione

Hayvanların ahlâki hakları var mı? Onlara ne tür yasal statüler vermeliyiz? Bu tartışma son derece kafa karıştırıcı bir hâl aldı. Bazı hayvan hakları savunucuları hayvanlara insanlarla aynı hakları vermemiz gerektiğini söylüyor. Bu elbette absürd. İnsan olmayan canlılara verilemeyecek bir çok insan hakkı var.

Ben farklı bir şey önermek istiyorum: mantıklı ve tutarlı bir hayvan hakları teorisinin hayvanların sadece tek bir hakkına odaklanması gerekiyor; o da hayvanlara  insanların mülkü gibi davranmama hakkı.

(daha&helliip;)

Kurban Manzaralarından Tiksinmenin Kısa Olmayan Tarihi

Sezai Ozan Zeybek

Kurban bayramı geldi. Malum, her kurban bayramında benzer bir tartışma yaşanıyor: Kurban kesimi sırasında yaşanan “manzara”lara (böyle deniyor gazetelerde) toplumun bir kesimi şiddetle itiraz ediyor. Diğer bir kesimse geleneklerden, dini vecibelerden ve bazen hayvan kesmenin (mezbahalarda kesmeye kıyasla) daha az yabancılaşma içerdiğinden bahsediyor. İtiraz edenlerin farklı, hattâ bazen birbiriyle hemen hemen hiç örtüşmeyen gerekçeleri var. Keza, kurban kesen veya kesmeye sıcak bakan insanlar da homojen bir grup oluşturmuyor. İki grup içinde de yaklaşım bakımından önemli farklar var. Bazı durumlarda kurban kesimine itiraz edenler ve kesimi savunanlar arasındaki fark pek büyük değil. Uyuşmazlık daha çok yönteme, prosedürlere yönelik. Bazı durumlardaysa bu tek tartışma, kişilerin hayattaki duruşuna dair daha genel bir ayrışmaya tekabül ediyor.

Bu yazıda, kurbanla ilgili günümüzdeki tartışmaları değişik bir tarihsel perspektiften yeniden değerlendireceğim. Gelişmiş-geri kalmış, inançlı-inançsız, hayvan dostu-zalim gibi ayrımların ötesine geçip daha geniş bir zaman dilimi üzerinden insan-hayvan ilişkilerine bakmak istiyorum. Hayvanların insan toplumları üzerinde ne kadar belirleyici olduğu konusunda genel bir sessizlik hakim. Oysa benim iddiam şu: Hiç alâkası yokmuş gibi gözüken birtakım toplumsal süreçler dahi insanın hayvanla kurduğu (ya da kuramadığı) ilişkilere dayanıyor olabilir. O anlamda, kurban kesimi karşısında gösterilen (olumlu ya da olumsuz) tepkilerin dahil olduğu daha geniş bir bağlam var. İşin aslı, bu tartışma sadece Türkiye ile ya da kurban kesilen müslüman ülkelerle de sınırlı değil. Tartışmanın ana eksenleri (hayvanların konumunun ne olduğu) uzun süredir çeşitli şekillerde tartışılıyor. Niyetim, bu tartışmayı sürdürmek.

(daha&helliip;)

KURBAN’IN BAYRAMI

CAN BAŞKENT

0.

Meşhur hikayedir. Tolstoy, bir arkadaşını akşam yemeğine davet eder. Arkadaşı davet üzerine, yemekte tavuk istediğini belirtir. Akşam, konuk Tolstoy’un çiftliğine vardığında yemek masasındaki sandalyelerden birine bir tavuğun bağlı olduğunu görür ve sorar, bu nedir diye. Tolstoy da, ‘Yemekte tavuk yemek istemiştin, işte tavuk’ der.

Bu hikaye, mezbahaya tanık olanların hemen vejetaryen olacağını iddia eden tezin en bilinen anekdotlarındandır. Zira, bilinci olan bir canlıyı ellerimizle öldürmek bir vahşettir, bu vahşete tanık olanlar da et yemekten vazgeçeceklerdir, bu teze göre.

