Antroposen ve iklim krizi çağında topyekûn kurtuluş

İlgili resim

Dr. Steve Best

  • Açıklama:

Dr. Steve Best 5 sene sonra yeni bir yazı kaleme aldı. Aslında bu yazı eylül ayında Avrupa’daki bir konferansın kısaltılmış bir versiyonu ve anladığım kadarıyla Best’in yeni kitabında daha uzun versiyonuyla karşımıza çıkacak.

Siteyle ilgili de bir açıklama yapmam gerekiyor: çevirileri eksik ya da tam yapabildiğim dönemler ders saatlerinin akşam beşte bitmediği zamanlardı. Artık hem daha yaşlıyım, hem de daha yorgunum. İkinci dönem ders yükümü azaltmayı düşünüyorum. O zaman daha çok çeviri yapabilirim.

İşte bu yüzden bu çeviride google çeviri’den faydalandım. Ayrıca metni gözden geçirmeden siteye koyuyorum, çünkü hâlim yok, bu hâli bile neredeyse üç saat sürdü.

O yüzden, kusurlar varsa, ki vardır, affola…

Herkese teşekkür ederim.

Cem.

*****

Küresel Kriz

Herkese, şu andaki gezegensel krizin ne kadar ciddi olduğunu ve bunun küresel çapta hayvan özgürlüğü mücadelesi için ne anlama geldiğini söylemek  istiyorum. Mevcut dönemin korkutucu yenilik ve benzersizliğini kavramamız gerekiyor. Düşünmemiz gereken iki büyük gerçek var.

Altıncı Büyük Yokoluş krizi

İlk olarak, altıncı büyük yokoluş krizine  sebep oluyoruz: sonun kriz, 65 milyon yıl önce Meksika Körfezi’ndeki devasa bir asteroid çarpması sonucu meydana geldi, tüm dinozorları ve tüm türlerin% 76’sını sildi. Son 5 yokoluş olayı doğal olaylardan kaynaklanmıştı, sonuncusuna ise insan faaliyetleri neden oluyor – ormansızlaşma, tarım, kentleşme, yol yapımı, madencilik, avlanma, aşırı avlanma, büyümeye dayalı ekonomiler ve iklim değişikliği. Şimdi gezegene çarpan o asteroit biziz. Ama daha fazla güç ve hız ile tekrar tekrar çarpmaya devam ediyoruz, böylece dünyanın asla iyileşme şansı kalmıyor, sadece darbemize maruz kalmaya devam ediyor.

Bu yokoluş krizinin kökenleri, 100.000 yıl öncesine gidiyor: insanlar Antarktika hariç her kıtayı sömürgeleştirmek için Afrika’dan göç ettiler. İnsanların gittiği her yerde türler yok oldu. Avustralya’nın keseli aslanları ve dev kangurularından, Kuzey Amerika’nın büyük kılıçlı kaplanları ve yünlü mamutları karizmatik türler, çoğu iddia edildiği gibi iklim değişikliğinden değil aşırı avlanma sebebiyle öldü. Hayvan türlerini yok ettikten sonra, Homo sapiens, başka bir Homo türünü başlattı ve muhtemelen Avrupa’da onlarla karşılaştığı on bin yıl içinde Neandertalleri katletti.

Geçmiş, karanlık soykırım tarihimizi, abartılı ve sınırsız yağmalamalarımızı ortaya koyuyor ve şimdi sayısız başka türü endişe verici bir hızda yokoluşa zorluyoruz. 1970’lerden bu yana, sadece son yarım yüzyılda insanlar vahşi hayvan popülasyonlarını % 60 azalttı ve önümüzdeki birkaç on yıl içinde bir milyon bitki ve hayvan türünü yok edeceğiz. Bir türün gezegeni sonsuz bir  yıkım uğruna ne ölçüde mahvettiğini göstermek için şunu söyleyebiliriz:  dünyadaki tüm memelilerin % 96’sı artık insanlar ve sığırlardan oluşuyor.

Afrika fili, gergedan ve balinalar gibi nesli tükenmekte olan büyük karizmatik hayvanlar değil sadece söz konusu olan. Arılar, karıncalar ve böcekler; memelilerden, kuşlardan veya sürüngenlerden sekiz kat daha hızlı yok oluyor. Böcek popülasyonları, son 25 yılda % 75’in üzerinde bir düşüş gösterdi. “Böcek kıyameti”, böcekler kuşlar, yarasalar, sürüngenler, küçük memeliler ve balıklar gibi diğer hayvanları yiyerek beslendiği için son derece önemli; böcekler dünyadaki gıda mahsullerinin dörtte üçünü tozlaştırıyor, atıkları geri dönüştürüp toprağı hayatla dolduruyorlar. İnsanlar sistematik olarak kendilerinin ve diğer yaşam formlarının dayandığı yaşam destek sistemlerini yok ediyor. Kaderimiz iç içe geçmiş ve hayvanlara ne yaparsak aslında kendimize yapıyoruz. Çünkü doğanın başı dertte, başımız dertte. Gezegendeki ekosistem yıkılıyor.

Yokoluşun olgusunun ana sebebi;  habitatları tahrip eden, yağmur ormanlarını tüketen, monokültürler yaratan, karada ve denizde zehirli kimyasallar yayan, küresel et tabanlı bir tarım sistemidir. İklim değişikliği, yokoluş sürecinin bir diğer itici gücü olup insan kaynaklı küresel ısınmayla türlerin yok oluşunu birbirine bağlıyor.

