“Sonsuz Treblinka”

Eternal Treblinka: the book

Robert Cohen

Aşağıdaki yazı Robert Cohen’in ‘ Sonsuz Treblinka’ kitabı üzerine10 sene önce yazdığı yazıdır:

“Sevgili arkadaşlar, Newark, Newy Jersey’den Portland , Oregon’a uçak yolculuğumuz altı saat sürdü.

Uçakta “Eternal Treblinka” adında sıradışı bir kitap okudum. Yazarı Charles Patterson her yıl insanlar tüketsin diye yetiştirilen on milyar çiftlik hayvanının hayatını ve  ölümünü Hitler’in Nihai Çözümü haline gelen altı milyon Yahudi’nin çektiği acılarla bir tutuyor kitabında. “Eternal Treblinka” 2001 yılı Eylül ayında piyasada olacak. Bu kitap bugüne dek inceleme fırsatı bulduğum en iyi biçimde yazılmış ve araştırılmış hayvan hakları kitaplarından biri.

Auschwitz ve Dachau’daki mezbahalara nakledilirken yük vagonlarına sıkış tıkış doldurulan Yahudilerle  ilgili okuduğum şeyler aklımdaydı, ben de 21. yüzyılda insanın diğer yaşayan canlılara yönelik vicdansızlığının tanığı oldum. İşkence gören akrabalarımızın. Hayvan soykırımının.

Geçen Perşembe sabahı Portland’dan St. Helens Dağına, Washington’a kadar gittim arabayla. Portland’daki  Çiğ Yiyecek Festivali’ne katılıyordum, bu arada vereceğim sunular arasında bir kaç saatliğine de olsa Amerika’nın en büyük doğal volkanik felaketinin görüntülerine bakmak  için zamanım vardı (St Helens Dağı’nda 1980’de meydana gelen volkanik patlamada 57 kişi ölmüştü). Bu sıcak yaz günü  Portland’ı Vancouver’dan ayıran Columbia Nehrini birleştiren köprü üzerinden geçtim. Arabamın hemen yanında  10 metre kadar yükseklikte bir kamyon geçiyordu, gümüş rengi kamyonun kenarlarında delikler vardı, içerisi görünebiliyordu.

Kamyonun içinde süt sığırları vardı. Sıkı sıkı bir araya getirilmişlerdi- uzanacak yerleri yoktu. İnekler insanın amaçlarına hizmet etmişlerdi. Her birisi kısacık ömrü boyunca stresle yaşamıştı, öncelikle anından kendisinden koparılan bir yavruları olmuştu, ardından memelerini acı çekmelerine sebep olacak şekilde şişirmesi için hormon verilmişti onlara, bunun üstüne bir de kemiklerindeki kalsiyum alınmıştı, böylece  her gün okuldaki çocuklar içsin diye 100 adet şişe süt üretmeleri gerekecekti. Ataları ise sadece dört adet şişe dolduracak kadar üretiyordu doğalarına uygun olarak.

Gözlerinin içine sadece bir anlığına baktığım inek süt üreticiliği yapan adamın nihai çözümünden başka bir şey olmayan şeyi yaşamak adına yüzlerce ve binlerce kilometre yol giderek acı çekecekti. Dün 10 bin kardeşi tarafından da paylaşılan şiddet dolu bir ölümle öldü. Bugün aynı kaderi 10 bin diğer inekle beraber sizin ve benim  çocuklarımızın bu tür bir davranışa maruz kalmak için hiç birşey yapmamış olan canlıların kaderi haline getirilmiş dehşetten hiç bir haberi olmadan huzur içinde uyuduğu çevrelerden ve otobanlardan geçerek yaşayacaklar. Yarın gene aynısı olacak, öteki günü gene aynısı. Sonsuz kıyım. Sonsuz Treblinka.

Et yiyenler başlarını diğer yöne çevirip bu tür dehşet verici gerçeklerin var olabileceğini reddederken bir soykırım yaşanıyor.  Buchenwald ve Treblinka’ya kamyonlarla nakledilenlerin kaderini bilen Alman ve Polonyalı insanlar çiftlik hayvanlarına ne olduğu gerçeğini bilip kavrayan insanlara kıyasla daha az ahlâklı veya daha az mı suçluydular?

Kamyonu bir müddet takip ettim, sonra kamyon sola döndü ve ben de diğer yöne doğru yol aldım. Sonra ana yola çıktım, kamyon ise yan yola saptı. İneğin bakışı sonsuza dek aklımdan çıkmayacak. Onun vücudu fast food mağazalarından birisi için et kaynağı olacak. Anüsü ve yanakları, kolları ve bacakları, arkası ve memeleri insanlar nasıl istiyorlarsa o şekilde yiyebilsinler diye servis edilecek. Bugünkü kıyım sonucunda 20 milyon insan beslenecek, yıl sonunda 7 milyar çocuk menüsü servis edilmiş olacak.