(daha&helliip;)

Hayvan Özgürlüğüne Rasyonel Bir Yaklaşım

Mira Fong

Hayvanları birbirinden kopuk türlere ayırmayı seçenler bizleriz. Aslında sadece kuyruksuz maymunlar değiliz, aynı zamanda Afrikalı kuyruksuz maymunlarız. “

Richard Dawkins

Halkın Tepkisini Karşılaştırmak

Yakın zamanlarda PBS’te Şempanzeler- Doğal Olmayan Bir Tarih adında bir program yayınlandı, program bir zamanlar tıbbî araştırmalarda kullanılan ama artık barınaklarda emekli olmalarına izin verilmiş şempanzelerle ilgiliydi. Emeklilikten önce bu şempanzelerin bazıları uzay programlarındaki pilot denemeleri için de kullanılmıştı. Ancak, kahramanlar diye selamlananlar sadece insan astronotlar oldu. Tersine, şempanzeler kemik iliği transplantı , ciğer biyopsisi vb. araştırmaları için tıbbi laboratuarlara transfer edildiler. Bu hayvanların çoğu insanlar tarafından yaratılmış AIDS ve hepatit gibi hastalıklara yakalanmışlardı.

(daha&helliip;)

“Hayvanlar, Kardeşlerim…”

Bugün ve her gün öldürülen; insan ya da  Allah adına kurban edilen hayvanlar için…

Edgar Kupfer 1940 yılında Dachau’daki toplama kampında esir edildi. Dachau’daki son üç senesi içerisinde  toplama kampında kamp kilerinde vaizlik görevine getirildi. Bu yeni konumu Kupfer’a çalınmış gazete parçaları ve kalem parçaları kullanarak gizli bir günlük tutma imkanı verdi. Yazdıklarını gömerek saklıyordu, Dachau 29 Nisan 1945’te özgürlüğüne kavuştuğunda yazdığı her şeyi bir araya getirdi. Dachau Günlükleri 1956’da basıldı. Kupfer, Dachau notlarından yola çıkarak vejetaryenlik üzerine bir deneme yazdı, bu da hemen “göçmen” İngilizcesine çevrildi. 38 sayfalık bu denemenin bir karbon kopyası orijinal Dachau Günlükleri ile beraber Chicago Üniversitesi Kütüphanesinin Özel Koleksiyon bölümünde saklanıyor. Aşağıdaki yazı bu denemeden yapılmış alıntılardan oluşuyor.

(daha&helliip;)

Onların Bedenleri, Bizim Benliklerimiz: Türcülük ve Cinsiyet Ayrımcılığının Ötesine Geçmek

Pattrice Jones

İnsanlar onyıllardır süren vejetaryen aktivizme rağmen neden daha çok et yiyor? Neden bu kadar çok sayıda erkek eşlerini ve kız arkadaşlarını senelerdir süren feminist aktivizme rağmen dövmeye devam ediyor? Neden bir çok anne baba çocukları eşcinsel ya da vejetaryen olduğunu açıkladığında kendilerine hakaret edildiğini hissediyor? Bir erkeğin eşi olmayı seçen bunca kadın neden bedenlerine ne zaman girileceği ya da girilip girilmeyeceği konusundaki yasal haklarından vazgeçmeyi kabul ediyor aynı anda? Neden insanlar et yemeyi seçiyor?

(daha&helliip;)

İslam’da Kurban

Antikapitalist Müslümanlar özellikle son bir senedir  oldukça dikkat çekiyor. Adil Medya sitesindeki yazıları ve çeşitli TV kanallarında kendisiyle yapılan röportajlarda İslam ve Müslümanlık üzerine bugüne dek duymaya pek alışık olmadığımız cümleler sarfeden İhsan Eliaçık bu sefer kurban üzerine kendisine sorulan soruları yanıtladı. Ancak Sorular kızı Zeynep Eliaçık’tan.

Odin Kara’ya teşekkürler.

1-) KURBAN  NE DEMEKTİR VE NEDEN BÜTÜN DİNLERİN BİR RİTÜELİDİR?

