Yazar: CemCB

Fransa’da avcılara ALF sürprizi

Aralık ayının sonunda Fransa’nın güneyinde, ALF üyeleri 17 av gözetleme kulesini sabote etti.

Bu çelik kuleler civardaki hayvanların hayatta kalmasını sağlamak amacıyla kullanılamaz hale getirildi.

Avcılık spor değildir, hobi değildir, sadece fransız devleti tarafından onaylanmış bir cinayet biçimidir.

Siz öldürdüğünüz, kuleleri yeniden diktiğiniz sürece, bizler de yıkmaya devam edeceğiz.

ALF

*http://directaction.info/news_jan03_21.htm

Büyük maymunlar ve eşitliğe karşı insan direnişi

Great apes – News, Research and Analysis – The Conversation – page 1

Dale Jamieson

Eşit kişilerden oluşmuş bir topluluğunun doğası ve sınırları hakkındaki sorular hem teoride hem de pratikte tartışmalıdır. Ben bu sözleri yazarken, eski Yugoslavya’da Sırplar ve Hırvatlar arasında kanlı bir savaş devam ediyor. Birçoğu, bunun bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde olabileceklerin bir göstergesi olmasından korkuyor. Çekler ve Slovaklar arasındaki gerginlik artıyor ve İrlanda’nın kuzey kesiminde ‘sorunlar’ devam ediyor. Burada, bu bölümü yazdığım New York’ta, Brooklyn’in Crown Heights bölümünde Hasidik Yahudiler ve Afrikalı-Amerikalılar arasındaki ilişkiler, bir misilleme cinayetleri döngüsünün başlamış olabileceği noktaya kadar kötüleşti. Siyahlarla Koreliler arasındaki ilişkiler genellikle çok kötü ve Amerika’nın her yerinde siyahlara ve Asyalılara karşı beyaz ırkçılık olayları var.

Çoğu insan tüm bu vakalardan pişmanlık duyacak ve içinde yaşadığımız son derece iç içe geçmiş ilişkilerle kurulu bir dünyada farklı grupların birbirleriyle anlaşmayı öğrenmek zorunda kalacaklarını söyleyecektir. Birbirlerini sevmek zorunda değiller, ancak birbirlerine eşit olarak saygı duymaları gerekiyor. İster Hırvat ister Sırp, siyah veya Hispanik olsun, tüm insanlar eşitler topluluğunun üyeleridir ve yaşamlarına ve özgürlüklerine tehdit olmaksızın barış ve huzur içinde yaşama hakkına sahiptir.

Bahsettiğim etnik gruplar arası mücadele vakaları, toplumun pratik problemlerini ortaya çıkarıyor: İnsanların doğru olduğuna inandıkları ve başkalarının eşitliğini de kabul ettiklerine dayalı bir şekilde hareket etmelerini nasıl sağlayabiliriz? Teori düzeyinde, bu savaş büyük oranda kazanıldı diyebiliriz. Pek çok insan, ırkları veya etnik kökenleri nedeniyle Sırplara veya Avustralya Aborjinlerine kötü muamele edilmesine uygun gözle bakmaz. Ancak insanlar genellikle pratikten çok teoride daha iyidir.

Diğer büyük maymunlarla aramızdaki eşitliği kabul etmek için teoride bile gidecek çok yolumuz var. Şempanzelerin, gorillerin ve orangutanların eşitler topluluğumuzun üyeleri olarak tanınması gerektiği fikri, birçok insana tuhaf veya çirkin geliyor. Yine de, bu projeye katkıda bulunan diğer kişiler gibi, bu hayvanları da topluluğumuza dahil etmek için çok iyi nedenlerimiz olduğuna inanıyorum.

Bu bölümde, eşitler topluluğunun ne olduğunu veya üyelerinin haklarının ne olduğunu özellikle söylemeye çalışmayacağım, çünkü bu, bu kitabın başka bir bölümünde ele alınıyor. Bunun yerine, sadece Büyük Maymunlar Bildirgesi’nin genel duygularını onaylıyorum: Eşitlikler topluluğu, birbirimizle ilişkilerimizi belirli temel ahlaki ilkelerin yönettiği ahlâki topluluktur; ve bu ahlâki ilkeler yaşam hakkını ve bireysel özgürlüğün korunmasını kapsar.

Bu bölümdeki asıl ilgi alanım, büyük maymunların ahlâki eşitliğinin birçok insan için neden bu kadar zor olduğunu keşfetmek. Aşağıdakiler, diğer büyük maymunlarla ahlaki eşitliğimizi tanımaya karşı insan direncinin kaynaklarının spekülatif teşhisi olarak görülebilir. Umudum, bu direnişin kaynakları ortaya çıktığında, bir ölçüde bu direncin devre dışı bırakılması ve ahlâki fikirlerimizi uygulamaya koymak gibi zor bir göreve geçebilme imkânımızın olması. Diğer büyük maymunlarla aramızdaki ahlâki eşitliğimizi tanımak için beş direnç kaynağı olarak gördüğüm şeyi tartışacağım.

Direnişimizin bir kaynağı şu olabilir: Diğer büyük maymunlarla aramızdaki eşitliği kabul etmenin bireysel davranışlarımız ve sosyal kurumlarımız için ne anlama geldiğinden emin değiliz. Siyasi bir görev için aday olmalarına izin verilir mi? Binlerce yıllık adaletsizliği telafi etmek için pozitif ayrımcılık programları oluşturmamız gerekecek mi? Bir dereceye kadar bu belirsizlik, vizyonumuzun darlığından ve bir dereceye kadar önceden cevaplanamayacak önemli sorular olduğu için ortaya çıkıyor. İnsanlar, radikal sosyal değişim düşünüldüğünde çoğu kez hayâl güçlerine sahip gibi görünüyorlar. Amerikan İç Savaşı’ndan önce birçok beyaz güneyli için köleliğin olmadığı bir dünya anlaşılmaz bir şeydi. Apartheid olmayan bir hayat birçok Güney Afrikalı için hala hayâl edilemez (yazı 1993’te yazılmış-Cem). Radikal toplumsal değişime direnmemizin bir nedeni, geleceği hayâl edemiyor olmamız ve hayâl edemediğimiz şeylerden korkuyor olduğumuz gerçeği.

Ancak bunu söyledikten sonra, büyük maymunların insanlarla ahlâken eşit olduğunu kabul etmenin tam olarak ne anlama geldiği çok açık olmadığını söylemek gerek. Şempanzeleri tıbbi araştırmalarda kullanmamıza ve dağ gorillerinin yaşadığı bölgeleri yok etmemize son vereceği açık, ancak başka ne gibi değişiklikler getirebilir? Burada Amerikan sosyal değişim deneyimini yansıtmaktan faydalanabiliriz. Köleler özgürleştirilip vatandaş olarak tanındığında, haklarının ve korumalarının tam olarak ne olduğu belirsizliğini korudu. Yüzyılı aşkın süredir çeşitli mahkeme kararları ve yasama eylemleri bunları açıklamaya devam etti. Bu, tamamen önceden tasavvur edilemeyen devam eden bir süreçtir. Savunulamayacak sosyal uygulamaları değiştireceksek, bunu izleyen kaçınılmaz belirsizliği kabul etmeliyiz.

İkinci bir direniş kaynağı genellikle ırkçılık ve cinsiyetçilik kaynaklarına bağlanabilir. İnsanlar genellikle çeşitliliği teoride pratikte olduğundan daha fazla hoş görürler. Etnik gruplar arası şiddet ve kadınların erkekler tarafından istismarının yaygınlığı şüphesiz söz konusu gruplar arasındaki kaba farklılıklarla ilgilidir. Yine de insanlar arasındaki farklılıklar, insanlar ve şempanzeler, goriller veya orangutanlar arasındaki farklılıklara kıyasla çok az. Bu tür canlılarla ahlâken eşit olduğumuzu kabul etme fikri, bu tür farklılıklar karşısında insana tuhaf görünüyor.

Bununla birlikte, ahlaken eşitlik tanındığında farklılık algısının sıklıkla değiştiğini belirtmek de gerekiyor. Özgürleşmeden önce (ve hâlâ bazı ırkçılar arasında) Amerikalı siyahlar, beyaz insanlardan çok maymun gibi algılanıyordu. Ahlâken eşitlik kabul edildikten sonra, kimlik ve farklılık algıları değişmeye başladı. Giderek çoğalan bir şekilde siyahlar, tüm üyeleri niteliksel olarak “sadece hayvanlardan” farklı görülen “insan ailesinin” bir parçası olarak görülmeye başlandı. Belki bir gün, büyük maymunlar arasındaki benzerliklerin bizim için belirgin olacağı ve aralarındaki farklılıkların önemsiz ve hatta belki de zenginleştirici bir gerçek olarak göz ardı edileceği bir aşamaya ulaşacağız.

Büyük maymunların insanlarla ahlâken eşitliği kavramına karşı insanın direniş göstermesinin üçüncü bir kaynağı, böyle bir eşitliği isteyen seslerin olmamasıdır. Eşitliğin tanınması, empati ve sempatik özdeşleşmeden derinden etkilenir. Uzakta olan ve durumu doğrudan ifade edilmeyen canlıları tanımak veya onlarla empati kurmak zordur. Gerçekte, yakın olmanın psikolojik önemi, Afrikalı insanların içinde bulunduğu kötü durumun bu kadar sıklıkla göz ardı edilmesinin nedenlerinden biri. Birçok Afrikalı şu anda kıtlıkla karşı karşıya, ancak sanayileşmiş dünya, kendi ekonomik durgunluk kurbanlarının nispeten daha az ciddi durumlarıyla daha fazla  ilgileniyor gibi görünüyor.

Ezilenlerin veya dezavantajlıların güçlü ve açık sözlü savunucuları olsa bile, kurbanların kendileri genellikle avukatlarından çok daha etkili. İnsan psikolojisinin bu yönü, halkla ilişkiler kampanyalarında genellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler nedeniyle hayatta ve mutlu olduklarını iddia eden çocukları içeren hayvan araştırmasının destekçileri tarafından defalarca istismar edilmiştir. Hastalığın veya sakatlığın kurbanı olan bu kişiler, genellikle bilim adamlarından daha etkili araştırma savunucularıdır. Ancak diğer büyük maymunların sorunu, insanlarla etkili bir şekilde iletişim kuracak durumda olmamaları. Sonuç olarak, davalarının insanlar tarafından yapılması gerekir ve bu tür itirazların etki gücü sınırlı.