Mezbahayı hissediyorum. Çığlıkları duyuyorum, onların korkularını biliyorum.  Teri, kanın kokusunu alıyorum, çektikleri acıyı çekiyorum. Mezbahalara götürülen çiftlik hayvanlarının can acısını ve stresini içimde duyuyorum. Bir zamanlar bu hayvanların otladığı yeşil tarlaları ve mezbahalarda sıcak ve yapışkan kanın aktığı ve ruhumuzu lekeleyen o metalik ve soğuk betonu gözümde canlandırıyorum. Şok tabancasının kafaya nişan aldığını hayal ediyorum. Kesilmiş boyun damarının aşağı yukarı sallanışı. Kendi kanında boğulan hayvan ve  kesilmekten duyduğu acının korkusuyla tekme atan hayvanın bacaklarını bir çırpıda kesen adam. Hiç bir canlının haketmediği bir ölümün son on beş saniyesi. Eti yiyen ve her bir ısırığın nereden geldiğini düşünmeye cesaret etmeyen adamın kendini beğenmişliği.

Nobel ödülü kazanmış olan yazar Isaac Bashevis Singer bir zamanlar bir adamın yeni kaybettiği evcil faresi için hissettiklerini şöyle yazmıştı:

Onlar ne biliyor ki-bütün bu akademisyenler, bütün bu düşünürler, dünyanın bütün liderleri- ne biliyorlar ki senin hakkında? Onlar  bütün türlerin en haini olan insanın yaratılış tacını giydiğine ikna etmişler kendilerini. Diğer bütün canlılar sadece işkence görsünler, yiyecek olsun,giysi olsunlar, sonunda yok edilsinler diye yaratılmışlar onlara göre. Hayvanlar için  bütün insanlar bir Nazi; hayvanlar için bu, sonsuz Treblinka’dan başka bir şey değil”

Dört sene önce et yemeyi bıraktım. Kızlarımın insanın nihai çözümüyle iğne yapılarak öldürüleceği bir barınaktan kurtardıkları köpeğime bakıyorum. Onu sevmeye başladım. Adı Tykee, yani talih tanrıçası. Acaba Tykee annesinden koparılarak yok edileceği yere götürülen o danadan ya da kuzudan farklı mı? Ailemi ziyaret ettiğimde beni tanıyıp merhaba diyen Amazon papağanına bakıyorum. Yeşil tüyleri olan kuş beyaz tüyleri olan tavuktan ciddi anlamda farklı mı?

Onlar da acı çekmiyor mu, onlar yaşama hakkını hak etmiyor mu? Onları yiyemem. Bir zamanlar onların soykırımının bir parçasıydım ama artık onların çektiği acının sebebi olamam. Gözlerimin ve bilincimin ötelerinde meydana gelen dehşetin sorumluluğunu bir zamanlar reddediyordum. Onların vücutları daha küçük parçalar haline getiriliyordu, kızartılıyordu, kaynatılıyordu, fırına veriliyordu.

Artık suçlu olduğumu kabul ettiğim o aynı kendini beğenmişlik suçu! Peki ya cezam? Kamu hizmeti. Et yiyenlere gerçeği açıklıyorum, bazıları bana sırtını dönüyor. Gözlerini kapıyor. Kulaklarını tıkıyor. Kim gerçekle ve ölümün gerçekliğiyle yüzleşmek ister? St. Helens dağına vardığımda tek tek bütün yazıları okudum, hem ironik hem de kahramanca olan performansları not aldım. Bir zamanlar kuşları sessiz kılıp derelerde balıkları haşlayarak öldüren o günü düşünüyorum. Jeolojik zamanın bir göz kırpışı ile topraklardaki o yeşil rengin silinişi, çam ağaçlarının dağılışı ve ağaçların çıplak tepelerde kibrit çöpleri gibi kalışı. Yüzlerce bilim adamının orada yaşayan insanların evlerini terketmeleri ve meydana gelmesi kesin bir gerçekle yüzleşmeleri için gönderdikleri sismografları ve uyarıları inceledim.

Harry R. Truman adında bir adamın küstahlığı karşısında şaşkına düştüm, bu adam  yakında Hiroşima’ya atılan  bombanın 27 bin katı büyüklüğünde bir güçle patlayacak bir dağın altındaki gölün yanında, bir kabinde tek başına yaşıyordu.

O dağdan ayrılmaktan vazgeçen bir adam. Diğer insanlar tarafından paylaşılan bir gerçeği reddeden bir adam. Ölümün gözlerinin içine bakıp insanın kaderine saygı duymayı reddeden küstah bir adam. Onun hislerinin son anlarını hayal etmeye çalışıyorum. Aynı anda bir köprü üzerinden geçip giden kamyondaki o ineğin yüzü geliyor gözlerimin önüne.”

 

Çev.: Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.