Kurban, “yakınlaşmak” demektir. İslam’da her yıl büyük hacc toplantısında insanların birbirine yakınlaşması, gariplerin, kimsesizlerin, yoksuların, toplumda yalnız kalmışların aranıp bulunarak onlara yakınlaşılması, birlikte olunması ve bayramdan sonra bu birlikteliğin sürdürülmesi manasındadır. Dolayısıyla “kurban bayramı günleri” demek, garip, gurebâ ve kimsesizlerle buluşma/kaynaşma günleri demektir. Uzaklaştığınız kişilerle yakınlaşma; küskünlerin barışması demektir. İlla kurban kesilecek diye bir kural yoktur.

(daha&helliip;)

Hayvan Hakları ve Hayvan Özgürlüğü Fazla mı Oluyor?

“Özgürlüğün savunulması adına aşırı uçlara gitmek kötülük değildir. Adaleti hayata geçirmek adına ılımlı davranmak da bir erdem değildir.”

The Collins İngilizce Sözlüğü ekstremist sözcüğünü şöyle tanımlıyor “ılımlılık barındırmayan, taviz vermeyen, ya da fanatik davranış metodları benimseyen ya da bunları destekleyen insan”. Hiç de insanın övüneceği bir şey değil, bazıları için ise sıyırmanın sınırlarında gezinen bir tanım. Genellikle her türden ekstremist ancak tehlikeli görüldüğünde dikkat çeken marjinal insanlardır. Aynı şey hayvan hakları aktivistleri için, özellikle de bütün hayvan sömürülerinin sona ermesini isteyen hayvan aktivistleri için de geçerli. Martin Luther King, Jr. ünlü “ Birmingham Hapisanesinden Bir Mektup”’unda insan hakları konusunda aşırı uçlara gitmekten şöyle bahsediyor:

(daha&helliip;)

Ahlâkî Evrim ve Hayvan Hakları

Dr.Steve Best

İnsan toplumlarında bütün insanların temel hakları olduğunu biliyoruz. Ahlâki ve hukuki gelişimimizde sıradaki adım “hey, bir dakika”, demektir; eğer farklı ırktan insanların aynen beyazlar gibi hakları olduğunu söyleyeceksek, kadınların erkekler gibi hakları olduğunu söyleyeceksek, o zaman insanların hakları vardır ama hayvanların olamaz demek saçmalıktır. Bu bir çelişkidir, ikiyüzlülüktür.

(daha&helliip;)

Veganizm: Kaybedemeyeceğimiz Bir Savaş

Dr. Steve Best

30 yıldır kitap yayınlıyorum. 30 seneden uzun süredir vejetaryen ve veganım. 30 senedir bütün toplumsal hareketlerde ve davalarda bir aktivist olarak yer aldım. Bir devrimde  insan olarak, bir toplum olarak , vegan ve hayvan aktivistleri olarak, bir hareket olarak  nerede bulunduğumuz konusunda bazı sonuçlara  ulaşmış bulunuyorum.

Hem iyi hem kötü haberlerim var size.

(daha&helliip;)

Ekolojik Kriz Zamanında Hayvan Özgürlüğü ve Ahlâki İlerleme

Dr. Steve Best

(Dr. Steve Best’in 05 Eylül 2012 günü Roma’da Sapienza Üniversitesi’nde verdiği “Hayvan Özgürlüğü ve Ahlâkî İlerleme: İnsanın Evrim Mücadelesi”isimli konuşmasının metin hâlidir).

