Uygarlığı nasıl yok etmeli: COVID-19 ve dünya/hayvan sömürüsü

Dr.Steve Best

“Dünyanın sonunu görebilen kuşağın şansını bir hayal edin. Her şeyin başladığı an orada olmak kadar harika bir şey bu” ― Jean Baudrillard

1-Kıyamet

Bir çok geçmiş kültür kıyamet zamanlarında yaşadığını düşünmüş,  yaklaşan sondan ve bir kıyametten söz etmiştir. Esinleme Kitabı’ndan siberpunka, kıyamet vizyonları insan kültürünün  kalıcı bir parçası oldu. Çağdaş 21. Yy koşullarında Kutuplarda eriyen buzullardan California, Avusturalya ve Brezilya’daki yangınlara; kıyı şehirlerini ve adaları vuran süperfırtınalardan yoksulluk, açlık, susuzluk ve çatışmaların sebep olduğu vahşetlerden kaçan mültecilere; nükleer yokoluşun ve (biyo)terörist saldırılardan türlerin yokoluşuna ve artık durdurulamayan  iklim değişikliğine dek kıyametin işaretleri her yanımızda. Ve şimdi küresel pandeminin kamçısı dünyanın her yerinde acı ve ölüme sebep oluyor, devasa boyutlardaki ekonomik bir erimeye, hayalet şehirlere ya da  petri kabına dönüşmüş şehirlere yol açıyor. Otoriter rejim yükseliyor, demokrasi küçülüyor ve iktidar artık daha da az sayıda kişini eline geçmiş bulunuyor.

Geçmişin tüm kıyamet vizyonları korku, paranoya, fantezi ve batıl inançtan kaynaklanırken, bugün kaos ve çöküş vizyonları matematiksel projeksiyonlarda ve bilimsel gerçeklerde zemin buluyor. Mevcut çağımızda, kıyamet, son sürat yaklaştığımız bir nesnel bir gerçeklik.  Son 50 yıl boyunca, postmodern kültür ve teori biçimleri belirgin tükenme ve sonlanma duygularını dile getirdi. Üst anlatıların ölümü hakkında çok şey duyduk; tarihin sonu; sosyal olanın ortadan kaybolması; gerçeğin, gerçekliğin ve öznenin ölümü; ve elbette postmodernizmin kendisinin ölümü.
Postmodernizm, disiplinleri aşan paradigma değişimlerinin ortasında ortaya çıkar. Ancak bu değişiklikler, toplumda ve nesnel dünyada yaşanan  sismik değişikliklerin ancak görünen yüzüydü. Tanık olduğumuz şey, modernizmin veya modernitenin sonu değil; yayılmacı, büyümeye yönelik girişimin, insanların Holosen çağında, son 10.000 yılda inşa ettiği baskın kurumsal yapılar ve ideolojiler çağının, uygarlığın kaçınılmaz çöküşü aslında.

Şu ânımız o kadar radikal bir şekilde yeni ve aşırılık dolu bir an ki, bunu sadece tarihsel terimlerle değil, jeolojik olarak da düşünmek zorundayız, çünkü yeni bir jeolojik dönem yaratmış bulunuyoruz – Holosen’den Antroposen’e geçiyoruz. İnsanlar teknolojik ve dünyayı değiştiren kahramanlıklarını, gezegende var olan her canlı sistemi bozacak ölçüde genişlettiler – bu durum, en belirgin şekilde altıncı (insan kaynaklı) kitlesel yok oluşun ortaya çıkması (şu anda 150 tür her gün yok oluyor), fosil kapitalizmin yükselişi ve onun küresel ısınmaya doğrudan etkisinde görülebiliyor – ve bu durum insanlık ve dünya tarihinde radikal bir kırılma yaratmış bulunuyor.