İnsanların maymunlarla ahlâken eşit olması kavramına karşı direniş göstermesinin dördüncü bir kaynağı, insan çıkarlarında ortaya çıkabilecek gerilemenin tanınmasıdır. Eşit kişiler topluluğunun üyeliği ne kadar genişse, üyelere tahakkuk eden fayda o kadar az olur. Bu, ahlâki ilgi çemberini genişletmeye karşı tarihsel bir direnişin var olmasının bir parçasıdır. Toplumsal seçkinler, alt sınıfların eşitlik iddialarına direndiler; erkekler kadınların bu tür iddialarına direndi; ve beyazlar siyahların öne sürdüğü iddialara direndi. Ahlâki açıdan iyi düzenlenmiş bir toplumda, haksız avantajın kaybı yaşamın maliyetinin bir parçasıdır, ancak maliyeti karşılamaya hazır olanlar bir kural olarak bundan kaçınmaya çalışırlar.

Belki de insanların bu eşitlik kavramına karşı çıkışının en derin kaynağı, büyük maymunlar arasındaki eşitlik iddialarının, çoğu Batı toplumunun miras kalan Orta Doğu kültürel ve dini dünya görüşüyle ​​temel bir çatışmayı içermesidir. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam, doğada insanlara özel bir yer verir. Ortodoks Hıristiyan görüşlerine göre insanlar o kadar özeldir ki, Tanrı bir insan şeklini bile almıştır; şempanze, goril veya orangutan şeklini almış olması düşünülemez. Kâfirler bile bu geleneklerin mirasıyla yaşar. İnsanların doğadaki özelliği, inancımızın ve eylemimizin arka planının bir parçasıdır. Yine de, James Rachels’ın güçlü bir şekilde tartıştığı gibi (bkz. Bölüm 15), insanın bir benzeri canlının olmamasının böylesine önemli bir rol oynadığı bu tablo, ortaya çıkan ilim ve felsefe görüşü tarafından zayıflatılıyor. Evrim teorisini ciddiye alan seküler bir tablo, insan ayrıcalığını desteklemez. Bu görüşe göre, insanlar pek çoğunun üzerinde bir tür olmaktan ziyade birçokları arasında tek tür olarak görülmektedir; uzun vadede insanlar diğer nesli tükenmiş türlerin yoluna gitmeye mahkûmdur ve bilimsel tabloda bunun bir kayıp olacağı fikrini doğrudan destekleyen hiçbir şey yoktur. Elbette, bilimsel dünya görüşü ile insanın benzersiz olduğuna dair iddialar arasında doğrudan mantıksal bir çelişki yoktur: birçok insan gibi biri her ikisine de inanmaya devam edebilir. Bununla birlikte, bilimsel dünya görüşünün yaptığı şey, bir zamanlar insanın benzersizliği hakkındaki iddialara inandırıcılık veren arka planın çoğunu ortadan kaldırmaktır. Bu arka plan olmadan, bu tür iddialar giderek daha az kabul görecektir..

Bu bölümde, büyük maymunların ahlâken insanlarla eşit olduğu  kavramını kabul etmeye karşı insanın direnç göstermesinin bazı kaynaklarını belirlemeye çalıştım. Belirli bir perspektiften bakıldığında, şaşırtıcı olan, seçkin bir bilim insanı ve filozof grubunun böyle bir eşitliği savunmaya istekli olması değil, bu tür iddiaların pek çok insana saçma görünmesi aslında. Önerdiğim şey, bu absürtlük izleniminin, doğadaki yerimiz ve farklı olanlarla ilişkilerimiz hakkındaki köklü korku ve kaygıların bir ifadesi olabileceği. Bu teşhis doğru olsa bile, bu tür korkular ve endişeler ânında ortadan kalkmayacaktır. Ortaya çıkan natüralist dünya görüşümüzün, doğanın geri kalanıyla ilişkilerimizi tam olarak şekillendirmesi için daha önümüzde uzun bir yol var. Ama korkularımız önce teşhis edilmeli ve anlaşılmalı. Böyle bir tanımlama ve anlayışa doğru ilk adımı atmaya çalıştım.

Kaynak: http://www.animal-rights-library.com/texts-m/jamieson02.htm

Resim:https://theconversation.com/us/topics/great-apes-16586

Çeviri: Google Çeviri ve Cem

Türcülük, retorik ve ekofeminizm : “Impersonating Animals”

Impersonating Animals: Rhetoric, Ecofeminism, and Animal Rights Law:  Muller, S. Marek: 9781611863666: Amazon.com: Books

Marc Bekoff

Yakın zamanda Florida Atlantic Üniversitesi’nden Dr. S. Marek Muller’in çalışmalarını ve çığır açan yeni kitabı “Taklit Eden Hayvanları Taklit Etmek: Retorik, Ekofeminizm ve Hayvan Hakları Yasası’ndan haberdar oldum. Kitabın insan-insan olmayan canlılar arası etkileşimlere odaklanması – insan olmayan varlıklar hakkında zorunlu olarak nasıl iletişim kurduğumuz Tür sınırları boyunca ve insanlar arasındaki ilişkileri etkiler – benim ilgi alanımın birçoğuyla ve insan olmayan hayvan-insan ilişkilerini inceleyen diğer pek çok kişinin ilgisiyle yakından alâkalı. Dr. Muller’in geniş kapsamlı çalışmaları hakkında birkaç soruyu yanıtlamak için bana zaman ayırabilmesine sevindim.

Bu kitabı neden yazdınız?

Kısa cevap şu: İletişim alanındaki doktora tezimi hayvan hakları, retorik ve hukuk üzerine yazdım. Uzun cevap ise, şöyle:  kitabın hayvan haklarıyla ilgili bir "manifesto" oluşturma girişimim olduğunu söyleyebilirim.. Ben buna profesyonel bir eylemci, filozof ya da bilişsel bir etolog perspektifinden değil, daha çok retorikçi olarak bakıyorum. Bu kitabı yazmanın önemli olduğunu hissettim çünkü hayvan haklarıyla ilgili birçok söylem, bana göre biraz tartışmalı argümantasyon stratejileri ve taktikleri olarak gördüğüm bir şey üzerine kurulu. Hayvan hakları, hayvan özneliği ve tam özgürleşme için daha güçlü bir örnek oluşturmak için yeniden gözden geçirilmesi gereken çok sayıda siyah-beyaz düşünce, yanıltıcı akıl yürütme biçimleri, sinsi ayrımcı ideolojiler ve diğer başka şeyler var ortada.
 Toplumsal bir yapı olarak "hukuk" ile ilgili benzer bir dizi sorun var. Bu hukuk hakkında bir çok “gerçek” ve bu gerçeklerin sebep olduğu etkiler var, işte bunların yapıbozuma uğratılması gerekiyor, bu yapılırsa ancak hayvan özgürlüğü davası mahkeme salonları içinde ve dışında başarı şansına sahip olabilir.
 Ayrıca, türler arası sosyal adalet sağlayabilmek amacıyla  daha geniş bir çabanın parçası olarak hayvan özgürlüğünün nasıl var olduğuyla ilgili hayvan hakları metinleri kanonuna başka bir kitap eklemek istedim. Irkçılık, cinsiyetçilik gibi tahakkümcü yapılarla arasındaki ortak kesişme notkaları göstererek türcülük karşıtlığına olan desteğimi de göstermek istedim. 
 Kitabınız geçmişinizle ve genel ilgi alanlarınızla nasıl bir ilişki kuruyor?

Ben profesyonel bir retorikçiyim. Tıpkı bir sosyologun sosyoloji araştırması veya bir ekolojistin ekoloji çalışması gibi, benim gibi bir retorikçi, retoriğin günlük yaşamdaki işlevini inceler. Sorun şu ki, pek çok insan bunun ne anlama geldiğini bilmiyor, özellikle de “retorik” en önemli akademik konulardan biri olarak önceki konumunu kaybettiğinden ve manipülatif, boş siyasi jargon için aşağılayıcı bir terim olarak kullanılmadığından. Retoriğin birçok tanımı var, ancak ben bunu “çalışma, eylem, etik ve ikna etmenin kaçınılmazlığı” olarak tanımlıyorum. Bir söylem olarak hayvan haklarıyla, retorik bir topluluk olarak hukukla ve ideolojilerin tezahürleri olarak argümanlarla ilgileniyorum. Bu nedenle, kitap, hayvan hakları ve hayvan hukukuğunun tartışmalı küçük ayrıntılarına odaklanıyor. Benim retorik bakış açım, “gevezelik” argümanlarından uzak, hayvan hakları söyleminin çeşitli bileşenlerini, onların güçlü yönlerini, zayıf yönlerini ve büyüme potansiyellerini tanımlamak için bir araya getiriyor.

“Hukukun” halkla hiçbir ilişkisi olmayan bilimsel bir kurum olmadığını görmek de önemlidir. Dolayısıyla hukuk, profesyonel bir alandır ve halka açık bir sohbettir. Aile geçmişimin ve akademik geçmişimin hukuk, genel ahlâk ve sivil söylem arasındaki birleşme noktalarını daha iyi açıklamamı sağladığını düşünmeyi seviyorum.

Hedef kitleniz kim?

Öğrenciler, akademisyenler, avukatlar, eylemciler veya gerçekten hayvan hakları, insan hakları ve / veya hukukun retorik doğası hakkındaki tartışmalarla ilgilenen herkes. Örnek olay incelemelerinin derinliği ve genişliği nedeniyle bu kitapta herkes için bir bölüm var. Kitap; veganlık ile çevrecilik, tek konu odaklı veganizm ile türlerin tamamen özgürleşmesi, hayvan refahı ile hayvan hakları, De jure ve de facto hukuk, ahlâki haklar ile yasal haklar, özne ve kişi olmakla olmamak olgusu arasındaki kesişme ve ayrışma noktalarını araştırıyor.