Küresel Isınma

Gözlerimizin önünde büyüyen Altıncı Büyük Yokoluş olayına ek olarak, şu anda yaşanmaktan olan ikinci bir krizin büyüklüğünü takdir etmek zorundayız, yani küresel ısınma krizinin.

On dokuzuncu yüzyılın ortasındaki Endüstri Devrimi’nden beri, insanlar – her şeyden önce gelişmiş Batı’da, ancak giderek daha fazla küresel bir ölçekte – ortalama genel küresel sıcaklığı 1 santigrat derece  artırdılar. Bu kulağa çok hoş gelmeyebilir, ancak bu farklar muazzam değişikliklere neden olur. Aslında, Antarktika’nın çöken buz tabakalarından Bahamalar’ın yıkımına, Kaliforniya’yı yakan orman yangınlarından Bahamalar’ın yıkımına, Avustralya’nın ölmekte olan mercan kayalıklarından Avrupa’yı fırına çeviren sıcak dalgalarına dek her yerde bu iklim değişikliğinin  gelecek için değil şu an ve şimdiki zamana ait bir sorun olduğunu açıkça görebiliriz.

  1. yüzyılın başlarında, bilim adamları Sera Etkisini ve karbondioksitin gezegen ısınmasındaki rolünü anladılar. 1950’lerden bu yana, bilim adamları insanları küresel ısınma riskleri konusunda uyardılar. Küresel sıcaklığın Endüstri Devrimi’nin başlangıcında 2 santigrat derecenin üzerine çıkması durumunda, insanların doğal ve sosyal dünyalarda âni iklim değişikliği ve sistemik krizler yaşayacağı konusunda toplumları uyardılar. Erimiş buzullar, su basmış şehirler, süper fırtınalar ve aşırı yağış dünyası, katil ısı dalgaları, artan hastalık oranları, kronik kuraklık ve yiyecek kıtlığı, yüz milyonlarca insanın toplu göçleri, kaynak savaşları, terördeki dalgalanmalar, yaygın sosyal kaos, ekonomik maliyetlerin kırılması ve yaşamın toplu tükenmesinden söz ediyoruz.

İklim değişikliğinin etkilerinin neredeyse 1 santigrat derece ısınma sonunda meydana geldiğini görüyoruz, 2 veya 4 veya 7 derecede olduğunu hayal etsenize! Bu felaketleri önlemek ve bu eşiğin altında küresel sıcaklıkları 1,5 derecede tutmak için Paris Anlaşması’nı imzalamak üzere 2015 yılında 197 devlet bir araya geldi. Paris Anlaşması’nın amaçlarına ulaşmak ve bazı bilim adamlarının medeniyetin sonu olur dediği şeyleri yapmaktan kaçınmak adına yaptıklarımızı tek kelimeyle ifade etmemiz istense ne söyleriz şu an peki? Tek kelimeyle, felaket.

Hiçbir ülke bu hedeflere ulaşamıyor; aslında hepsi onları aşmayı hedefliyor. Karbon emisyonları tırmanmaya devam edip  2018’de % 2,7 artarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Şu anda, dünya 2000 yılına kıyasla % 80 daha fazla kömür yakıyor. İki yıl önce, sosyal çöküşü önleme sınırı olan atmosferik karbondioksitin milyonda 350 bölümünü aştık. 2001’den bu yana, insanlık tarihinin en sıcak 19 yılından 18’ini gördük. Haziran 2019, Avrupa’da ve dünyada kaydedilen en sıcak aydı. Dev enerji şirketleri, iklimdeki acil durumun gerçeği hakkındaki deformasyonları yaydıkça, halen kalan tüm kömür ve petrol yataklarını çıkarmaya ve yakmaya zorluyorlar. Dahası, doğal gazı kayalardan (fracking) kullanmak için yeni teknikler geliştirdiler, ancak bu süreçte büyük miktarda metan gazı salgılanıyor – karbondioksit emisyonlarından 30 kat daha zararlı bir sera gazı bu.

Dünya ekonomileri büyüyor, küçülmüyor ve emisyonlar bu sebeple artmaya devam edecek. Dünyanın en kalabalık iki ülkesi olan Çin ve Hindistan hızlı bir şekilde modernleşiyor, tüketici odaklı orta sınıflar yaratıyor ve böylece daha da fazla enerji tüketiyorlar. ExxonMobil gibi endüstri devleri, çok sayıda Avrupa ülkesi kömür üretim tesislerini arttırdığı için sadece daha fazla petrol ve doğal gaz pompalamayı planlıyor. Küresel olarak et tüketimi artmaya devam ediyor. Alternatif enerji teknolojileri ve “yeşil devrim”in iklim emisyonları üzerinde gözle görülür bir etkisi olmamıştır ve hızla baskın paradigmaya dahil edilmiştir. Son olarak 2C eşiğinin altında kalma önerileri, hedeflerini 1.5 değil, 4 derece ısınma ile daha uyumlu hale getirecek ve muhtemelen gerçekleşmeyecek olan karbon yakalama teknolojilerine dair spekülatif varsayımlara dayandığı düşünülürse, Paris Antlaşması son derece kusurlu.