Adından da anlayabileceğimiz gibi, Antroposen “insan çağı” (kelimenin tam anlamıyla “Antropos”, “insan” ve “ cene ”yeni”) anlamına gelir ve insanların doğanın güçlerini aşarak veya ona eşit olarak doğal değişimin ana itici gücü haline geldiği içinde bulunduğumuz zamana işaret eder. İnsanlar gezegendeki değişiklikleri yönlendiren güçlü bir süper özne haline geldi ve insanların değiştirmediği hiçbir doğal süreç yok artık- rüzgâr, yağmur, gelgit ya da deniz seviyeleri de dahil. Bugün, “doğal afetler” aslında sosyal afetler demek – insanın bozulmasından ve doğal süreçlerin bozulmasından kaynaklanan afetler bunlar. Gerçekten de, beklenen Buzul Çağı’nı ve ondan sonra beklenen buzul çağlarını yaklaşık 50.000 yıl ötelemiş durumdayız. Holosenin stabilitesinin aksine, mevcut Antroposen dönemi insanlar ve diğer yaşam formları için son derece dengesiz ve son derece tehlikeli. 2050 yılına kadar, dünyanın geniş alanları yaşanmaz hale gelmiş olacak; aslında, bugün bile bir çok alan halihazırda öyle.

2-Ziyafet

Baudrillard, “Ziyafetten sonra yaşam nasıl olurdu?” diye soruyor. Gözlerimizi açalım, geriye kalan yıkıntılara ve çürümeye bakalım. Ziyafet dediğimiz şey son 10 bin yılda şu anda adına kapitalizm dediğimiz, yırtıcı, büyümeye odaklı ve sürekli genişleyen ve küreselleşen bir sistemin her şeyi yağmalaması, katletmesi, sömürgeleştirmesi, tüketmesi ve imha etmesinden başka ne ki? Şu anda şahit olduğumuz şey lokal bir ekosistemin çöküşü değil, gezegen çapındaki ekosistemin çöküşü- herhangi bir imparatorluğun çöküşü -Roma, Maya vb-de değil, insan imparatorluğunun çöküşü.

Virüsler, ele geçirdikleri ve kendi amaçları için kullandıkları konaklara bağımlı olan parazitlerdir, bunlar konak  ölene dek orada kalır ve girişimin sürdürülebilirliğini de umursamaz. İnsanlar da kendi üreme makinelerine sahip olmalarına rağmen bir parazittir ve ev sahibimiz de Dünya gezegeni, onun “kaynakları” ve tüm görkemli biyoçeşitliliğidir. Bu gezegeni gaspettik, hayvanlarını sömürdük, konağımızı öldürüyoruz ve böylece kendimizi öldürmüş oluyoruz. Virüsler sadece üremek ister, insanlar da buna  benzer bir bilinç kusuruyla davranır. Akıllı bir virüs, en azından diğer konaklara yayılana kadar ev sahibini korur, ancak dünyaya bağımlı insanlar böyle yapmıyor.

3-Zoonoz

Fazla uzamış bir ziyafetten sonra ne olur? Bir olasılık, hastalığa yakalanırız. Yüzyıllar boyunca sürekli artan katliam, yağmalama, nüfus artışı, karasal genişleme, dünyanın sınırlı kaynaklarının sürekli tüketimi, habitat yıkımı ve türlerin yok oluşundan sonra, Batı medeniyeti birçok hastalığa yakalandı, bunların sonuncusu da COVID-19 oldu.

“Tüm toplumlar maske takar,” diyor Baudrillard, “Amerika” kitabında, şimdi  sokaklarda ve dışarıda, evlerde durum hakikaten de bu. Hepimiz taşıyıcı veya potansiyel taşıyıcıyız, ancak kimse güvende değil, çünkü akıllı virüs semptomları geciktirir, bazı insanlar semptomatiktir ve yanınızdaki görünüşte sağlıklı olan kişi enfekte bir taşıyıcı olabilir. Bu belirsizlik, tehlike ve zorunlu mesafe paranoyayı, izolasyonu, akıl hastalığını ve toplumsal varoluşun bozulmasını çıkarıyor ortaya.