Kitabınızda geçen konulardan ve ana mesajlarınızdan bazıları neler?

Kitapta iki önemli kavram geliştiriyorum – ilki teorik, ikincisi metodolojik. İlk olarak, ekofeminist Hukuk Teorisini, hayvan haklarının kanun kapsamındaki potansiyelini anlamak için bir araç olarak inşa ediyorum – ve bu nedenle, hukukun kendisinin amacını ve işlevini anlamaya yönelik bir çaba gösteriyorum. İkinci olarak, mahkeme salonunun içinde ve dışında hayvan haklarını tartışabileceğimiz bir araç olarak Eleştirel Vegan Retoriği inşa ediyorum. Eleştirel Vegan Retoriği anlayışımın insanları da hayvan olarak gördüğüne dikkat çekmeliyim, bu da hayvan hakları ve sosyal adaletin tam bir özgürlük merceğinden bakarak bir arada görülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Bu kavramları geliştirmek, hayvan hakları hukukundaki diğer bazı “büyük isimleri” değerlendirmek anlamına geliyor. Bu diğer bakış açılarına saldırmaya veya günlük konuşma deyimini kullanarak onları “iptal etmeye” kalkışmıyorum. Bu gerçekten önemsiz ve bölücülüğe sebep olan bir şey olurdu. Daha ziyade, onların argümantasyon stratejilerinin ve taktiklerinin hayvan özgürlüğü ve / veya türlerin tamamen özgürleşmesi ile ne ölçüde tutarlı olduğunu göstermeye çalışıyorum. Bu kitap; Steven Wise (, Gary Francione ve Earth Jurisprudence’in söylemlerini “benimsiyor”. Hayvan hakları ve kişilik üzerine bu üç düşünce ekolünün hepsinde birden fazla güç noktası buluyorum. Doğrusu, hayvan hakları hareketinin bu uygulayıcılara sahip olduğu için çok şanslı olduğuna inanıyorum! Bununla birlikte, retorikçi olduğum için, bu partilerin bazı argümanlarının özünde çözülmesi gereken bazı ciddi çelişkiler görüyorum. Ekofeminist Hukuk Teorisi ve Eleştirel Vegan Retoriğini kullanmak, Wise, Francione ve Earth Jurisprudence ile meydana gelen tüm iyi şeyleri alıp daha da iyi hale getirmek için verimli bir araç aslında.

Kitabınız bu konuların bazılarıyla ilgilenen diğer kitaplardan  ne anlamda farklı?

Hayvan hukuku üzerine çok sayıda kitap var, ancak bunlardan çok azı, hayvan refahının aksine hayvan haklarını önemsiyor. Var olan hak odaklı hukuki metinlerden daha da azı hukuk bilimine vegan feminist bir yaklaşım benimsiyor. Ve yayınlanmış bu birkaç vegan feminist hukuk metninden hiçbiri iddialarını ortaya koymak için retorik çalışmalardan yararlanmıyor. Hayvan etiğine ve hukuka disiplinlerarası yaklaşımım, bu kitabı hayvan hakları literatürüne eşsiz bir katkı haline getiriyor. Bu kitabı, neyin bir “kişiyi” oluşturduğuna, insanların hangi “haklara” sahip olduğuna ve bu ahlaki soruların yasal belgeler aracılığıyla nasıl kodlandığı ve sosyal ortamlarda yürürlüğe girdiği hakkında uzun süredir devam eden konuşma ve akıl yürütmeleri sürdüren bir kitap olarak görüyorum.

Şu anda devam eden projelerinizden bazıları neler?

Şu anda hayvan hakları ile hukukun kesiştiği diğer alanları araştırıyorum. Özellikle, hukuğu retorik bir topluluk olarak tasavvur etmenin, yasal haklar ve kişiliğe ilişkin fikirlerin resmi yasal karar alma süreçlerinin dışında nasıl yayıldığını anlamamıza nasıl izin verdiğiyle ilgileniyorum.

Benim güncel bir projem, PETA’nın “Maymun Selfie Davası” nı inceliyor (resmi olarak Naruto v. Slater olarak bilinir). PETA’nın davasını mahkeme salonu içinde neden resmi olarak kaybettiğini analiz etmek yerine, Naruto the Macaque’ın viral özçekimlerine kendilerini kaptırarak mahkeme salonu dışında hedeflerine nasıl ulaştıklarını değerlendiriyorum. PETA, fikri mülkiyetle ilgili hızla kaybedilen bir hukuk davasını, bir selfiede hayvan “benliğinin” doğası hakkında hâlâ hatırlanan bir tartışmaya dönüştürmek için Naruto’nun imaj viralliğini kullandı. Retorik, internet siyaseti ve sosyal değişim teorilerini kullanarak PETA’nın stratejisine “ihtilaflı bir olay” diyorum.

Ayrıca hayvan hakları ve engellilik çalışmalarının kesiştiği noktada bursları artırmak da odaklandığım bir başka mesele. Çalışmamın merkezinde “kişilik” olduğundan, kişinin retorik yapısının genellikle ideal, sağlıklı bir insan vücudunun varlığına dayandığına dikkat etmek önemli. Öznelliğimi birden fazla tıbbi eş zamanlı hastalığı olan otistik bir birey olarak kullanarak, şu anda sadece benim gibi otistik bir bilim adamı olmakla değil, aynı zamanda “insani” hayvan katliam teknolojileri geliştirmesiyle de ünlü olan Temple Grandin’in söylemini inceliyorum. Analoji retoriğine girerek, otistik bir kişinin verimli hayvan kesim süreçleri geliştirmek için kendini bir hayvanla karşılaştırmasının etiğini sorguluyorum. Grandin’in otistik deneyimi ve hayvan yaşamları arasında kendi tarzında ortaya koyduğu benzerlik, hem katledilmeyi bekleyen çiftlik hayvanları hem de otistik insanlar için zararlıdır.”

 Yazı :https://www.psychologytoday.com/us/blog/animal-emotions/202010/impersonating-animals-speciesism-rhetoric-and-ecofeminism
Çeviri: Google Çeviri ve Cem

“Küresel Kapitalist Çağda Hayvan Direnişi”

Animal Resistance in the Global Capitalist Era (The Animal Turn): Colling,  Sarat: 9781611863772: Amazon.com: BooksMarc Bekoff

SÖMÜRÜYE DİRENEN HAYVANLARIN SESLERİNİ DİNLEMEK

Sarat Colling'in "Küresel Kapitalist Çağda Hayvan Direnişi" adlı yeni kitabı, insan-insan olmayan canlılar arası ilişkilerle (antrozooloji) ilgilenen geniş bir küresel izleyici kitlesine kesinlikle hitap edecek, iyi araştırılmış, son derece benzersiz ve son derece okunabilir bir eserdir. Benzer konulardaki diğer, son derece orijinal kitapları hatırlatıyor bu kitap ve Sarat'ın son projesi hakkında birkaç soruyu yanıtlayabilmesi de beni heyecanlandırıyor.

"Küresel Kapitalist Çağda Hayvan Direnişi'ni neden yazdınız? 

Hayvanlar, insan tüketimciliği ve siyaseti hayatlarını kesintiye uğrattığı sürece baskıya direndiler. Yine de, direnişleri genellikle kayıt altına alınmıyor. Bu kitabı bazı önemli hikyelerini kaydetmek ve bu hayvanların seslerini yükseltmek için yazdım. Hayvanların direnişi, yaşamlarının ve bedenlerinin kurumsallaşmış şiddet yoluyla meta haline getirildiği veya yaygın habitat tahribatı yoluyla mülksüzleştirildiği modern bir kapitalist toplumda sömürülmelerine bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Direniş anlatıları sosyal ilerlemede önemli bir rol oynuyor ve hayvanların duyulması gereken birçok hikâyesi var.

Daha sonradan Emily adını alan bir inek bir mezbahadan kaçtı, bir yeraltı destekçileri ağına ilham verdi ve bir manastıra sığındı. Sirk hayatının suistimallerine katlandıktan sonra, Tyke adında bir fil, 86 adet kurşunla öldürülmeden önce sirkten kaçtı, sokaklarda polis tarafından kovalandı. Kötü şöhretli sperm balinası Mocha Dick, akrabalarının intikamını almak ve hayatta kalan balinaları kurtarmak için bir balina gemisine bodoslama daldı. Bu tür hikâyeler, tutsak ve özgür yaşayan hayvanların maruz bırakıldığı kötü durumlar üzerine düşünmemiz için bize ilham veriyor ve  bu hayvanların özgür olmak için nasıl mücadele ettiklerini ortaya koyuyor. Bu kitap, bu direniş eylemlerini ciddiye alıyor ve insanları hayvanların kurtuluş mücadelesiyle dayanışma içinde çalışmaya çağırıyor hepimizi.

Hedef kitleniz kim? 

"Küresel Kapitalist Çağda Hayvan Direniş"i akademisyenleri, aktivistleri ve halkı mücadeleye dahil etmek için yazıldı. Bu nedenle, hayvanların yaşamlarıyla ilgilenenlere ve temsiliyetlerinin nasıl direniş olarak ortaya çıktığı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenlere hitap edecek. On yıl önce, günümüzde hızla büyüyen hayvan isyancılarıyla ilgili hayvan kaçışları veya belgesellerin viral hikâyelerinin bir kısmı vardı. Şimdi, savunuculuk çabaları sayesinde, bu hikâyeler sosyal medyada bolca yer alıyor, özellikle de Blackfish belgeseli, orca Tilikum'un hikayesi aracılığıyla hayvanların direnişi ve esaret altındaki hayvanların durumu hakkında farkındalığı çoğalttı.

Kitap, hayvanların zengin sosyal, kültürel ve duygusal yaşamlarını anlamaya adanmış bir çalışma alanı olan bilişsel etoloji ile ilgilenenler arasında yankı uyandıracak. Birçok hayvan, empati veya intikam almak gibi bir zamanlar insanlara özgü olduğu düşünülen özelliklere sahip. Hayvanlar kaçtığında, evcilleştirilmiş ineklerin vahşi doğada yaşayamayacağı veya tavukların ağaçlarda tünemeyeceği inancı gibi kendi türlerine dair bilimsel olmayan varsayımlara meydan okuyabilirler.