Atmosfere girdiğimiz tüm karbon emisyonlarının yarısından fazlası, son 30 yılda, ne yaptığımızın tam olarak farkında olduğumuz bir süreçte meydana geldi. Bu nedenle iklim sorununun aciliyetini devam ettiren şey bir bilim ve anlayış eksikliği değil, daha ziyade kâr kaynaklı kapitalist sistem, fosil yakıt endüstrilerinin ekonomik ve politik gücü ile  neoliberal toplumların işlevsiz siyasi sistemleridir. ABD’den İngiltere’ye, İtalya’dan Avustralya’ya, sağcı popülist liderler, artan karbon emisyonlarını durdurmak için gerekli uluslararası işbirliği biçimlerinden ziyade milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığını teşvik ediyorlar.

Felaket boyutlarında bir  iklim değişikliği artık kaçınılmaz, soru sadece ne kadar korkunç olacağı. İnsan toplumları şimdi ne yaparlarsa yapsın, tüm sera gazı emisyonlarını mucizevi bir şekilde bir gecede sonlandırsalar bile, küresel ısınma geleceğe zaten yatırımını yapıyor ve iki derecelik ısınmayı geçeceğimiz kesin. Gerçek, bilimsel raporların iklim değişikliğini hızlandıran döngülerin hesaba katmamasına, metan ve azot oksit gibi diğer sera gazlarının etkilerini ihmal etmelerini düşünürsek daha da kötü.

Şimdiki kayıtsızlık, inkâr, hızlanan büyüme oranları ve zayıf direniş ortamında, aslında, yüzyılın sonuna kadar 4-7 derecelik bir küresel ısınmaya doğru gidiyoruz. O zaman dünya kurak ormanlar, erimiş buzullar yüzünden tanınmaz hale gelmiş olmayacak sadece; çoğu su baskını, kuraklık ve aşırı sıcaklığa bağlı olarak yaşanamaz hale de gelecek. Âni iklim değişikliği başladığında, emisyonlarla birlikte, binlerce, belki de binlerce yıl boyunca etkisini sürdürecek.

1.5 derecelik ısı artışının altında kalmak ve iklim krizinin en kötü sonuçlarını önlemek için, küresel karbon emisyonlarının 2030 yılına kadar % 45 oranında düşmesi (2010 seviyelerinden itibaren), 2030 yılına kadar net sıfıra indirilmesi gerekiyor. Fırsat penceresi – yaklaşık on yıl sonra – hızla kapanıyor. Nitekim, karbon salımlarının 2020 yılına kadar zirveye ulaşmasını sağlayacak  siyasi taahhüdü hayata geçirebilmek  amacıyla dünyanın gerekli değişiklikleri yapacağı sadece bir senesi var. İklim değişikliği teknolojik bir sorun değil, felsefi ve politik bir sorun. Sorunlar nihayetinde doğaya yabancılaşmamızdan ve bir avuç azınlığı doyuracak büyüme ve kar bağımlısı olan sürdürülemez kapitalist ekonomik sistemlerimizden kaynaklanıyorsa, dünyadaki yaşamın devam edebilmesi için, dünya görüşlerimizde, değerlerimizde ve sosyo-ekonomik sistemlerde devrimci değişiklikler yapılması gerekiyor.

Antroposen Kopuş

Açıkladığım her iki fenomen – altıncı yokoluş krizi ve âni iklim değişikliği – insanlığın ve gerçekten de dünyanın doğal tarihinde yepyeni bir tarihsel çağın gelişine işaret ediyor. İlk defa, insanlar gezegen üzerindeki değişimin itici gücü haline geldi ve Antroposen adı verilen yeni bir çağ yarattı.

Antroposen, jeolojik ve tarihsel zamanda bir kopuşa işaret ediyor. İki asırlık durgun büyüme, yaşam alanı tahribatı ve fosil yakıtların olağanüstü bir şekilde yakılmasından sonra, insanlar tüm Dünya sistemini dengesiz hale getirme ve değiştirme gücünü edindiler ve bunu hızlı ve yıkıcı yollarla yapıyorlar. Yağmur ormanlarını kesen ve çevreye sera gazları dökülen insanlar tarafından değiştirilmeyen doğal olayların olmadığı (“yağmur, rüzgar, sıcaklık veya gelgit akışı”) anlamında “doğanın sonu” nu getirdik. Artık “doğal afetler” diye bir şey yok; hepsi insan eylemi tarafından yönlendiriliyor. Önceki jeolojik dönem, Holosen, sona ermiştir; 10.000-12.000 yıl önce başlayan ve tarımsal toplumun yükselişine ve medeniyet dediğimiz şeye izin veren bir iklim istikrarı dönemiydi.

Bilinçdışı operasyonlar ve gezegenin kör kuvvetleri, son 4,5 milyar yıllık dünyanın evrimsel tarihi boyunca çalkantılı değişimlere neden olmuş olsa da, değişim şimdi bilinçli ve gönüllü bir ajan tarafından yönlendiriliyor – “insanlık”. Tabii, soruna sanayileşmiş kapitalist Batı’nın neden oluyor ve iklim krizine en az katkısı olan yoksul uluslar tarafından en çok etkilenen ülkeler olacak. Ancak Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin katkısı da büyük. 7,5 milyar insanın gezegen üzerindeki toplu etkisi, yok oluş ve her yerde çöküşe neden oluyor. Holosen’in istikrarı artık yok, değişiklikler bizim anlayışımızın ve kontrolümüzün ötesinde hızlanıyor ve kaos kapımızda bekliyor.