Çok karanlık ve  çok rahatsız zamanlarda yaşıyoruz. Sonu gelmeyen savaşların, her yere yayılmış militarizmin tanıklarıyız, her yerde artık kontrolden çıkmış bir şirket kapitalizminin büyüdüğünü , halkların yoksullaştırıldığını görüyoruz. Önceden tanık olunmamış bir devlet baskısının tanıklarıyız, eylemlerimizin devlet tarafından izlenmesine kişisel haklarımızın ihlâl edilmesine şahit oluyoruz… Şu anda son derece tarihî bir ân yaşıyoruz. Gezegen tarihinde yaşanan 6. yokoluş krizinin tam ortasında bulunuyoruz. Son dört ya da beş tanesi doğadan kaynaklanmıştı ama bu sonuncusu tamamen insan yapımı. Son yokoluş süreci 65 milyon yıl önce yaşandı. Şu anda yaşadığımız ise biz konuşurken meydana gelmeye devam ediyor. Bizler ayrıca insanların sebep olduğu bir iklim değişikliği çağında yaşıyoruz. Bu iklim değişikliği ise artık devrilme noktasında,  yani olay ve değişikliklerin geri döndürülemeyeceği bir noktaya varmak üzereyiz. Ve ne yaparsak yapalım, bu durum yaşanıyor. 2050 yılına kadar BM artık tanınmaz hale gelmiş bir gezegenimizin olacağını söylüyor.

(daha&helliip;)

İnsanın Hakları mı ???

 

Tim Gier

Başka yerlerde de haklar kavramı konusunda bazı şeyler okuyorum. Bir hak herkesin tutunabileceği somut bir nesne değildir; ama hakların var olduğunu bilebiliriz. Bilgi de somut bir nesne değildir, bilgi bir düşünce ya da fikirden daha fazla bir şeydir. Hiç kimse bilgiyi ellerinde hakiki anlamda tutamazsa da bilginin var olduğunu biliyoruz. Örneğin; bilgi DNA içine kodlanır ve aktarılır. Haklar maddi olandan farklı bir anlamda var olan bir şey olarak, işte böyledir.

(daha&helliip;)

Kürk Vahşetinde Yeni Trend: Kürklü Bikiniler

Dünyanın her yerinde hayvan hakları aktivistleri  Brezilya’nın moda endüstrisinin bir trend haline geleceği bir girişimini kınıyor: kürklü bikinileri. En büyük öfke Güney Amerika’da yaşanıyor, Peru’da bir grup üniversite öğrencisi “kürke hayır” protestosu yaparak konuya olan kızgınlıklarını dile getirmeye hazırlanıyor.

(daha&helliip;)

Karnizm Dersleri: “Et”in Anlamı

-eski bir çeviri-

Kelly Garbato

Melanie Joy karnizmin “et”in tüketimine yönelik düşünmeyişimizin altını çizen görünmez bir inanç sistemi (ya da ideoloji) olduğunu söylüyor. Bu davranışı öylesine içselleştirmişiz ki –yani “et”yemeyi- bunu bir seçim olarak görmüyoruz, tersine kör bir şekilde onu normal ve gerekli bir şey, bir hayat tarzı olarak kabul ediyoruz; “et”tüketimi, “neyse o”dur. Karnizm vejetaryenizmin mantıksal zıddını oluşturuyor; insan et yememeye karar verebileceği gibi et yemek de bir seçim aslında. Ancak “vejetaryenizm” ve “veganizm” terimleri genel bir deyişken “karnizm” için böyle bir sözcük bulunmuyor. “Et” tüketimini destekleyen ideolojinin bir ismi olmadığı için,  “et”yemek doğal, kaçınılmaz ve inanç sistemimiz dışında kalan bir şey olarak görülüyor. Ya da hiç görülmüyor- görünmez oluyor. Bunu düşünmekten uzak durabiliyoruz; çünkü bunu konuşmak için araçlarımız yani kelimelerimiz yok. İsim vererek güç sahibi oluyoruz. Kelimeler önemli.

(daha&helliip;)

Karnizm ve Hayvan Yemenin Psikolojisi

-eski bir çeviri, yeniden-

Dr. Melanie Joy

Bu kültür ve toplumda küçük düşürücü bir çok şey var. Ama hayvanları yemek için öldürmek bunların en kötüsü, insanlar en çok bunu görmezden geliyor; çünkü hayvanların  önemli olduğunu düşünmüyorlar. Ben hayvanlara çok acıyorum. Sadece düşüncesi bile moral bozucu…Ağlıyorum.”