Bilimsel bir metin olarak kitap, kritik hayvan çalışmaları, insan-hayvan çalışmaları, hayvanlar ve toplum, küresel sosyal değişim ve politik ekoloji gibi alanlarda diğer hayvanlarla ilişkilerimiz üzerine yeniden düşünen öğrenciler için çok uygun. Aynı zamanda hayvan direnişini açıkça teorileştiren çok az sayıda akademik çalışmadan biri ve bu nedenle ilgili konularda çalışan akademisyenlerin ilgisini çekmesi gerekir.

Kitabınıza dahil ettiğiniz konulardan bazıları nelerdir ve ana mesajlarınızdan bazıları neler ?

Kitabın merkezinde, hayvanların seslerini dinlemenin, onların eylemlerini okumak için elimizden gelen çabayı göstermenin ve direniş mücadelelerine dayanışma içinde yanıt vermenin önemi üzerinde odaklanıyor. Kitap, insanların diğer hayvanlara karşı zaman ve mekânda sahip oldukları değişen bakış açılarının bazılarına ve hayvanların bu perspektifleri nasıl etkilediğine giriş niteliğinde bir genel bakışla başlıyor. Diğer bölümler, hayvanların "neden", "nasıl" ve "hangi amaçlara"  karşı direndiklerine ilişkin temaları inceleyen üç bölüme ayrılmıştır. Türlerin, ırkların, cinsiyetlerin, sınıfların ve engelliliğin iktidarla ilişkili olarak hayata geçirilmesini kabul eden bir sosyal adalet kavramı çerçevesinde, özellikle 19. yüzyıldan günümüze hayvan isyancılarının hikâyelerini bir araya getiriyorum.

Kitap, evcilleştirme, sömürgeleştirme ve kapitalizmin iç içe geçmiş süreçlerinin diğer hayvanlarla ilişkilerimizi nasıl şekillendirdiğine ve  hayvanların (genellikle yaşamaya zorlamndıkları) mekânlara dikkat ediyor. Ana tema, hayvan direnişinin tüketiciler ve hayvan endüstrilerinin şiddeti arasındaki kasıtlı mesafeyi nasıl kesintiye uğrattığıdır. Direnen hayvanların hikâyeleriyle birlikte, bu direnişlerin yankıları ve toplumu nasıl etkilediği de ortaya konuyor kitapta.

Örneğin, Tilikum ve Tyke’ın hikâyeleri direnişin güçlü sonuçlarına iyi birer örnek. Blackfish belgeseli, SeaWorld ve Orca esaretinin kamuoyunun tarafından bilinmesi ve araştırılmasına yol açtı, ardından şirkette politika değişiklikleri ve kâr kaybı yaşandı. Tyke’nin direnişi dünya çapında yayınlandığında, hikâyesi sirklere yönelik protestolara, boykotlara ve davalara dönüştü. Honolulu şehri, vahşi hayvanların veya fillerin bulunduğu başka bir sirke asla ev sahipliği yapmadı. Birkaç yıl içinde, tüm filler, eğlence endüstrisi için bir zamanlar kötü şöhretli hayvan tedarikçisi (Tyke dahil) olan Hawthorn Corporation'dan çıkarıldı.

Kitabınız, aynı genel konulardan bazılarıyla ilgilenen diğerlerinden ne anlamda farklı? 

Hayvan direnişi konusunu ele alan çok az kitap var. Bu kitap, hayvan direnişini açıkça teorileştirerek ve tartışmayı kesişimsel bir feminist mercekle çerçevelendirerek önceki çalışmalardan farklı bir noktaya getiriyor. Ayrıca, hayvan direnişiyle ilgili 50 resim dahil etmek, hayvanların eylemliliğini anlamaya yardımcı olan sığınak işçilerinden bilgiler sunmak ve hayvan direnişinin en eski belgelenmiş formlarından bazılarına dikkat çekmek açısından da bir ilk. Mevcut önemli ilerici toplumsal hareketler ortamında, türler arasında direniş ve dayanışmanın uygun bir zamanda artık sağlıyor.

İnsanlar kendilerinden ne yapmalarını istediğinizi anladıkça işlerin daha iyi yönde değişeceğini umuyor musunuz? 

Haberlerde ve sosyal medyada yer alan hayvan direnişiyle ilgili hikâyeler, pek çok kişiye hayvanların eylemliliği ve içinde bulundukları kötü durumunu değerlendirme konusunda bir vesile oldu. Yine de kapitalist toplumu beslemek için sömürülen hayvanların sayısı artmaya devam ediyor. Bu kitap, genellikle istisnai hayvanlar olarak görülenleri, hayvan direniş mücadelelerinin çok daha geniş bir manzarasında bir yere yerleştiriyor  ve hayvanların insanlar tarafından nasıl zarar gördüğü konusunda temel bir kabullenme ve tepki gösterme çağrısında bulunuyor. Değişimin gerçekleşmesi için, hayvanları meta ve mülk haline getiren kapitalist mantığı ortadan kaldırmalıyız.

Umudum; kitabın kurtarıcı anlatılardan uzaklaşıp, hayvanların, kurtuluş hareketlerinin birebir aktif katılımcıları olduğunun kabulüne doğru ilerlemeyi teşvik ederek hayvan hakları hareketine katkıda bulunması. Hayvan savunucuları, hayvanlara yardım etmek için harekete geçerken, hayvanların sesini yükseltip çoğaltabilir (diğerlerini onları dinlemeye yönlendirebilir), bu da hayvanların bir meta değil, bireyler olduğunu göstermeye yardımcı olur. Dayanışma içinde hareket ederek, çok türlü bir sosyal adalet diyaloğu yaratacağımız ve kolektif kurtuluş için köprüler kuracağımız bir temel oluşturuyoruz.

Okuyuculara söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? 

Çiftlikler, pazarlar, mezbahalar, laboratuarlar, akvaryumlar, balık ağları ve gösteri çadırlarındaki hayvanlar, direndiklerinde toplumda oldukça görünür bir hâl alıyorlar. Hayvan hayatları her türden değer ve anlamla dolud. Ne yazık ki, insanların bir çoğu özgürlüğüne kavuşanlara sempati duysa da, tutsak kalan milyarlarca hayvan, halktan hiç bir tepki görmeden acı çekmeye devam ediyor. Bir inek veya koyun bir mezbahadan kaçtığında, ana akım medyada genellikle bu hayvanların özgürlüklerini "kazandıkları" şeklinde aktarıyor. Bu haberler, kaçan hayvanın kaçmayan hayvanlaara kıyasla yaşamı daha fazla hak ettiğini ima ediyor. Ancak gerçek şu ki; hayvanların hepsi direnecek durumda değil ve çobu hayvanların çoğu (hepsi olmasa da) mümkün olsa sömürü koşullarından kaçardı.

Görünür bir direnişin olmaması her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez. Bir ineğin yıllarca buzağılarını ve sütünü insanlar aldıktan  sonra artık o hayvanın direnecek güce sahip olmaması gibi, esaret altında yaşamak umutsuzluğa yol açabilir. Tüm hayvanlar gibi bu ineğin de durumu ciddiye alınmalıdır. Hayvanların enerjisi ve direniş kapasitelerindeki geniş çeşitlilik, türler arasında insan dayanışmasını daha da önemli hale getiriyor. Onlar adına internette iletişim ağı kurmak ve protesto etmekten, kurtuluş tekliflerine yardımcı olmaktan, özgürleştirilen hayvanların sığınabileceği sığınakları desteklemekten ve acılardan elde edilen hayvan ürünlerinden kaçınmaya kadar, özgürlük için mücadele eden ve henüz hikâyeleri paylaşılmamımş olan hayvanlariçin yapabileceğimiz birçok eylem var."
* 

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/intl/blog/animal-emotions/202012/listening-the-voices-animals-who-resist-exploitation
Çeviri: Google Çeviri ve Cem













Eylül ayında iki adet kürk çiftliği eylemi

Bu yazın sonlarında hayvan özgürlüğü eylemcileri, Idaho ve Utah’daki kürk çiftliklerine iki baskın düzenledi. Çitler parçalandı ve yaklaşık 2.000 mink serbest bırakıldı , böylece özgürlüğe koşmaları sağlandı. Her iki çiftlik de çoğunlukla gelişmemiş kamu arazilerinin kenarlarına yakın bir yerde bulunuyordu, esaretten kurtarılan bu yırtıcı hayvanlar için büyük bir  yaşam alanı sağlıyordu.

Geniş bir tarlada yürümek, dikenli telden bir çite sessizce tırmanmak ve çiftliğe ait evden kolayca görünür bir halde yolu geçmek kolay oldu. elektronik güvenlik olmadığı ortaya çıktı. Eylemciler duydukları hafif havlama sesinin komşunun arazisinden ya da çiftlik evinin içinden geldiğinden emindi.

Kafes kafes,  sıra sıra, bütün mandallar açıldı ve yuva kutuları kaldırıldı, minklerin kaçması sağlandı. Çok fazla olmaması için bütün yuvalar aynı anda açılmadı. Minklerin ay ışığında hayatı keşfettikleri o gerçeküstü ve güzel an eylemcilerin kalbinde yalayacak.. Yakındaki tepelerdeki çakallardan gelen onaylayan koro hala kulaklarında yankılanıyor. Etraftaki tepelerden gelen, ve yapılan eylemi onaylayan çakal sesleri eylemcilerin kulaklarından gitmedi hâlâ.

Günler sonra, bu eylemciler kendilerini başka bir kürk çiftliği kompleksinin önünde buldular. Binada hiçbir hareket olmadığından emin olmak için yaklaşık bir saat sabırla oturdular, mülke izinsizce girip başka bir çit yıkmaya hazırlandılar. Otururlarken esir edilmiş hayvanlardan gelen tırmalama ve cıvıltı seslerini duyabiliyorlardı.