Antroposende Hayvan Hakları

Antroposen kavramı, hayvan hakları hareketi ile yoğun bir şekilde bağlantılı, ayrıca önemli teorik ve pratik sonuçları var. Birincisi, insan ve insan dışı hayvanların biyo-merkezli ve post-hümanist  yanyanalığını aynı düzeyde reddetmemiz gerek. Bu görüşler, hayvan hakları görüşünü, insanların sadece bir başka tür olduğu görüşünü içerir. Büyük resimde insanlığın “önemsizliği” hakkında çok konuşulmasına rağmen, ne yazık ki son derece önemli olduğumuz doğru. İnsanlar kendi başlarına güçlü bir doğa gücü, bir süper ajan haline geldi. Batılı dünya görüşlerinde doğayı  “fethetmenin” bir amaç olduğu veya doğanın “efendisi olmanın” bir amaç olduğu, onu iradesine karşı bize boyun eğmeye zorladığımız bir dünyadan dünyayla hakikaten birbirimize girdiğimiz bir dünyada bulduk kendimizi. İki asırlık fosil yakıt kapitalizminin yıkıcı etkileri gezegenin korkunç güçlerini uyandırdı ve şimdi geri dönüyor. İnsanların kazanamayacağı bir savaş bu. Zira inanılmaz gücümüze rağmen, Dünya her zaman çok daha güçlü ve her zaman anlayabileceğimizden daha karmaşık. Şimdi insanların doğayı değil doğanın insanları kendine itaat etmeye zorlayacağını anlıyoruz.

İkincisi, Antroposen kavramının pratik sonuçları açısından, mevcut çevresel krizin ne kadar radikal olduğunu ve buna karşılık acil ve radikal yanıtımızın ne olması gerektiğini vurgulamamıza yardımcı oluyor. Bu süreçte, hayvan hakları ve  vegan hareketlerinin kendini “her seferinde bir tabak”la gezegenini kurtarabileceğimiz yanılsaması, vegan eğitimi ve vegan tüketicisi gibi naifliklerden de kurtarmasına yardımcı olmalı bu süreçte. Tabii ki vegan ve hayvan hakları hareketleri, et tüketiminin çevresel olarak geniş bir endüstriyel üretim ölçeği üzerindeki etkilerini sürekli olarak ele alıyor ve hayvan sömürüsünün insan sistemlerinin doğal ve sosyal dünyalarının sistemik sonuçları hakkında konuşuyoruz, ama iklim sorununun acil durumunun gerçeklerini ve anlamını yeterince kavrayabildiğimizi, görüş ve eylemlerimizi buna göre ayarladığımızı sanmıyorum.

Unutulmaması gereken bir diğer husus, hayvanların haklarının savunulmasının çok daha zor hale gelmeye başladığı, çünkü insanın durumu kötüleşmeye devam ediyor, hayal edilmesi zor bir  kaos ve çaresizlik duygusu hayatta kalmaya odaklı küresel bir savaşta insanlığı ele geçirmeye hazırlanıyor. İklim değişikliği acı, kuraklık, kıtlık, kaynak savaşları, başarısız devletler, toplu göç ve hastalık şeklinde çeşitli acılara neden olacaktır. BM, 2050 yılına kadar 200 milyon ila 1 milyar iklim mültecisi bekliyor, insanlığın iklim değişikliğine uyum sağlayabilecek zenginlere ve bu değişikliğin çeşitli etkilerine katlanan yoksullara bölündüğü bir “iklim apartheidı” olduğunu öngörüyor. İnsanların durumu ne kadar umutsuz olursa hayvanlara da o kadar az dikkat ederler. İklim krizinin “sadece yüz milyonlarca insan için yaşam, su, yiyecek ve barınma ile ilgili temel haklarını değil, aynı zamanda demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü zayıflatması muhtemel” olduğu doğruysa, insanlar hayvanların ihtiyaçlarına ne kadar önem verecekler sizce? İnsanların hayvan gereksinimlerine karşısındaki ayrıcalığı daha ne kadar  çirkinleşecek (“Peki ama, ya insan ihtiyaçları ?!”)?

Dahası, eğer sosyal kaos otoriterizmi beslemeye meyilliyse, sosyal ve ekolojik sistemler çökmeye başladığında herhangi bir hak veya demokrasi kavramını savunmak ne kadar zor olacaktır? İklim krizinin, iklim değişikliğini çevre adaletine, küresel eşitlik ve evrenselliğe bağdaştırmak için ya da sağcı, milliyetçiliğin proto-faşist tepkilerini, jingoizmi ve küresel güneyi şeytanlaştırmak için hem ilerici solcu tepkiler verebileceğini açıkça belirtmeliyiz. ABD’den İngiltere’ye, İtalya’dan Avustralya’ya, faşizmin yükselişi ulusötesi bir olgudur. Küreselleşme ve insan yerinden olma korkuya neden oluyor. Suburra adlı Tv dizisinden bir cümle çalarak söylersek, “İnsanlar korktuğu zaman, Sağ kazanır.”