İmparatorluklarının bu dünya üzerinde ortaya çıkması ve yayılmasıyla Homo sapiens, diğer hayvanlarla ve taşıdıkları virüslerle her zamankinden daha yakın temasa geçti ve zoonotik hastalıkların – hayvanlardan insana transfer edilen bakteriyel ve viral hastalıkların artmasına yol açtı. İnsanları enfekte eden yeni veya ortaya  yeni yeni çıkan hastalıkların dörtte üçü hayvanlardan kaynaklanmaktadır. Eski zoonotik hastalıklar arasında  hıyarcıklı veba, kuduz, grip(buna 1928-1919 arasında 100 milyon kadar insanın ölümüne yol açan İspanyol gribi de dahil) bulunuyor. Hayvanlardan kaynaklı yeni hastalıklar arasında  ise AIDS, Ebola, Marburg, Lyme hastalığı, Batı Nil ateşi, SARS, MERS ve Covid -19 yer alıyor- ki bu sonuncusunun da Çin’in Wuhan şehrindeki bir canlı hayvan pazarından kaynaklandığı düşünülüyor.

Zoonotik hastalıklar hayvanların evcilleştirilmesi ile başladı, uygarlık tarihi boyunca insanlığı etkiledi ve kaynak sömürüsüne, habitat ve  biyoçeşitliliğin yok edilmesine, insanlık dışı sömürüye devam ettiğimiz sürece bizi hasta etmeye devam edecek hayvanlar. Zoonotik hastalıklarda yer alan virüsler gibi bulaşıcı ajanlar bir rezervuar konağında (yarasa gibi) gizlenebilir, insan gibi üretken bir konağa taşınmayı  sabırla bekleyebilir.

Mikroplar, geliştikleri türlerin bedenlerinde her yerde bulunurlar, ancak bir yayılma olduğunda insanlarda hastalığa veya ölüme neden olabilirler. Örneğin, Ebola virüsü yarasalarda hastalığa neden olmaz, ancak insan vücuduna geçtiğinde öldürücüdür. Benzer şekilde, Batı Nil virüsü kuşlarda hastalığa neden olmaz, ancak insanlarda olur; Lyme hastalığı da kenelerin veya kemirgenlerin değil, insanların rahatsızlığıdır. Her durumda, insanlar yol yapımı, madencilik, tarım arazileri oluşturma, hızlı kentleşme ve nüfus artışı yoluyla habitatları ve ekolojik sistemleri ele geçirdiğinde, bozduğunda ve  hayvanları bizimle daha yakın temasa geçirdiğinde bu temasta bir aşırılık var diyebiliriz.

Asya’nın “açık pazarlarında” veya Asya ve Afrika’da olarak öldürülen vahşi hayvanları yemek, hastalık bulaşmasının daha doğrudan bir yoludur. Fabrika çiftliklerinde binlerce hayvanın yoğun oranlarda hapsedilmesi zoonotik hastalıkların bulaşmasında çok etkili bir araç. Bunu, 1997-2009’da, H5N1 kuş gribinin oldukça patojenik bir türünün Çin’deki tavuk çiftliklerinden çok sayıda ülkeye yayıldığı zaman gördük. 2009 yılının Nisan ayında, Kuzey Carolina’daki domuz çiftliklerinde yayılan H1N1 domuz gribi üreten yeni bir domuz virüsü gen kombinasyonu daha sonra insanlara geçti ve hızla küresel bir salgın haline geldi, binlerce insanı öldürdü ve hâlâ mevsimsel olarak dünya çapında yayılıyor. Fabrika çiftliklerinde hastalık yayılmasını kontrol etmek için yemdeki antibiyotiklerin aşırı kullanımı nedeniyle, bakteriyel hastalıklar için “mucize” tedavisinin genellikle etkili olmadığı, antibiyotik sonrası bir dönemde yaşadığımızı da not etmek önemlidir.