Parlak bir ayın altında, yakındaki büyük yangınların neden olduğu sisin ardında ilerlediler. Zincir bağlantısını yukarıdan aşağıya iki yerden dikey olarak kestiler, zaman geldiğinde sadece birkaç hızlı darbeyle çiti düşecek şekilde hazırladılar. Bu, bir güvenlik aracının geçmesi durumunda hazırlıkların gizlenmesine yardımcı oldu. Bu sefer almayı akıl ettikleri küçük tel kesiciler de tabandaki küçük tel üzerindeki çalışmalarını hızlandırdı.

Vahşi doğayı kafese tıkmak hayata karşı, özgürlüğe karşı iğrenç bir suçtur. Her kafes boşaltmaya değer ve bu işe başlamak zor değil. Hayvan özgürlüğü eylemcilerinin baskısı, ürünlere yönelik talebin azalması ve ekonomik küçülmeler, arkaik kürk endüstrisini her zamankinden daha da öteye, tam bir çöküşe doğru savurmak için bir araya gelmiş oldu. Kürk çiftliklerini manzaradan silmek, değerli ve ulaşılabilir bir hedeftir. Şimdi ihtiyaç duyulan şey, okuyucunun başkalarının bıraktığı yerden devam etmesini engelleyen şeyin üzerinde düşünmesidir.

Kürk endüstrisi çöküşün eşiğine geldikçe, bu çabalar kürk endüstrisini eşikten aşağı itmeyi amaçlıyor. Bu noktada aslında şu anda çalışan bir  çiftlik bulmak en zoru gibi. Gerisi kolay.

Yazı ve resimler: https://www.directaction.info/news_sep30_20.htm

Balinalar ve yunuslar gelecek yüzyılı göremeyecek

Okyanuslar tehdit altında! Balinalar ve yunuslar gelecek yüzyılı göremeyecek

Küresel ısınma, habitat yıkımı, aşırı avlanma, plastik kirliliği gibi insan faaliyetleri gibi olaylar nedeniyle okyanuslar büyük tehdit altında.

40 ÜLKEDEN KORUMA ÇAĞRISI
40 ülkeden 350’den fazla bilim insanı ve çevreci, balinaları, yunusları ve domuz balıklarını yok olmaktan korumak için küresel eylem çağrısında bulunan bir mektubu imzaladı.

YILDA SADECE 300 BİN BALİNA VE YUNUS YANLIŞ AĞA TAKILDIĞI İÇİN ÖLÜYOR
Söz konusu mektupta dünyanın çoğu yerinde balinaların ve yunusların; plastik kirliliği, aşırı avlanma nedeniyle habitat yıkımı, iklim değişikliği ve gemilerle çarpışma da dahil olmak üzere insan faaliyetlerinden kaynaklanan sayısız tehditle karşı karşıya bulunduğu ifade edildi. Bununla birlikte yılda yaklaşık 300 bin hayvanın balıkçılık ekipmanları ve ağlara yanlışlıkla takılmaları nedeniyle öldüğü vurgulandı.

GELECEK NESİLLER İÇİN ONLAR TARİHTE KALACAK
Araştırmacılar, “Bir dizi önlenebilir küresel yok oluşla karşı karşıyayız. Şimdi harekete geçmezsek, gelecek nesillerin bu zeki, sosyal ve ilham verici hayvanları deneyimleme şansından mahrum kalacağız” ifadelerini kullandı.

BAZI TÜRLERİN POPÜLASYONU 10’A KADAR DÜŞTÜ
Bununla birlikte, nesli tükenmekte olan türlerden Kuzey Atlantik balinasından doğada sadece birkaç yüz tane kaldığı ve California Körfezi’nde bulunan bir domuz balığı türü ”vaquita”nın sayısının ise 10’a kadar düştüğü belirtildi.

BAİJİLERİN NESLİ SANAYİ FAALİYETLERİ YÜZÜNDEN TÜKENDİ
Bilim insanları bu iki türün, Çin’de soyları kısa bir süre önce tükenen Baiji yunuslarının kaderine sahip olacağını düşünüyor. “Baiji”ler çok yakın bir tarihe kadar Yangtze Nehri’nde yaygın olarak görülüyordu, ancak artan endüstriyel faaliyetler nedeniyle nesilleri tükendi.

İngiltere, ABD, Meksika, Güney Afrika ve Brezilya’daki uzmanlar tarafından imzalanan mektup, bu “dramatik” düşüşlerin önlenebileceğine, ancak hükümetlerin tutumunun eksik olduğuna işaret ediyor.

BİNLERCE TÜR BAİJİLERLE AYNI KADERİ PAYLAŞABİLİR
Uluslararası Yaban Hayatı Koruma Derneği’nden Dr. Susan Lieberman, mektubu bilim insanlarının bu sorunları daha geniş çapta dile getirmelerine yardımcı olmak için imzaladığını söyleyerek, “Hükümetlerin bu ikonik türleri daha iyi korumak ve kurtarmak için ihtiyaç duyulan ilave eylemleri geliştirmesi, finanse etmesi ve uygulaması kritik. Yoksa binlerce tür baijilerle aynı sona sahip olacak” dedi.

Öte yandan, bilim insanları 90 balina, yunus ve domuz balığı türünün korunma ihtiyacını duyduğunu ve gelecek yüzyıla kadar bu canlıların neslinin tükenebileceğini açıkladı.

Haber ve resim: https://www.haber3.com/foto-galeri/haber/balinalar-ve-yunuslar-gelecek-yuzyili-goremeyecek-galeri-5557843

Fransa’da 186 ördek yavrusu :)

800px-Six_ducklings.JPG

30 ağustos gecesi Bazainville (Yvelines)’deki bir foie gras çiftliğinden 186 ördek yavrusu kurtarıldı. Medyada yer alan haberlere göre, duvarlardan birinde “Kendi ciğerinizi yiyin” mesajının yazılmış olduğu görüldü.

*Haber: http://directaction.info/news_sep07_20.htm

Resim: https://www.smithsonianmag.com/science-nature/defying-stereotypes-ducklings-are-clever-they-are-cute-180959806/

ALF, Hollanda’da mezbahaya ait kamyonları kundakladı

ALF, 28 Mayıs’ın erken saatlerinde Ermelo’daki ördek mezbahası Tomassen Duck-to’da meydana gelen kundaklama saldırısı üstlendi. Beş kamyon ve iki römork tamamen yok edildi. Eylemciler ayrıca mezbahayı da yakmaya çalıştı.

Vrije Dier’e anonim olarak gönderilen bildiride eylemciler, hedeflerinin “ekonomik anlamda güçsüz kalmış ördek eti endüstrisini” vurmak olduğunu açıkladılar: “Kundaklamanın tehlikeli olduğunun farkındayız, ama masum hayvanların her gün öldürülmesine artık son verilmeli.”

*Haber ve resim:

http://www.directaction.info/news_may28_20.htm

 

 

Uygarlığı nasıl yok etmeli: COVID-19 ve dünya/hayvan sömürüsü

Dr.Steve Best

“Dünyanın sonunu görebilen kuşağın şansını bir hayal edin. Her şeyin başladığı an orada olmak kadar harika bir şey bu” ― Jean Baudrillard

1-Kıyamet

Bir çok geçmiş kültür kıyamet zamanlarında yaşadığını düşünmüş,  yaklaşan sondan ve bir kıyametten söz etmiştir. Esinleme Kitabı’ndan siberpunka, kıyamet vizyonları insan kültürünün  kalıcı bir parçası oldu. Çağdaş 21. Yy koşullarında Kutuplarda eriyen buzullardan California, Avusturalya ve Brezilya’daki yangınlara; kıyı şehirlerini ve adaları vuran süperfırtınalardan yoksulluk, açlık, susuzluk ve çatışmaların sebep olduğu vahşetlerden kaçan mültecilere; nükleer yokoluşun ve (biyo)terörist saldırılardan türlerin yokoluşuna ve artık durdurulamayan  iklim değişikliğine dek kıyametin işaretleri her yanımızda. Ve şimdi küresel pandeminin kamçısı dünyanın her yerinde acı ve ölüme sebep oluyor, devasa boyutlardaki ekonomik bir erimeye, hayalet şehirlere ya da  petri kabına dönüşmüş şehirlere yol açıyor. Otoriter rejim yükseliyor, demokrasi küçülüyor ve iktidar artık daha da az sayıda kişini eline geçmiş bulunuyor.

(daha&helliip;)

Antroposen ve iklim krizi çağında topyekûn kurtuluş

İlgili resim

Dr. Steve Best

  • Açıklama:

Dr. Steve Best 5 sene sonra yeni bir yazı kaleme aldı. Aslında bu yazı eylül ayında Avrupa’daki bir konferansın kısaltılmış bir versiyonu ve anladığım kadarıyla Best’in yeni kitabında daha uzun versiyonuyla karşımıza çıkacak.

Siteyle ilgili de bir açıklama yapmam gerekiyor: çevirileri eksik ya da tam yapabildiğim dönemler ders saatlerinin akşam beşte bitmediği zamanlardı. Artık hem daha yaşlıyım, hem de daha yorgunum. İkinci dönem ders yükümü azaltmayı düşünüyorum. O zaman daha çok çeviri yapabilirim.

İşte bu yüzden bu çeviride google çeviri’den faydalandım. Ayrıca metni gözden geçirmeden siteye koyuyorum, çünkü hâlim yok, bu hâli bile neredeyse üç saat sürdü.

O yüzden, kusurlar varsa, ki vardır, affola…

Herkese teşekkür ederim.

Cem.

*****

Küresel Kriz

Herkese, şu andaki gezegensel krizin ne kadar ciddi olduğunu ve bunun küresel çapta hayvan özgürlüğü mücadelesi için ne anlama geldiğini söylemek  istiyorum. Mevcut dönemin korkutucu yenilik ve benzersizliğini kavramamız gerekiyor. Düşünmemiz gereken iki büyük gerçek var.