Bir çok okur yukarıdaki düşüncelere katılır herhalde; ama burada esas şaşırtıcı olan şey, bu sözleri söyleyen kişinin vejetaryen değil hayvan eti yiyen birisi olması. Belki daha da şaşırtıcı olan şey ise ifade edilen hislerin istisna değil, kural olması. Yapılan araştırmalar hayvanları yemenin insanlarda içsel bir huzursuzluk yarattığını ortaya koyuyor ya da bir tutarsızlık diyelim buna, insanlar genellikle bu durumun farkında değiller. O halde sorulması gereken soru kendini hayvanlara karşı şiddet uygulamaktan uzak birisi olarak gören ortalama insanın nasıl olup da hayvaların vücutlarını yiyebildiğini ve hiç bir huzursuzluk yaşamadığı olsa gerek?

(daha&helliip;)

“Göz Göre Göre Ladese Gidiyoruz” : Haytap’ın Yeni Yasa Tasarısı ile İlgili Açıklaması

5199_adalet

2004 yılında hayatımıza giren ve tüm uyarılarımıza rağmen geçen sekiz yılda beklenen hiçbir sonucu vermeyeceği belli olan hayvanları koruma yasası yine ”ben yaptım, oldu” anlayışıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanmış, sivil toplum örgütlerinin nerdeyse hiçbir önerisi dikkate alınmadan Başbakanlık vasıtasıyla parlamentoya sunulmuştur.

(daha&helliip;)

Neden Hayvan Yiyelim ki?

Bruce Friedrich
(Fazıl Tar’a teşekkürler)
Öncelikle çevre şartlarını ve gıda krizini düşünün: Et yemekle yığınla yemeği çöpe atmak arasında etik açıdan hiçbir fark yoktur, çünkü yediğimiz hayvanlar tükettikleri yemin ancak küçük bir parçasını et kalorisine dönüştürebiliyor – bir hayvanın bir kalorilik hayvan eti üretebilmesi için altı ila yirmi altı kalorilik yemlenmesi gerekiyor. ABD’de yetiştirdiğimiz mahsülün büyük bir kısmı hayvanlara yediriliyor -bunlar insanları beslemek ya da yaban hayatı korumak adına kullanabileceğimiz toprak ve gıdalardır- ve dünyanın her yerinde böyle, yıkıcı sonuçlarıyla beraber elbette.

Vegan Olmayı Seçin.

Bu, bir dirikesim kurbanıdır.

Bu, insanlar para kazanabilsin diye tekrar tekrar tecavüz edilmek üzere hayatta kalması sağlanan bir süt sığırıdır.

Yüzeysel olarak bakıldığında bu benzetmeler çok tuhaf görünebilir. Sizin için bir anlam ifade etmeyebilirler. Hatta sizi öfkelendirebilirler bile. Bir çok fark olsa bile, anlaşılması gereken şey şu: bu suçları işleyenlerin kafasında ve bu suçların meşrulaştırılmasının arkasında yer alan mentalitenin temelinde, kurbanların bir şekilde  ırk ya da cinsiyet gibi hem keyfî hem de  kontrol edilemeyen farklılıklar nedeniyle suçu işleyenlerden daha değersiz ya da daha aşağı olduğu düşüncesi yatıyor. Aynı şeyi türler için de söyleyemez miyiz?

(daha&helliip;)

Üreme Özerkliği : Tür Sınırlarını Aşmak

 Leon and Cat

Eğer hayvan özgürlüğü konusunda ciddiysek, o zaman insan türünden olsun olmasın bütün hayvanların özgürlüğü için çalışmak zorundayız. Eğer feminizm konusunda ciddiysek o zaman cinsiyet ayrımcılığından uzak durduğumuz gibi tür ayrımcılığından da uzak durmalıyız. Başkaları baskı altındayken hiç kimse özgür değildir. Ve eğer beraber çalışıp görünüşte farklı mücadelelerin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu anlarsak o zaman bir gün hepimiz özgür olacağız- Pattrice Jones