Tarım ticareti ve Veganizm

Küresel tarım ticaretinin her seviyede bir felaket olduğunu hepimiz biliyoruz: gezegenin hava ve su kaynaklarını kirletiyor; yiyecek ve su kaynaklarını boşa harcayıp ve toprağı tüketiyor; yağmur ormanlarının tahribatının ve türlerin neslinin tükenmesinin başlıca nedeni de o. Etkilerinin bütünlüğünü incelersek ete dayalı tarım, sera gazı emisyonları ve iklim değişikliğine, tüm ulaşım sektöründen çok daha büyük bir katkı sağlar. Birçok büyük rapor, dünyayı açlıktan, yoksulluktan ve iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kurtarmak için vegan bir diyete doğru küresel bir kaymanın önemini vurguluyor. Yakın zamanda, Eylül 2019’da Birleşmiş Milletler, et üretiminin dünyanın toprakları, ormanları ve gıda güvenliği üzerindeki yıkıcı etkisine karşı uyarırken, yoğun karbon ayak izi iklim değişikliğinin en kötü etkilerini daha da artırdı. İlk defa olmasa da  BM ulusları etten bitkiye dayalı bir gıda sistemine geçmeye çağırdı, çünkü gelecek risk altında. İklim krizinin tahribatı hızlandıkça, insanlar iklim değişikliği, tarım ve et tüketimi arasında bağlantı kuruyorlar. İklim değişikliğini küresel tarımı radikal bir şekilde değiştirmeden ve dolayısıyla et bazlı bir diyetten uzaklaşmadan azaltamıyoruz.

Elbette, fosil kapitalizmine karşı ilk direniş çizgilerinden biri, vegan diyetini ve yaşam tarzını benimsemektir. Bu son derece önemli, özellikle de Antroposen çağında. İyi haber şu ki, dünya çapında veganlık ve vegan yemek seçenekleri artıyor. Geleceği görerek, Tyson, Purdue ve Cargill gibi dev et şirketleri kendi vegan “etlerini” yaratıyorlar, fast food zincirleri vegan seçeneklerini birleştirmek için acele ediyorlar ve Beyond Meat and Impossible Burger gibi tedarikçiler hızla artan talebi karşılayacak kadar üretemiyorlar . Veganizm, bir alt kültürden oldukça kârlı bir girişime ve sıcak bir stok seçeneğine dönüşmüştür. Ancak bu aynı zamanda veganlığın kapitalizm ve tüketici büyüme endüstrilerine entegre olduğunu söylüyor bize.

Ancak veganlık, yaşanabilir bir gelecek için gerekli bir koşul olsa da, yeterli bir değişim için tek  koşul olmaktan uzaktır ve Antroposenin hızlanan krizlerini ele almak için tek başına yetersiz kalmaktadır. Çoğu kez veganizm bireysel, apolitik bir tüketici yaşam tarzına dahil edilir. Son kitabımda (Total Kurtuluş Siyaseti: 21. Yüzyılın Devrimi) yazarken, sanrısal vegan altkültürlerde son derece yaygın olan tüketici bireycilik ve sanrısal iyimserlik sebebiyle, Marx’ın sözünü değiştirerek “veganizmin, kitlelerin afyonu olduğunu” dile getiriyorum.

Veganlık büyümesini sürdürürken, insan nüfusu artmaya devam ediyor, biyolojik çeşitlilik azalıyor, yağmur ormanları yok oluyor, buzullar eriyor, dünya ekonomileri büyüyor, Çin ve Hindistan nüfusu şişip modernleşiyor, et tüketimi spiralleri yükseliyor ve fosil yakıt emisyonları artmadan artıyor.. Bütün dünya bir gecede vegan olabilir ama iklim değişikliğini durduramaz ve atmosfere salınan sera gazı emisyonlarını gideremez. Gelişmiş ülkelerde artan vejeteryan sayısı, azgelişmiş ülkelerde artan nüfus artışı ve et tüketim seviyelerinin etkisinden daha ağır basamaz ve sera gazı emisyonlarının hızlandığı gerçeğini değiştiremez. Et tüketimi, kritik bir sorun olsa da, iklim felaketinin tek itici gücü değildir.

Beslenme biçimi değişiklikleri sosyal ve politika değişikliklerin yerine geçmez. Dünya tarihindeki bu yeni çağda, sadece beslenmemizi değil aynı zamanda toplumlarımızı ve ekonomilerimizi de devrime dahil etmeli ve büyümeye bağımlı kapitalizm modellerinden çıkarak gerçekten sürdürülebilir yaşam alanlarına geçmeliyiz. Tek alternatif daha agresif politikalar, daha radikal eylemler, daha yoğun ve etkili eylem biçimleridir. Radikal tepkiler gerektiren acil bir durumdayız.

İklim bizden daha hızlı değişiyor. Her dakika Amazon yağmur ormanlarının futbol sahası büyüklüğünde kaybediyoruz. Uzun süreli eğitim için zamanımız veya lüksümüz ya da çıkmaz yollara giden yozlaşmış kurumlardan geçecek ağır  bir yürüyüşe ayıracak vaktimiz yok. Hem toplum içinde, hem de hayvan özgürlüğü ve vegan hareketlerinde radikal bir değişim talep edilmektedir.