Altıncı Büyük Yokoluş krizi

İlk olarak, altıncı büyük yokoluş krizine  sebep oluyoruz: sonun kriz, 65 milyon yıl önce Meksika Körfezi’ndeki devasa bir asteroid çarpması sonucu meydana geldi, tüm dinozorları ve tüm türlerin% 76’sını sildi. Son 5 yokoluş olayı doğal olaylardan kaynaklanmıştı, sonuncusuna ise insan faaliyetleri neden oluyor – ormansızlaşma, tarım, kentleşme, yol yapımı, madencilik, avlanma, aşırı avlanma, büyümeye dayalı ekonomiler ve iklim değişikliği. Şimdi gezegene çarpan o asteroit biziz. Ama daha fazla güç ve hız ile tekrar tekrar çarpmaya devam ediyoruz, böylece dünyanın asla iyileşme şansı kalmıyor, sadece darbemize maruz kalmaya devam ediyor.

Bu yokoluş krizinin kökenleri, 100.000 yıl öncesine gidiyor: insanlar Antarktika hariç her kıtayı sömürgeleştirmek için Afrika’dan göç ettiler. İnsanların gittiği her yerde türler yok oldu. Avustralya’nın keseli aslanları ve dev kangurularından, Kuzey Amerika’nın büyük kılıçlı kaplanları ve yünlü mamutları karizmatik türler, çoğu iddia edildiği gibi iklim değişikliğinden değil aşırı avlanma sebebiyle öldü. Hayvan türlerini yok ettikten sonra, Homo sapiens, başka bir Homo türünü başlattı ve muhtemelen Avrupa’da onlarla karşılaştığı on bin yıl içinde Neandertalleri katletti.

Geçmiş, karanlık soykırım tarihimizi, abartılı ve sınırsız yağmalamalarımızı ortaya koyuyor ve şimdi sayısız başka türü endişe verici bir hızda yokoluşa zorluyoruz. 1970’lerden bu yana, sadece son yarım yüzyılda insanlar vahşi hayvan popülasyonlarını % 60 azalttı ve önümüzdeki birkaç on yıl içinde bir milyon bitki ve hayvan türünü yok edeceğiz. Bir türün gezegeni sonsuz bir  yıkım uğruna ne ölçüde mahvettiğini göstermek için şunu söyleyebiliriz:  dünyadaki tüm memelilerin % 96’sı artık insanlar ve sığırlardan oluşuyor.

(daha&helliip;)

Slovenya’da kuşlar özgürleştirildi

Beltinci, sülünler için en büyük Sloven av çiftliğidir, Mallard (Anas platyrhynchos) ve keklik (Perdic perdix) de yetiştirilir burada. Köpeklerle ya da şahinlerle avlanılıyorlar.

Kafesler açıldı ve sülünler, keklikler özgürlüğe yönlendirildi.

Dolunaya doğru yükselişleri zaten onlara ait olan ve yaşama amaçlı bir şeydi.

Gelecekteki ölümleri doğal ve özgür olmalıdır.

Yetkililer, kaçan hayvan sayısını 850 olarak bildirdi.

Resim ve yazı: http://directaction.info/news_oct01_19.htm

 

İsveç’te kürk çiftliğine ALF baskını: 1,500 mink doğaya salındı

minks freedom ALF ile ilgili görsel sonucu

“3 Eylül 2019’un erken saatlerinde, İsveç’in Blekinge kentindeki Hölkemåla’daki küçük bir vizon (mink) çiftliğindeki mahkumların tümü kafeslerden kaçtı. Toplamda yaklaşık 1500 kişi serbest kalmayı başardı.

Çiftliğin çitlerini sökerek ve ardından tüm kafes kapılarını açarak yardım eli uzatmış olduk. Bir çıkış yolu sağlamak için çitin parçalarını bir anahtar kullanarak çıkardık. Kürk çiftliği, bir gölün hemen yanında, mümkün olduğu kadar fazla canın orada yaşamasını ümit ediyoruz.

Özgürlüğün yalnızca isyan ve ayaklanma anlarında var olduğu bir dünyada, orman ve gölde yaşama olasılığının bir kafeste yaşamanın tam zıddı olduğunu düşünüyoruz. Zaten tahrip olmuş olan eko-sistemlerin ve sömürgeleştirilmiş doğanın rüya filan  olmadığını kabul ediyoruz, ancak sahip olduğumuz tek şey bu olduğu için, yapabileceğimiz tek şey de bu. Özgürlük tutkusu, hepimiz için özgürlüğü çoğaltmak arzusu bizi bu gizli ölüm tesisine yönlendiren şey oldu. Minklerin özgürlük ânını paylaşma arzumuz, bize hükmedip hayatlarımızı çalmaya çalışanlara karşı duyduğumuz öfke ve dayanışma hissinden kaynaklanıyor.

Yapabileceğimiz şeyler için sınır olmadığına kesinlikle inanıyoruz; tek ihtiyacımız, karar vermek ve bir hedef seçmek.

İsviçre’deki Eric King’e, İsviçre’deki Matthias’a ve tüm dünyadaki mahkumlara selamlarımızı gönderiyoruz!”

Resim ve haber: http://directaction.info/news_sep11_19.htm

 

Fransa’da keklik çiftliğine ALF eylemi

“Fransa’da 7 Eylül gecesi, bir keklik çiftliği sabote edildi ve bazı hayvanlar serbest bırakıldı.

Tel ızgarayı ve elektrikli kabloları keserek hangara girdik. Tesisin üstündeki ağ kolayca ve hızlı bir şekilde kesiciler ile kesilerek, kekliklerin kaçması için büyük bir alan bırakıldı. Geriye “ ALF merhaba diyor ’ve “Avcılar avlanacak’  mesajları ile ziyaretimizden bir iz bıraktık. Keklikleri kaçsınlar diye hangardan dışarı çıkardık .

Bu hayvanlar avcılara satılacaktı. Avcılar katildir, onları durdurmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerek. Sana en yakın çiftliği bul ve hayvanların hepsi özgürlüğüne kavuşsun diye kapıları ardına dek aç. ”

Resim ve haber: http://directaction.info/news_sep08_19.htm

 

İngiltere’de kobay hayvanları kurtarıldı

7 eylül İngiltere

“Bu üretim tesisinden haberdar olduğumuzda, yaban gelinciği vb. kobay hayvanları üreten bu yer hakkında bir şeyler yapmak zorunda olduğumuzu anladık.

Bir ay boyunca birden fazla kez kontrol ettik, geceleyin girmeye karar verdik, evdeki insanlar uyurken. Bir çalının yanına oturduk ve ışıklar söndükten sonra bir süre bekledik ve uykuya dalmalarını sağladık. Zamanı geldi dediğimizde, çitin üstünden atladık ve kapıları açmaya başladık.

Şansımıza biri hariç hepsi boştu. Hayvanlardan bir tanesi gebeydi. Artık insanların menfaat kaynağı olmaksızın bakılacaklar ve doğum yaptıklarında hayvanların kısırlaştırılmasını sağlayacağız.

Hayvanların meta olmadığı bir dünya için.

ALF.”

Resim ve haber: http://directaction.info/news_sep07b_19.htm

Av federasyonu sitesi siber saldırıya uğradı

2 eylül İspanya

http://www.cazavasca.com sitesi siber saldırıya uğradı.

‘Avlanmak hobi, gelenek, spor, hak, gereklilik veya ekoloji değildir’. Hayvan Kurtuluşunun sınırı yok.

Hayvanları sömürenler huzur nedir bilmeyecek. Bizler de hayvan sömürüsü bitince ortadan yok olacağız.”

Resim ve haber:

http://directaction.info/news_sep02_19.htm

İngiltere’de 5,000 kekliğe özgürlük

partridges ile ilgili görsel sonucu

19 ağustos gecesi Gloucester yakınlarında bir keklik vurma alanını ziyaret etti ve 5,000 civarında kekliği özgürleştirdik. Besleme bölmelerinin civarında haftalar süren gözetlemeler sonunda av sezonuna iki hafta kalana dek bekledik. Bunu yapmamızın sebebi kuşların hayatta kalacağından emin olmak ve mekân sahiplerine maksimum ekonomik zarar vermekti. Amacımız buranın temelli kapanmasını sağlamak.

Av alanının sahibiyle çiftlik binalarının yakın olması sebebiyle araba yoluna barikat kurduk, böylece  kuşların kaçması gürültü yaparsa birisi uyanır da peşimizden gelirse kaçmaya zamanımız olacaktı. Ardından tek tek kuşların tutulduğu bütün bölmeleri açtık, telleri kestik, binlerce esir kuşu darı ve buğday tarlalarına doğru sürdük.

Bu endüstriyi teker teker sökeceğiz yerinden.

Bütün kuşlar özgür uçana dek.

ALF

*

Yazı: http://directaction.info/news_aug30_19.htm

Resim: https://www.shootinguk.co.uk/partridge-shooting/shooting-partridges-80836

İsveç’te 116 av kulesi ima edildi

İki hafta içerisinde İsveçli eylemciler mümkün olduğunca çok sayıda av ekipmanını imha etmek için işbirliği yaparak çalıştı. Sonuç: 116 av kulesi, bazı tuzaklar ve yem istasyonları imha edildi. Kulelerin çoğnua HSS yazılaması yapıldı (İsveç Av Sabotajcıları)

Avcılar asla rahat edemeyecek, onlar öldürmeye devam ettiği sürece biz de karşılık vereceğiz. (16 temmuz)

**

Resim ve yazı:

http://directaction.info/news_july16_19.htm

ALF İngiltere’de: Av çiftliğinde 20,000 sülün doğaya salındı

Pazartesi gecesi  güney doğu İngiltere’deki Pembury’de bulunan birav çiftliğine yaklaştık. Barakalar iyi durumda değildi ve zaten berbat durumdaydı, bu yüzden telleri keserken çok dikkat ettik. Her kapalı bölmede özellikle tenekeci makası kullandık. Ardından kapıları açtık, plastik duvarları keserek sülünlerin dışarı çıkmasını garantiye aldık. Son olarak barakanın arkasına geçtik, sülünlerin sürü halinde yavaşça kesik bölümlere doğru yürümesini sağladık. Sülünler hiç tereddüt etmedi, barakalardan çıkar çıkmaz uçmaya başladı. Ardından yemlikleri kullanılamaz hale getirmeye karar verdik, yemleri alarak ormana serptik.