 Helen Matthews

Feminizm ve hayvan özgürlüğü arasındaki bağlantıyı anladığım o ilk ürkütücü ânı 15 yaşında ailemle beraber akşam yemeği için masaya oturduğumda yaşadım. Babam mangalda tavuk pişirmişti, ve tavuk masanın ortasında oturuyordu. Ona bakıyor ve renklerini, o koyu kahverengi ve siyah renklerini düşünüyordum. Yanık göründüğünü düşünüyordum, aynen yanmış deri gibi. Ve sonra onun gerçekten de yanmış deri olduğunu farkettim, benzemek filan söz konusu değildi, karşımdaki şey, yanmış bir vücuttu resmen. İşte o an anneme “akşam yemeği yemiyorum, bunu yemeyeceğim. Vejetaryen olacağım” dedim.

(daha&helliip;)

Ahlâk Evrimleşti mi?


İnsan doğası ahlâkı benimser; ancak bazen ahlâk insan doğasıyla çelişir.
(Bu yazıda Steve Stewart Williams’ın “Darwin, God and the Meaning of Life:Darwin, Tanrı ve Hayatın Anlamı” adlı kitabından alıntılar yapılmıştır).
Ahlâk, doğal seleksiyonun görünmez elleri tarafından ustalıkla işlenmiş bir adaptasyon mudur? Yoksa sadece bizim uydurmamız mıdır? Bu sorunun cevabı hayli karmaşık. Bir taraftan bakıldığında evrim teorisinin, yardımseverlik, empati ve bazı cinsel davranış türlerine karşı gösterdiğimiz karakteristik tutumumuz gibi ahlâk kuralları dahilindeki birtakım davranışların temeline ışık tutabildiği inkâr edilemez.

(daha&helliip;)

Hayvan Ekstremizmi mi? Evet, Evet Aynen Öyle.

eski bir çeviri, yeniden-

Casey Suchan

Ekstremist? Şiddet yanlısı? Terörist?

Kesinlikle öyle. Ama biz değil.

Bunların hepsi et, ilaç ve  kürk endüstrilerinin hayvan haklarını savunanları ve eylemcileri tanımlamak  için kullandığı kelimeler. Bu dili kullanmaktan vazgeçiremeyiz onları; ama kendimize karşı bu dili kullanmaktan vazgeçebiliriz.

Bu sözcükleri ait oldukları yere doğru yönlendirmemizin vakti geldi; yani gerçek teröristlere, şiddet ve ekstremizm uygulayanlara, yani hayvanları sömüren endüstrilere. Birbirimizin kullandığı metodlar konusunda fikir ayrılıkları olsa bile buna  şiddet demeyelim. Dile dikkat edelim. İllegal diyelim. Suç diyelim. İyi ya da kötü bir taktik diyelim.

(daha&helliip;)

Hayvan Adaleti

Marc Bekoff

 

Hayvanlarda ahlâk duygusu var mı? Doğruyu yanlıştan ayırt edebiliyorlar mı?

Tarihsel olarak cevabı evet. Charles Darwin hayvanların aynen insanlar gibi moral varlıklar olabileceğine inanıyor ve insan ahlâkının öteki hayvanlardaki benzer sosyal davranışlarla süreklilik gösterdiğini düşünüyordu. Darwin  çok sayıda hayvanda bulunduğuna inandığı sempati kapasitesine özel bir itina gösterdi. Şöyle yazdı:” dikkat çekici sosyal içgüdüleri olan her bir hayvan entelektüel güçleri en az insanınki kadar geliştiği zaman ister istemez ahlâki bir vicdan duygusuna sahip olur”.

(daha&helliip;)

Neden Hayvan Özgürlüğü ?