“Ilımlı” ya da “aşırı” siyasal konumlar mutlak kararlar değildir, aksine bağlamla ilgilidir. Gezegendeki tüm yaşamın tehdit altında olduğu küresel iklim krizi gibi durumlarda, bilimcilerin ezici çoğunluğunun derhal ve sert değişikliğin gerektiğini ilân ettiği bir zamanda, iklim değişikliğine karşı “ılımlı” yaklaşımlar aşırı bir tepkiye dönüşüyor – aşırı cehalet, İklim inkârcıları ve ılımlıları iklim krizini oluşturan baskın paradigmalara ve statükoya bağlı kalarak radikal bir yan gruba taşınmış oluyor böylece. Patolojik dünya görüşlerinin karşısında  yıkıcı bir sosyo-ekonomik sistemi reforme etme önerisi, tam bir delilik demek aslında. Buna karşılık, acil “radikal” veya “devrimci” değişiklik çağrıları makul ve ampirik gerçeklere tamamen uygundur.

Bu yüzden, Antroposen çağındaki konumlarımızı mevcut gerçekliklere göre ayarlayalım, ancak gezegende neler olduğunu inkar etmeden. Vegan olmanın yanı sıra, bir kişinin yapabileceği ikinci güçlü seçenek, direnişi genişletmek ve gezegensel adalet ve kurtuluş hareketinin bir parçası olmak için siyasi bir seçimde bulunmaktır. İlk olarak, veganlığın gıda adaleti, topluluğun güçlendirilmesi, sınıf, ırk ve sürdürülebilirlik gibi daha geniş sosyal konulara bağlı olması gerekir. İkincisi, veganizmden anti-türcülüğe doğru geniş bir değişim yaratmamız gerekiyor; bu da gerçek politik eylemi kolaylaştırıyor. Veganizm; kapitalist endüstriler, medya ve kültür tarafından çoktan seçildi ve metalaştırıldı, çünkü derin bir paradigma kayması yaratıyor veganizm. Veganlığın yaygınlaşması onu türler arası adalet ve politika alanından insan sağlığı ve bireysel tüketim alanlarına, ne tüketici ne de türcü kimliklerini zorlayan bir yaşam tarzı uygulamasına çeker. Tam aksine, anti-türcülük insanın üstünlüğüne saldırır ve odak noktası ya da noktalarını ürünlerden ve pazarlardan hayvan soykırımına ve politik mücadele ihtiyacına kaydırır. “Vejetaryenlik” den farklı olarak anti-türcülük aynı zamanda anti-kapitalizmdir. Bu nedenle, üçüncü olarak, iklim değişikliğinin acil ve sistemik sonuçlarına vurgu yaparak, anti-türcü karşıtı / hayvan özgürlüğü hareketini diğer sosyal ve çevresel hareketlerle birleştirmemiz gerekiyor. Odaktaki bu iki kat kayma, veganlığı evcilleşmiş, ısırmayan, apolitik bir tüketici kapitalizminden yeni bir topyekûn kurtuluş hareketinin hayati ayağına dönüştürüyor.

Değişim İşaretleri

Küresel olarak, geçen yıl Greta Thunberg’in ilham verici örneklerini ve öğrencinin grev hareketini, Yokoluş İsyanı hareketini ve ABD’de Sunrise Hareketini ve Yeni Bir Yeşil Anlaşma’ya doğru hareketlerini gördük. Hong Kong sokaklarında yaz ve sonbahar boyunca yaşanan protestolar

Hükümeti önerilen iade politikalarını askıya almaya zorlayan 2019, bize hangi güçlerin insanların baskıcı ve yozlaşmış hükümetlere karşı harekete geçebileceğini gösterdi. Aynısı Porto Riko’da da geçerlidir, Temmuz 2019’da kitlesel ayaklanmalar ülke valisinin istifasını zorladı. Irak’ta, Latin Amerika’da ve başka yerlerde 2019’da büyük salgınlar patlak verdi. Baskı güçleri değişiyor.

50’den fazla ülkede aktif olan Yokoluş İsyanı hareketinin görünürlük ve kararlılık düzeyi vegan ve hayvan özgürlüğü hareketine iyi hizmet edecektir. Hareketlerimizin, Yokoluş İsyanı kadar cesurca hareket etmemesi için hiçbir neden yoktur ve gerçekten de bunu yapmalıyız. Sormalıyız: neden sokaklarda veganlar ve hayvan hakları savunucularını bu kadar çok görmüyoruz? Ve neden hareketlerimiz, et, süt ürünleri ve yumurta endüstrisinden söz etmek dışında küresel iklim krizi konusunda kendini daha etkin olarak ortaya koymadı?

Vegan ve hayvan hakları hareketlerinin bugün mücadelenin ön saflarına taşınmasını ve fosil yakıt endüstrisine, hakim kapitalist ekonomik sisteme ve onu destekleyen siyasi kurumlara doğrudan bir saldırı başlatılmasını öneriyorum. Bu şekilde, iklim krizini ve bunun hayvanlar, biyolojik çeşitlilik, çevre ve gıda güvenliği üzerindeki etkilerini doğrudan ele alabiliriz. Hayvan hakları ve vegan bakış açıları, 21. yüzyılın siyasetinde gelişme, korunma ve ilerleme açısından çok önemlidir, zira iklim değişikliği elbette hayvanların acı çekmesini ve hayvanların birbirine bağlayan ipliklerini gizlemenin yanı sıra insan ve çevre konularına da odaklanacaktır. Bu kriz o kadar büyük ve karmaşık ki, müdahale ederek bakış açımızın önemini savunmalıyız.