İnsanlar gibi patojenler de tür sınırlarına saygı duymazlar. Genel olarak, birçoğu ileri teknolojilere ve açgözlü iştahlara sahip yaklaşık sekiz milyar insan ekosistemleri birbirinden ayırıyor ve bu ekosistemler içinde milyonlarca farklı virüs, bakteri ve patojen var. Sonia Shah’ın Pandemi kitabında gözlemlediği gibi; gerçekte hayvanların ve ekosistemlerin yaşam alanlarını ve topluluklarını çevreleyen istilacı türler olduğumuzda, toplumlar hastalıkları ülkemize giren yabancı işgalciler olarak gören hatalı bir hastalık paradigmasıyla çalışır. Bu hastalıkların başımıza geldiğini söylemek yanlıştır, aksine bunlar doğaya yaptıklarımızın istenmeyen sonuçlarıdır. Çoğu kez salgına neden olan patojenlerin etkisi, suçlusu, kurbanı değil, tam tersine bunların nedeniyiz biz. Neden asırlardır var olan mikroplar aniden hastalıklara “neden” olmaya başlıyor diye sormamız gerek? Son elli yılda, tüm dünyada üç yüzden fazla bulaşıcı hastalık ortaya çıktığı veya yeniden canlandığı için tüm vahşi yaşamın % 60’ından fazlasını kaybettik. İnsan imparatorluğu genişledikçe ve küreselleşme arttıkça bunun olması tesadüf değil. Zoonotik hastalıklar, sağlam ve çeşitliliğe sahip ekosistemlerde değil bozulmuş, parçalanmış sistemlerde insanlara çok daha kolay bulaşır.

İronik bir şekilde, virüs gizli ve görünmezken, ABD gibi ülkelerde çok sayıda kriz ve problemi dramatik bir şekilde görünür kılıyor. Herhangi bir Marksist kriz teorisinden daha iyi olan virüs, dünya kapitalist sisteminin aşırı derecede kırılgan olduğunu ve kötü bir rüzgar tarafından devrilebilecek derme çatma bir ev üzerine inşa edildiğini gösterdi. Depresyonlar, dünya savaşları veya terörist saldırılardan daha fazlası olan COVID-19 dünyayı durdurdu. Güçlü ABD İmparatorluğu’nu üçüncü sınıf bir güç ve başarısız bir devlet olarak, küresel salgına ve vatandaşlarının içine düştüğü kötü duruma karşı akıl almaz derecede zayıf bir tepki veren bir devlet olarak ortaya koydu. İmparator Trump’ın çıplak olduğunu gösterdi – sadece bir lider olarak aşırı derecede beceriksiz değil, aynı zamanda neden olduğu acıya kayıtsız kalan gerçekten tehlikeli bir sosyopat. Trump sadece bir yüzyıldaki en büyük sağlık krizine başkanlık etmekle kalmıyor, aynı zamanda bir sağlık tehlikesi, kamu güvenliği için bir tehlike. Yeni pandemi, uyuşturucu ve tıbbi malzeme konusunda Çin’le aramızdaki  bağımlılığı ortaya koydu. Dahası, virüs ABD’de zaten açık olan ırksal ve sınıf eşitsizliklerine gözleri kör edici bir ışık tuttu, çünkü yoksullar ve farklı ırktan insanlar en az kaynağa sahip, sağlıklı gıda ve sağlık hizmetlerine  en az ulaşanlar onlar ve en savunmasız olanlar da bu insanlar. Ayrıca COVID-19, kaygılı elitler; yaşlıların, savunmasız ve işçilerin ekonomi uğruna ve kutsal Amerikan Rüyası’nın yeniden canlandırılması için feda edilmek zorunda olduğu”nda ısrar edince, kapitalizmin nihilistik mantığını da ortaya çıkarmış oldu. Bu virüs siyasetin bilimden, ideolojinin gerçeklerden ve  kişisel menfaatin kamu sağlığından üstün olduğu gerçeğini de ifşa ediyor. Bu ülkede bilime gösterilen hürmet hiç bu kadar düşük seviyelere inmemişti. Belki de en önemlisi, virüs çeşitli krizlere dünyanın ne kadar hazırlıksız olduğunu göstermiş oldu, özellikle de halihazırda sürüp giden ve  çok daha büyük boyutlardaki gezegen krizine. Bu virüs elbette doğa ile olan işlevsiz ilişkimizin canlı bir hatırlatıcısı ve dikkat edilmesi gereken bir uyarıdır.