Son üç barakada genç kuş yoktu, ama bir haftalık sülün doluydu ortalık. Bu barakalardaki sülünlerin yarıdan fazlası ölmüştü, su ya da yem olmadığı için yapılacak en iyi şeyin kapıları açmak olduğuna karar verdik.

Kuşlara mümkün olduğunca yardım edildikten sonra çiftliğe ne kadar zarar verebiliriz düşündük: çitleri kestik, duvarları yıktık, elektrik tellerini ve gaz borularını da kullanılamaz hale getirdik.

Umarız çiftlik ayakta kalamaz ve av sezonu başlamadan bitmiş olur onlar için. Ayrıca insanların bu eylemden ilham almasını, gerekli araçlara ulaşıp işe girişerek mümkün olduğunca çok sayıda av çiftliğini imha etmesini, elleri tüfekli pisliklere mümkün olan en büyük oranda ekonomik zarar verirken kuşları da özgürlüğüne kavuşturmalarını umuyoruz.

herkes özgür olana dek.

ALF

YAzı ve resimler: http://directaction.info/news_july10b_19.htm

Kürk çiftliğinde eylem..

fur farms and ALF ile ilgili görsel sonucu

İsveç

Cuma sabahı kürk çiftliği sahibi Niclas Pettersson’ın evini ziyaret etti ve arabalarından birini ateşe verdik. Tekerleğinin altına başka birkürk çiftliğinden çaldığımız  500 millik benzin dolu iki küçük şişe yerleştirdik. Ateşe verdik.

Evinin hemen dışında bekleyen lüks arabalar iğrenç ticaretinden elde ettiği kan parasıyla alınmıştı.

Bir arabasını kaybetmesi ve bir diğer arabasının zarara uğraması Nicolas’ın kürk çiftliğindek bütün hayatlarını küçücük bir tel kafeste yaşayıp sonra gaddarca ve büyük acılar çekerek sadece insanın kibri uğruna öldürüldüğü binlerce canlının  acı ve ızdıraplarının yanında bir hiç.

Sana bir mesajımız var Nicolas: Biz çoktan kazandık. Ama soru olduğu gibi duruyor: sen vazgeçene dek çıtayı ne kadar daha yukarı çıkarmamız gerek? Sen durana ve kürk çiftliğin kapanana, hayvan sömürün tarihin sayfalarına karışana dek eylemlerimizi artıracağız.

Özgür bir gelecek ve ateşten bir şu an için.

Bizi bekle.

ALF

Haber: http://directaction.info/news_june16_19.htm

Resim: https://animalliberationpressoffice.org/NAALPO/2013/06/07/alf-launches-fur-farm-raiding-season-with-the-final-nail-4/

ALF İsveç’te: kürk çiftliğindeki 2,000 mink doğaya salındı

minks and ALF ile ilgili görsel sonucu

Medyada yer alan haberlere göre, 6-7 haziran gecesi  Torun yakınlarındaki Lubicz Dolny’de bulunan bir kürk çiftliğindeki yaklaşık 2,000 mink kafeslerden doğaya salındı. Çiftlik etrafındaki çitler de kullanılamaz hale getirildi, böylece hayvanların çiftlikten kaçması sağlandı.

Haber: http://directaction.info/news_june15_19.htm

Resim: https://www.telegraph.co.uk/news/2018/02/20/undercover-police-officer-took-part-release-mink-fur-farm-infiltrating/

Belçika’da avcılara yönelik ALF eylemleri

Mayıs ayında Braine-l’Alleud’da bulunan üretim çiftliğinden 12 sülün kurtarıldı.  Sülünleri tutmak için kullanılan bölme kullanılamaz hale getirildi. Şubat ayında Gerpinnes’de bulunan bir çiftlikten de 20 sülün kurtarılmıştı. Kasım ayından bu yana Wallonia’daki 100’den fazla av gözetleme kulesi imha edildi.

**

http://directaction.info/news_may29_19.htm

Bizim gibi hayvanlar: Bir tür kimliği arayışı

Dr. Steve Best

“İnsan ruhu ölmedi. Gizlenerek yaşamaya devam ediyor. İnsan ahlâkının kökü olması gereken merhametin, gerçek genişliğine ve derinliğine, ancak kendini insan türüyle sınırlamayıp bütün yaşayan canlıları kucaklaması sayesinde  ulaşabileceğine inanıyorum”. Dr. Albert Schweitzer

Hayvanlar insan hayatının her zaman merkezinde yer aldılar; hem en iyi, hem de en kötü şekillerde. Alenen belli olanla başlamak gerekirse, bizler hayvanız ve evrimsel atalarımız olan insan olmayan canlılarla aynı zaman akışı içerisinde yaşıyoruz. Onlarla fizyolojimizi, genetiğimizi, ve temel davranışlarımızı paylaşıyoruz; ahlâkımızın ve aile yapılarımızın en temel yönleri de primatlardan geliyor, diye düşünülüyor. Batı psikozunun sandığının tersine, bizler hayvanlardan üstte değiliz, onlardanız.

(daha&helliip;)

“Hayâl etmeyi bıraktık, eyleme geçtik”

animal liber ile ilgili görsel sonucu

“Bütün hayatınızı kendi bokunuza bulanmış halde yaşadığınızı hayâl edebiliyor musunuz?

Yaşamakla  ilgili bildiğiniz tek şeyin bir toplama kampı, şiddet ve acı çekmek olduğunu hayâl edebiliyor musunuz?

Sizinle beraber orada bulunan diğerlerinin düştüğünü, acı çekerek öldüğünü hayâl edebiliyor musunuz?

Gökyüzünü, günışığını, bir ağacı ya da bir ışık parçası görmeden yaşamanın ne demek olduğunu hayâl edebiliyor musunuz?

Ama bütün bunların hiç birinin bir anlamı yok, çünkü diğerleri, milyarlarcası aynı amaç uğruna doğacak yeryüzüne.

Biz, onların günışığını, serin rüzgârı ve hayatı keşfettiğini hayâl ettik.

Bu yüzden hayâl etmeyi bıraktık, eyleme geçtik.

İzinsizce içeri girdik, hapisane kapılarını açtık. en masum canlıların tutulduğu hapisanelerin..

ve bunu yapmaya devam edeceğiz.

Şu andan itibaren, bütün çiftlik kapılarını ve bütün kafesleri AÇALIM!

HAYVANLARI ÖZGÜRLEŞTİRİN!”

*

Anonim bildiri. Avrupa’da bir ülkeden.

*

http://directaction.info/news_may15_19.htm

McDonalds’a karşı eylem

animal liber ile ilgili görsel sonucu

Barrikade’de yayımlanan anonim bildirilere göre Freiburg’de bulunan iki McDonald’s mağazasına 13 mayıs gecesi boya bombalarıyla saldırıldı. Bir hafta önce aynı şehirde bulunan başka bir Mc Donald’s mağazasına “Dünyayı değiştiren insanlar Mc Donald’s’ta yemek yemezler” şeklinde bir graffiti çalışması ve mesaj yapılmıştı. Bu eylemler aslında şirketin burger satmak için eski ormanları savunuyormuş rolü yaptığı bir reklâma tepki olarak yapıldı (Şu anda Batı Almanya’da bulunan Hambach Ormanı’nın yok edilmesine karşı protestolar ve işgâl eylemleri yapılıyor).

*

http://directaction.info/news_may14_19.htm

Kenya’da kaçak avcılığa ölüm cezası geliyor

Kenya Turizm ve Yaban Hayatı Bakanı Najib Balala, kaçak avcılıkla masum hayvanların canını alanların yakında ölüm cezasına çarptırılacağını açıkladı. Bu durum henüz yasalara yansımış olmasa da Bakanın Çin’deki Xinhua gazetesine yaptığı açıklamaya göre yasa dışı avcılığın idam cezası gerektiren bir suç olarak sınıflandırılması an meselesi.

Bu ceza abartılı görünse bile aslında durum Kenya’nın sayısı giderek azalan yaban popülasyonunu insanların katletmesine son vermek amacıyla yapılan en son girişim olarak kabul ediliyor. Balala durumla ilgili olarak şunları söyledi:

(daha&helliip;)

İngiltere’de binlerce sülün doğaya salındı

against hunting animal liberation front ile ilgili görsel sonucu

Suffolk’daki Jeath Yumurtacılık’ı tatidle ziyaret ettik. Kuşların doğrudan ormana gidebilmesi ve yoldan uzaklaşması için açık bir patika oluşturduk, o yönde ilerlemeleri için patikaya yem döktük.

Çiftliğin içine girdiğimizde öncelikle merkezden çitlerle ayrılmış bir bölümde bulunan kafeslere ulaştık, hayvanların seslerini duyabiliyorduk ama aynı zamanda güvenlik sistemi olarak pahalı bir sensör yerleştirildiğini de farkettik, bu kuşları orada bırakmak zorunda kaldık çünkü alarmı kapamak için gerekli ekipman yanımızda yoktu.

Sülünler için ayrılmış 45 üretin bölmesini gözden geçirdik tek tek ve ardından bu bölmelerden kapıları kaldırdık, sülünleri koridora çıkardık, çiftlikten dışarı çıkararak ormanlık alana doğru sürdük, her bölmede yaklaşık 200 kuş vardı, toplamda 9,000 kuş bulunuyordu.

Çiftlik çiftlik av endüstrisine zarar vermeye devam edeceğiz, hepsi bitene dek.

**

Haber:

http://directaction.info/news_apr21_19.htm

Hayvan manifestosu : Radikal bir şefkat

Marc Bekoff

Hayvanlar bizden ne istiyor? Onların manifestosu, bize daha iyi davranın ya da bizi rahat bırakın olabilir.

Kim oldukları ve onlara nasıl davrandığımız düşünülünce bizden bunu istemekte sonuna dek haklılar. Çoğu kez öteki hayvanlarla  ilişkimizi belirleyen şey zulüm oluyor. Hayvanlar kendilerini güvende, emniyette hissetmek, huzur içinde yaşamak istiyorlar, aynen bizim gibi. Hayvan manifestosu, daha çok nezaket içeren bir eylem çağrısı. Öteki hayvanları kurtarırken bir yandan da kendimizi kurtarıyor olacağız. Hayvanların nelere ihtiyacı olduğunu, bizden ne istediklerini dinlerken kendimiz hakkında da bir çok şey öğrenebiliriz.

