Daha Çok, Bizim Gibi

17.yy filozofu Descartes hayvan hakları tarihinde kötü bir şöhrete sahiptir. Kısaca söylemek gerekirse, Descartes beyinleri olmadığı  için hayvanların gerçek anlamda acı ve ızdırap yaşayamayacaklarını öne sürmüştür. Pratikte ise Descartes’ın teorisi yüzyıllar boyunca hayvanlara yönelik davranışlarımıza (özellikle de laboratuarlardaki davranışlarımıza) yön verdi.

Hayvanların  durumu, Immanuel Kant’ın etkisiyle biraz düzeldi (akıl sahibi olmayan hayvanlar her ne kadar bir amaç değil bir araç olsalar da birbirimize yönelik iyi davranışlar elde etmek adına onlara gene de iyi davranmalıyız, diyordu Kant). Ancak 1966 yılında devlet Hayvan Refahı Yasası’yla hayvanların acısını kabul etti; yani, hayvanların bir robot olmadığını, elektrik akımlarından ve bistürilerden bir şekilde (az da olsa) korunması gerektiğini kabul etti. Ama sürekli yenilenen bilgiler (bu durumda hayvan zekâsına dair elde edilen yeni bilgiler) insan-hayvan ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor.

Bilim (etolojik ve bilişsel çalışmalar), doğası gereği bastırılamaz ve bu yüzden de hayvan zihnine dair yeni içgörüler geliştirerek (onlarla bizler arasındaki) bariyerleri yıkmaya devam edecek. Bugüne dek yalnızca homo sapiens’e özgü sandığımız kapasiteler ve derinlikler, tür spektrumu boyunca gün yüzüne  çıkarılmaya devam ediyor. Ve yalnızca bile isteye cahil kalanlar, o karanlık geçmişe gömülü kalanlar görmezden gelmeyi seçiyorlar.

Şempanzelerle ilgili son iki çalışma ise yerinden oynatmamız mümkün olan bu skalanın iyi bir örneğini veriyor bize. Öncelikle St. Andrews’tan  araştırmacılar vahşi şempanzelerde var olan 66 farklı iletişim jestini tanımlandılar, böylece önceki bulgular ikiye katlanmış oldu. Buna ek olarak; bu araştırmacılar bu jestlerin sadece bir grup içerisinde öğrenilmiş davranışlar değil, türe yaygın davranışlar olduğuna inanıyor. Kyoto Üniversitesi’nde yapılan ikinci araştırmada ise araştırmacılar şempanzelerin (ayna testi’nden ayrı olarak) kesin bir benlik duygusuna sahip olduğunu keşfettiler. Bir bilgisayar oyunu kullanarak bilim adamlar şempanzelerin iki imleçten hangisini kontrol edebildiğini ve ardından da onu tanıyıp tanımadıkları konusunda karar verme yetenekleri olup olmadığını test ettiler. Şempanzeler bunları yapabildiler. Çalışma, şempanzelerin ve insanlar temel bilişsel süreçleri paylaştığını ortaya koyuyor;  bu durumun hem şempanzelerin hem de insanların bağımsız bir özne duygusuna sahip olduğunu gösteriyor.

İnsanın ilk kuzeni olan şempanzeye sempati duymak çok kolay. Onların acılarını umursuyoruz; çünkü aramızdaki benzerlikler rahatsız edici. Ama filozof Jeremy Bentham’ın sözleriyle söylemek gerekirse “o aşılamaz çizgiyi aşacak olan nedir?” Küçümsenmiş zekâları mı (domuzlar), farkındalık mı (filler, yunuslar), karmaşık sosyal düzenler ve aile ilişkileri mi (tavuklar, hindiler), inkâr edilemez bir anne-yavru ilişkisi mi (keçiler), yoksa geniş bir duygusal çembere sahip ayrıksı kişilikler mi (evcil hayvanlarımız)?

Hayır, bunların hiç biri değil. Bentham şöyle sordu sadece, “ acı çekiyorlar mı?”

Acı çekmek söz konusu olduğunda, bütün his ve duyarlık sahibi hayvanlar bizim kuzenlerimizdir. Ve kuzenlerimiz olarak onlar dünyamızda yeni bir yeri hak ediyorlar; bir araç olarak değil, kendi amaçlarına sahip canlılar olarak.

http://albanyanimalrights.com/2011/05/17/more-like-us/

Çev: Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.