4-İklim Konusunun Aciliyeti

Bir virüs dünyayı sadece birkaç hafta içinde durdurabiliyorsa – spor etkinliklerini iptal etmek, üniversite derslerini sona erdirmek, insanları evlerine hapsetmek ve işçi ordularını işsiz bırakmak gibi- iklim değişikliği sorunu kimbilir nelere sebep olur? Sel, süper fırtınalar, kuraklık, çölleşme, boğucu ısı vb. – bunlar dünyanın bizim için hazırladığı şartlar. Ancak iklim değişikliği problemi, uzak geleceğin değil, bugünün sorunudur. Zaten tanık olduğumuz kaos ve ıstırap, gezegenin Sanayi Devrimi’nden bu yana bir derecelik ortalama sıcaklığın biraz üzerinde ısınmasıyla ortaya çıktıysa, yüzyılın sonuna kadar 4 derecelik olası bir artışa yol açacak olan bu gidişat sonunda bizi neler bekliyor olabilir ?

Sayısız kaosa ek olarak, iklim değişikliği viral salgınlar sorununu artıracak. Sıcaklık arttıkça hastalıklar da yayılır. Sarı humma, Zika ve sıtma gibi sivrisinek kaynaklı hastalıklar giderek kuzeye doğru göç edecek. Sadece sıtma her yıl bir milyon insanı öldürüyor ve 2030’a kadar Dünya Bankası toplam 3.6 milyar bu sorunlarla yüzleşmek zorunda kalacağını öne sürüyor. Ve insanlar ormanları ve habitatları yok etmeye devam ettikçe, eriyen kutup buzullarında eski ve yeni korkutucu hastalıkların bizleri beklemesi gibi gizlenmiş yeni virüslerle yüzleşeceğiz.

Dolayısıyla COVID-19, iklim değişikliğiyle gelen çok daha büyük boyutlardaki krizler açısından sadece bir ısınma ve deneme çalışmasıdır. Bununla birlikte, COVID-19’un aksine, iklim değişikliği için bir aşı yoktur, küresel kapitalizmin büyüme bağımlılığını görmezden gelmesine izin veren bir teknoloji yoktur. Hem COVID-19 hem de iklim değişikliği küresel sorunlardır, ancak iklim değişikliği kapitalist toplumda çözülemez ve Antroposen krizlerine karşı çok daha radikal bir vizyon ve çözüm gerektirir. Küresel olarak insanlar sürdürülebilir yaşam yollarının nasıl geliştirileceğini ve hem sosyal kurumlarını hem de antroposentrik ve türcü dünya görüşlerini, değerlerini ve uygulamalarını kökten değiştirmeyi öğrenmek zorunda kalacaklar. Bu pandemi ile ortaya çıkacak olumlu bir gelişme varsa, küresel bir pandemi gibi bir kriz karşısında ne kadar vurdumduymaz olduğumuzun farkına varmak ve ayrıca toplumda bu tür krizler karşısında en savunmasız haldeki insanlar ve canlılar için tıbbi altyapı, destekleme sistemleri ve küresel işbirlikleri geliştirmenin ne kadar acilen gerekli olduğunun kavranmasıdır.

5-İnsan Sonrası Dönem Senaryosu

Bu yeni küresel salgın hakkında en şaşırtıcı olan şey, bu tür salgınların patlak vermesi için davranışsal, sosyolojik ve ekonomik olarak gereken her şeyi yaptığımız göz önüne alındığında, birçok insanın yaşananlara şaşırmış olması. Onlarca yıldır, bilim adamları pandemi tehlikesi hakkında devletleri uyarıyor ve bizler ekolojik olarak yabancılaşmış ve yıkıcı yaşama biçimlerimizle, daha fazla pandemi ve felaket gelmesini sağlamaya devam ediyoruz. ABD’de, Trump, 2020’nin ilk iki ayında pandemiyle ilgili acil uyarıları göz ardı ederek virüsün yayılmasını durdurmak için iki kritik ayı boş geçirdi. 2017 yılında göreve başladığında, kritik kaynakları halk sağlığından askeri ve savunma endüstrisine taşıyarak bulaşıcı hastalıklarla ilgili tıbbi altyapı ve araştırma projelerini baltaladı. Bununla birlikte, bulaşıcı hastalıklar ve iklim değişikliği, “güvenlik” ile kastettiğimizi şeyi radikal bir şekilde yeniden düşünmeye zorlamaktadır ve şüphesiz pandemi ve dengesiz bir gezegenin öfkesinden  daha büyük bir tehlike yoktur. Çevresel bileşenleri içermesi gereken yeni güvenlik modellerine ek olarak, insanların, (insan dışı) hayvanların, ekosistemlerin ve bir bütün olarak gezegenin refahının birbirine bağlı olduğunu gösteren yeni bütünsel sağlık modellerine ihtiyacımız var.