Bizleri diğer his ve duygu sahibi hayvanlardan ayıran şey ne? Diğer bir deyişle, sadece bütün insanlarda görülen özellikler ya da nitelikler hangisi? Hangi biyolojik, entelektüel ya da duygusal nitelik türümüzün zararsız (çaresiz) hayvanlara rutin olarak uyguladığı vahşetlerden bizi koruyor? Aslında  insan olmak hakkında öne sürüp de bütün insanlara uyduğunu söyleyebileceğimiz hiçbir şey yok. Farklılıkları belirlemek yerine  ortak paydaya odaklanmalıyız: his ve duygu sahibi olmaya. Yani, eğer bir  canlı acı hissedebiliyor, acı çekebiliyorsa  o zaman ahlâki bir bağlayıcılık söz konusudur. Aşağıda hayvanları sömürmek için öne sürülen bazı argümanlar ve hayvan hakları tepkileri yer alıyor.

(daha&helliip;)

Bizi insan yapan ne?

Wolf ethology.jpg

Marc Bekoff /Etoloji Yazıları

İnsanların diğer hayvanlardan ne anlamda farklı olduğunu açıklamaya çalışan bir çok iddia gelip geçmiştir. Örneğin;  insanların tanrı’ya benzediği ve akıl sahibi tek varlık oldukları ileri sürülmüştür hep. İnsanlar Tanrı’ya benzeyen tek hayvan olup olmadığımız konusunda farklı şeyler düşünüyorlar ve elbette kanıtlanabilecek ya da çürütülebilecek bir iddia değil bu. Ancak, bir çok araştırma hayvanların akıl sahibi canlılar olduğunu ve bir zamanlar sadece insanlara ait olduğu sanılan  alet yapıp kullanmak, kültür sahibi olmak, benlik duygusuna sahip olmak, kompleks iletişim sistemleri kullanmak, sanat  üretmek, doğruyu yanlıştan ayırtedebilmek, zengin ve derin duygusal hayatlar sürebilmek gibi bir çok niteliğe de sahip olduklarını ortaya koyuyor. Bizi diğer hayvanlardan ayıran iki nitelik ise bizim yemek pişirmemiz ve diğer hiçbir hayvanın bizim kadar yıkıcı ve kötülük dolu olmaması.

(daha&helliip;)

Kürk Giymiş Ruhlar

Adriaan Kortlandt

Eski zamanlarda dünya büyülü bir yerdi. Dağlar, nehirler, ormanlar ve denizlerde tanrılar, cinler, kızgın ve dostane olabilecek her türden ruh yaşardı ve ruh halleri nasıl gerektiriyorsa ona göre yıldırımlar, zelzeleler yollar ya da sakin sakin davranırlardı. Zaman aktıkça azar azar bu resim değişti. Dünya zaman ilerledikçe ruhsuz kaldı.

(daha&helliip;)

Hepimiz Etiz

A view of plastinated human bodies exhibits are seen at the 'Body Worlds', the anatomical exhibition of real human bodies by German Gunther von Hagens at Postbahnhof on May 6, 2009 in Berlin, Germany. The exhibit opens to the public on May 7.

Lesi Bisgould

İçerden tuzlanmış ete benziyorum. Bu, Ontario Bilim Merkezi’nde sergilenen “Body Worlds 2-Vücut Dünyaları: Gerçek İnsan Vücutlarının Anatomik Sergisi” adlı eserimdeki bir çok pozdan birisiydi ve en çok etkileyici olanıydı. Sergide insan vücutları, poz vermiş, dilimlenmiş bir halde kemikleri, tendonları, sinirleri, kan damarlarını, iç organları, deriyi, gözleri hatta saçı gösterecek şekilde sunuluyor.  (Bu vücutlar) Plastinasyon adı verilen bir metodla muhafaza ediliyorlar.

(daha&helliip;)

Özür

Laura Moretti

Ormanda çok yağmur yağdığı zaman, Endonezya- Mentawai kabilesindeki insanlar ağaçlardan inşa ettikleri kulübelerinde hem ısınmak hem de güvende olmak için bir araya geliyorlar. Bambu ezmesi, ve arada bir yakalayıp şişmanlaması için bir bölmeye kapattıkları ve hep beraber öldürdükleri yaban domuzunu da yiyorlar.

(daha&helliip;)