Ancak bizim bakış açımız, iklim değişikliğine karşı direnç hareketi olan bu yeni “hareketlerin hareketi” nin ortaya çıkmasında zaten risk altında görünüyor. Farhana Tarmin gibi Yokoluş İsyanının önde gelen sesleri, güçlü bir çevre adaleti bileşenini yaklaşımına dahil eden (Kuzey ve Güney halkları arasında dayanışma köprüleri kurarken), çoğulcu bir mücadele modelini savunuyor, ama bunu yaparken türcülük karşıtlığını dışarıda bırakıyor. “İklim adaleti mücadelesi, aynı zamanda ırkçılık, cinsiyet, cinsel yönelim ve ekonomik eşitlik mücadelesidir” diyor, ama hayvan özgürlüğü ve anti türcülüğü bu mücadeleye dahil etmiyor. Doğaya egemen olan insanlar ile birbirine egemen olan insanlar arasındaki bağlantıyı kavrıyor, ancak insan olmayanlara hükmeden insanların yaşananlardaki önemini vurgulayamıyor. Şimdiye dek hayvanların kurtuluşuna dahil olmalarına rağmen, nesli tükenme ve kapsayıcı tükenme isyanının sosyal bir hareket olarak ne kadar sorgulandığı kesin. Hayvan özgürlüğünü bırakın, Yokoluş İsyanı’nın ne kadar çeşitlilik ve kapsayıcılık barındırdığı da tartışılır.

Bu yüzden, Haziran-Temmuz 2019’da bir “hayvan isyanı” hareketinin ortaya çıktığı cesaret verici bir işarettir. Ancak kuşkusuz tür karşıtlığı karşıtı olanların amacı, Yokoluş İsyanı hareketine katılmak ve taktiklerini şiddet içermeyen sivil itaatsizlik ve ekonomik alanlarda kullanmaktır. Hayvan haklarını sosyal-çevresel değişimin ön saflarına taşımayı ve diğer hareketlerle ittifaklar kurmayı da hedeflemektedir. Değişim için sosyal bir dönüşüm noktası yaratmaya ve yenilenebilir bir kültür inşa etmeye çalışıyorlar. Bu heyecan verici ve gelecek vaat eden bir gelişme ve zaman bu hareketin ne kadar etkili olacağını da gösterecek.

Elbette isyan yeterli değil ve daha geniş bir vizyona sahip olmayan sokak protestoları her zaman güdük kalabilir. Bunun yerine dönüşümün, pozitif, sömürücü ve egemen insanlığın zihniyetlerinde radikal bir paradigma değişimi de dahil olmak üzere, dünyadaki ekonomik, politik ve sosyal sistemlere doğru devrimci değişiklikler geçirmesi olmalı bizim hedeflerimiz.

Antroposen kavramı bize Dünya krizinin sistemik olduğunu ve dolayısıyla bizim de vizyonumuz ve politikamızın aynı şekilde sistemik olması gerektiğini söylüyor. Ekonomik sistemlerimizin büyümeye ve tüketime bağımlı olduğu açık, çünkü politik sistemlerimiz kapitalizme tabi ve toplumu yeniden kurmak için gerekli olan demokratik yapılar ve rasyonel karar verme süreçleri de var olan durumun tamamen zıddı. Gerçekten de, otoriterlik artıyor ve iklim krizi, demokratik mücadeleler ve kapsayıcı siyaset, yaklaşmakta olan felaketlerin en şiddetli biçimlerini önleyemediği sürece, yaşananlar demokrasinin ölümü demek olacak.

Sonuç: Topyekun Devrim

Dünya, “uygarlığı” boyunca insanların elde etmiş olduğu yabancılaşmış dünya görüşlerinin ve yaşam yollarının binlerce yıllık birikimini reddediyor. İklim değişikliği, son on bin yılda insan toplumlarını bilgilendiren birçok mitolojiyi bir kenara atıyor. Bu mitolojiler insanın doğadan ayrı olduğu, yeryüzünün ve yaşam formlarının insan kullanımı için var olduğu, insanların tüm gerçekliğin merkezinde durduğu ve insanın doğayı kendi amaçları için kontrol edip yönetebileceği antroposentrik bir yanılsama içerir. İlerleme efsanesi, aynı zamanda, modern teknolojiler ve küresel kapitalizmle birlikte, bu dünya görüşünün uygulanmasının açıkça gezegensel felakete yol açtığını ve toplumsal iyileşme, barış, mutluluk veya insanın “mükemmelliğini” önlediğini göstermektedir. Kapitalist sürdürülebilirlik mitini de buraya kolayca ekleyebiliriz. Kapitalizm, sınırsız büyümeye dayanan kanserli, yırtıcı, her şeyi yutan bir ekonomik sistemdir ve iklim krizine yönelik çözümler, üretim ve tüketim sektörlerinin genişlemesini değil, bu büyümelerin azalmasını, tersine dönmesini de içerir.