Güvenli ve etkili bir aşı olmadan, koronavirüs asla kaybolmayacak, fırsat olan yerde gizlenecek ve ortaya çıkacak, daha yeni ve belki de daha ölümcül virüslerle beraber var olacaktır. Sayısız patojen insanlar için ciddi tehdit haline gelebilir ve şimdiden  bir gelişim maliyeti olarak görülmelidir. Sürekli tehlike, belirsizlik, ölümcül virüsler ve bulaşıcı hastalıklar ve her şeyden önce iklim değişikliğinin felaket etkileri ile mücadele etme ihtiyacı, Antroposenin parçalanmış dünyasında yaşamın bir gerçeğidir. O çizgiyi bir tür olarak aştık, geri dönüş yok artık.

Baudrillard’ın bu makaleyi açan sözüne dönersek: tam olarak hangi “dünya” sona eriyor ve neden? Fiziksel “dünya” mı? Gezegen mi? Pek sayılmaz- dünya 4.6 milyar yaşında, güneş tarafından yutulmadan  5 milyar yıl daha var olacak. Gezegen muazzam iklimsel ve jeolojik değişimler ve beş kitlesel yok olma olayının sonunda hayatta kaldı, gelişti ve mevcut altıncı kitlesel yok olma olayından ve insanların hızla getirdiği Antroposen çağından sonra da  hayatta kalacak. Sorun şu ki, bu yeni adaptasyon koşulları insanlara karşı pek misafirperver olmayacak.

Şu anda sona eren “dünya”, Holosen dönemi ve adına “medeniyet” dediğimiz on bin yıllık deney, iyi sonuçlanmayan ve şimdi kritik bir dönüm noktasında durduğumuz o deneyin kendisi değil midir? Hâlâ yaşanacak  olan değişimler göz önüne alındığında, kıyametten sonra yaşadığımızı söyleyemem, bunun yerine kıyametin içinde yaşıyoruz diyebiliriz, kıyamet sonrasına doğru bebek adımları atıyoruz şu anda diyebiliriz.  Kısa fırsat penceremiz kapanıyor ve bu yüzyılın sonunda bulaşıcı hastalıklar, iklim değişikliği, kuraklık, kıtlık, hastalık ve savaş gerçek dehşetli yüzünü ortaya çıkaracak. İnsanlık tarihinin en büyük sorunuyla karşı karşıyayız – göreve hazır mıyız? Yoksa güçlü teknolojilerle donanmış bu akıllı maymunlar deneyi trajik bir şekilde mi sona erecek? Başarısız bir devletin sonuçlarının farkındayız, peki ama karşı karşıya olduğumuz  asıl sorun başarısız bir tür kanıtlamak üzere olduğumuzsa? Eğer öyleyse ve küresel biyo-toplumun (Gaia) sorumluluk sahibi üyeleri yerine yıkıcı parazitler olmaya devam edersek, gezegen ve çeşitli yaşam formları ancak biz gezegenden yok olup gittiğimizde iyileşecek ve hayat bulacaktır yeniden.

Çev. Cem ve Google Çeviri

Kaynak: https://drstevebest.wordpress.com/2020/05/21/how-to-destroy-civilization-covid-19-and-the-exploitation-of-animals-and-the-earth/

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.