(daha&helliip;)

117 ALF eylemcisi hayvanlar için doğrudan eylemde: 10 avcı evi, 118 av kulesi, düzinelerce tuzak, 1 hayvan üretim çiftliği

8 kasımı 9 kasıma bağlayan gece Fransa, Belçika ve İsviçre’deki hayvan hakları eylemleri sonunda 117 eylemci 118 av kulesi, 10 avcının evi, düzinelerce tuzak, 1 hayvan üretim çiftliğini imha etti, hasara uğrattı ve ateşe verdi, ayrıca 31 hayvanı doğaya saldı.

http://directaction.info/news_nov16_18.htm

ALF eylemleri sürüyor

*30 Ekim /İngiltere:

74 et tavuğu cehennem gibi bir tavuk çiftliğinden kurtarıldı. Şu anda bir barınakta hepsi emniyette, sağa solu gagalıyor.

http://directaction.info/news_oct31b_18.htm

**31 ekim İngiltere:

Mezbahaya gönderilecek 6 tavuk kurtarıldı. Artık hayatlarının geri kalan kısımlarını yeni yuvalarında yaşayacaklar.

http://directaction.info/news_oct31_18.htm

***1 Kasım Slovakya:

Dravce’de bulunan bir av gözetleme kulesine hasar verildi.

http://directaction.info/news_nov01_18.htm

**** 2 Kasım İngiltere:

1 Kasım Dünya Vegan Günü’nü kutlamak için Birmingham’da bulunan bir çok  kasabın kilitlerini tutkalladık, ayrıca yakınlardaki bir hayvanat bahçesinin levhalarını yeniden süsledik.

Bu eylemleri 5 Kasım 2001 tarihinde hayvanlar uğruna mücadele ederek ölen Barry Horne’a adıyoruz. Veganların İngiltere’deki hayvan hakları hareketi tarihini bilmesi hayati önem taşıyor, bu uğurda ölenleri hatırlaması gerekiyor. Önümüzdeki hafta  kalplerinde sevgi ve öfke bulunan her veganı Barry adına, onu anmak adına şiddet içermeyen eylemlerle harekete geçmeye çağırıyoruz- hangi şekilde olursa olsun, yasal ya da yasa dışı- doğrudan ya da dolaylı, farketmez. Hayvan hakları hareketi her zaman için hayvan hakları davası uğruna birden fazla taktiğe başvurmuştur. Kendiniz adına düşünün:insanların “seçim” sebebiyle mi vegan olmaya başladığını düşünüyorsunuz, kendi seçimleri olmasa bile bu? Bu seçimi hayvan endüstrilerine yapılacak sabotajlarla ellerinden almamız gerekli mi? Bizler kendimize Anti-türcüler adını veriyoruz, ama kasapların camlarından görünen  insan vücutları olsaydı hangi tarzda bir eyleme başvururduk, hepimiz?

eğer sen değilsen, kim? eğer şimdi değilse, ne zaman?

“İşkence görenlerin ruhları adalet için çığlıklar atıyor, yaşayanların çığlığı ise özgürlük uğruna. Bizler bu adaleti yaratabilir ve o özgürlüğe kavuşabiliriz. HAyvanların bizden başka kimsesi yok. Onları yarı yolda bırakmayacağız.”

Barry Horne

ALF

http://directaction.info/news_nov02_18.htm

İsveç’te ALF’ten küçük bir kurtarma eylemi

Örebro’da 10 tavuk, bir tavşan kurtarıldı. Burası eylemciler tarafından daha önce de hedef alınmış iğrenç bir yerdi. Hayvanların her yanı dışkı olmuştu, yiyecek yemleri ya da içecek suları yoktu, yumurtaları ya da etleri için öldürülmeyi bekliyorlardı. artık bir barınakta özgür bir şekilde yaşayacaklar.

*

http://directaction.info/news_oct12_18.htm

İsveç’te avcılara karşı eylemlere devam…

Geyik avı mevsimi yaklaşıyor ve biz de bu yüzden adi avcıların işin biraz zorlaştırmaya karar verdik. 6 av kulesini sabote ettik ve üzerlerine mesaj bıraktık. Bunlardan bazılarındaki mesajlar yakından geçen arabalar tarafından görülecek kadar netti. Ayrıca orada parçalanmış halde bulduğumuz bir başka av kulesinin üzerinde de bir mesaj olduğunu gördük.

Asla teslim olmayacağız, asla vazgeçmeyeceğiz, her hayvan için mücadele edip onları psikopatlardan koruyacağız.

Avcılar avlanacak, hayvan kurtarılacak!

http://www.directaction.info/news_sep24_18.htm

Belçika’da mezbahada eylem

269 LIBÉRATION ANIMALE GRUBUNA AİT 17. DOĞRUDAN EYLEM

Bu gece yaklaşık 30 türcülük karşıtı eylemci bir kümes hayvanları mezbahasına girdi. 92 canlı mezbahadan dışarı kaçırıldı ve kurtarıldı. Bu hayvanlar şu anda özel barınaklara doğru yol alıyor.

#DoğrudanEylemHayatKurtarır

http://www.directaction.info/news_sep23_18.htm

Bolu’da yavru köpekleri ağaca asıp tüfekle vurdular

Bolu, Göynük Hasanlar köyünde tüfekle vurulan 3 yavru köpek bacaklarından ağaca asılı halde bulundu. Köpekleri bulan vatandaşlar, 2 yavru köpeğin öldüğünü gördü. Yaşayan 1 yavru köpek ise tedavisi için Bolu’ya getirildi. Bolu Veteriner Tıp Merkezi’nde tedavisi süren köpeğin vücudunda 10 adet saçma bulundu.

Veteriner Hekim Burhan Karabaş, “Kliniğimize önceki gün akşam saatlerinde Göynük’ten getirilen 4 aylık yavru köpeğe yaptığımız tetkikler sonucunda radyografide baş kısmında 6, kalça ve bacak kısmında 4 olmak üzere toplam 10 adet saçma isabet ettiği görüldü. Yapılan kan sayımında kan değerlerinin oldukça düşük olduğu saptandı. Buna ek olarak kanlı ishal hastalığı da çıktı. Hemen tedavi altına aldık. Bolu Veteriner Tıp Merkezi olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. Bu duruma duyarsız kalmayıp yaralı köpeğimizi bizlere tedavisi için ulaştıran hayvansever dostlarımıza teşekkür ederiz.” dedi.

SAVCILIK SORUŞTURMA BAŞLATTI

Bu arada olayın yerel basın ve sosyal medyaya yansımasının ardından Göynük Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı.
*
Yazı ve resim: https://www.ajanimo.com/boluda-yavru-kopekleri-agaca-asip-tufekle-vurdular/

Arjantin’de kümes hayvanları çiftliğine doğrudan eylem

against farm factories posters ile ilgili görsel sonucu

Buenos Aires’teki bir kümes hayvanları çiftliğine giren 7 eylemci yumurta endüstrisi tarafından sömürü çemberindeki görevlerini tamamladıktan sonra öldürülecek 50 tavuğu kurtardı. Tesiste 20,000 tavuk daha var, milyonlarca tavuk insanların taleplerini karşılalamak adına sömürülmeye ve öldürülmeye devam edecek.

*

Resim: http://www.sdposters.com/Factory-Farm-Fresh-2005

Haber: http://directaction.info/news_sep09_18.htm

ABD’de avcılık karşıtı eylemler sürüyor

against hunting posters ile ilgili görsel sonucu

“4 eylül sabahının erken saatlerinde, av sezonu başlamadan önce kuzey wisconsin’de bulunan üç av gözetleme kulesi imha edildi. Bu kuleleri yıkmak gibisi yok, özellikle de o en uzun olanı, yıkılırken pencereler ve ne varsa her şey dağıldı gitti. Siz hepiniz uyurken biz dışarıda sizin pisliğinizi yok ederek eğleniyorduk. Türcülüğü siktir edin, yaşasın yaban anarşi!

-Ayışığı av sabotajcıları”

*

Resim: https://indianexpress.com/article/cities/mumbai/hunting-is-cruel-harms-environment/

haber: http://directaction.info/news_sep12_18.htm

Büyükada’da fayton protestosu: İsyan, Beygir, Özgürlük!

Senelerdir süren ve seçim vaatlerine taşınan fayton sorunu, hayvan hakları savunucuları tarafından 16 Eylül Pazar günü (dün) Büyükada’da protesto edildi.

Her yıl yüzlerce fayton atının sakatlanması ve ölmesi sebebiyle hayvan hakları savunucuları Büyükada’da bir araya geldi. Aktivist grupların da dahil olduğu eylemde protestocular “atların köleleştirilmesi” yerine elektrikli fayton, bisiklet veya raylı sistemlere geçilmesi gerektiğine dikkat çekti.

İlk kez 2012 yılında elektrikli faytonların gündeme gelmesi ile birlikte, faytoncular tedirginliklerini belli etmişler, zaman zaman aktivistleri “Adalar’ı ranta kurban vermeye” aracı olmakla suçlamışlardı. Aynı yıl, bir fayton atının seyis tarafından yumruk ve sopayla dövülmesinin belgelenmesi ile meselenin özüne dikkat çekilmişti. Geçen süre içerisinde, fayton atlarının bir sömürü sistemi içinde köleleştirildiğinin görüntülenmesi ve bu görüntülerin sosyal medyada dağıtılması ile fayton sorununa karşı geniş bir kamuoyu oluştu.


Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) raporuna göre, Adalar genelinde 272 fayton var ve 1540 at bu faytonlarda ölümüne çalıştırılıyor. Yılda ortalama 400 at fayton kazalarında, ihmal veya bakımsızlıktan ölüyor.

Haber: Ş. Esin Erben

(Yeşil Gazete)

  • haber ve resimler: https://yesilgazete.org/blog/2018/09/17/buyukadada-fayton-protestosu-isyan-beygir-ozgurluk/