Çevresel ve biyolojik çeşitlilik krizleri, temel sosyal krizlerdedir. Bunlara sosyal dünyadaki derin sorunlardan kaynlanır, bunlara eko-kıyıcı kapitalist toplumlarda  karar verme süreçlerinin ve kaynakların  menfaat kaynaklı tahsis edilmesinin hiyerarşik kontrolü neden olur. Sosyal problemler olarak, bu krizler sosyal çözümler, yani adil, demokratik ve sürdürülebilir toplumlar yaratan radikal politik değişim gerektirir. Bugün “doğal felaketler” dediğimiz şey, küresel acil durumun çözümü için ele alınması gereken köklü sosyal felaketlerdir.

  1. yüzyılda yokoluşun sona ermesi ve iklim krizlerinin üstesinden gelmek için gerekli olan devrimci değişime topyekun devrim adını verdim. Topyekun devrim, tüm sistemlerde radikal bir değişim ve dünya görüşlerimizde, değerlerimizde ve yaşam tarzlarımızda bütün bir paradigma değişimi gerektirir. Antroposen Çağında gittikçe daha açık bir şekilde görüldüğü gibi, insan, hayvan ve Dünya özgürlüğü hareketleri birbirinden ayrı düşünülemez. Hepsi için mücadele etmeden biri için mücadele etmek imkansızdır. Örneğin küresel et ve süt kompleksi, çeşitli seviyelerde çevresel bozulmaya ve iklim değişikliğine katkıda bulunur; bu da insan toplumu, güvenlik ve sağlık üzerinde feci sonuçlar doğurur. Et üretimi, biyoçeşitliliğin ortadan kaldırılmasına yol açtığı için, ısı, kuraklık, su baskını, zorla göç ve hastalıkların neden olduğu acılara doğrudan etkide bulunur.

Sorunlar birbiriyle ilişkiliyse, çözümler de vardır ve hiçbir hümanist sosyal-çevresel yaklaşım, insan hiyerarşileri ve patolojilerinin eski köklerine hitap edemez. İnsan özgürlüğü ve çevresel sürdürülebilirlik projesi, türcülük karşıtı ve hayvan özgürlüğüne eşit bir önem vermeden başarısız olacaktır. Ve bu bağlantıları kurmak için hepimiz ekolojiyi kendi politik amaçları için uygun kılan faşizmin Yükselişiyle ve Sağ’la mücadele etmeliyiz.

Şimdi insanlık tarihindeki en büyük meydan okumayla karşı karşıyayız ve fosil yakıt bağımlılığı, kapitalist tahakküm ve yırtıcı insanlığın öldürücü kavrayışından kurtulmak olmak için çok az zamanımız var. Sıfır toplumlar oluşturmak için otuz yılımız var ve belki de gerekli siyasi ittifakları, uluslararası anlaşmaları ve kitle hareketlerini desteklemek için sadece bir on yıl. Oysa dünyanın dört bir yanında ittifaklar çözülüyor, uluslar yabancı düşmanlığı ideolojileri tarafından korunan ayrımcı üslere çekiliyor ve dünya kendini kuzeye ve güneye ayıran bir iklim sistemine doğru yaklaşıyor.

Fosil yakıt enerjisi ve küresel tarım sektörüne yeni enerji ve gıda üretim sistemleri lehine son vermeliyiz. Ekosistemleri onarmak ve vahşi yaşam popülasyonlarını restore etmek için insan nüfusunu ve tüketimini radikal bir şekilde azaltmamız gerekiyor. Yeni etik değerlere, yeni değerlere, yeni dünya görüşlerine ve tamamen yeni bir sosyo-ekonomik sisteme ihtiyacımız var.

Kuşkusuz, bir tür olarak bu zorluğun üstesinden geldiğimize dair hiçbir garanti yok ve bu nedenle kâbus dolu bir totaliter kapitalizm dünyasında ve yıkıntıya dönüşmüş bir dünyada bulabiliriz kendimizi. Yapabileceğimiz her şeyin çok az, çok geç olabileceği ve sosyal ve ekolojik sistemlerin yıkıcı bir çöküşü olabileceği ihtimaliyle yüzleşmeliyiz. İklim değişikliği inanılmaz derecede hızlı bir şekilde gerçekleşiyor ve bilim insanlarını bile şok ediyor. Dünyadaki yaşama yönelik tehdidin büyüklüğünü, zayıf cevabımızla karşılaştırmak insanı afallatıyor. Hem gereken değişimin büyüklüğünü hem de bunu gerçekleştirmek için çok az zaman kaldığını kavramak zorundayız. Sadece gezegenin ölümüyle karşı karşıya değiliz- çünkü dünya evrim geçirmeye ve yeni şekiller almaya devam edecek, ama bizler uygarlığın ve biyolojik çeşitliliğin ölümüyle karşı karşıyayız. Yine de farkındalık ve direniş biçimlerinin artması ve küresel ısınmanın azar azar kesintiye uğraması sonucu umut etmeye değeceğine dair işaretler var. Kararlı bir azınlığın şikayetçi çoğunluktan daha güçlü olduğunu biliyoruz. Güç, baskı ve aksamaların değişim getirdiğini biliyoruz. Antroposen ve iklim krizinin bu yeni aşamasında siyasetimizi yeniden mücadelenin ön saflarında haklı yerimizi almak için harekete geçelim.

Çev. Cem ve google çeviri:)

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.