Neden Bir Çok Vejetaryen Yeniden Et Yemeye Başlıyor?

Dr. Hal Herzog

Belki Güneyli bir Baptist olarak yetiştirildiğimden, dinden dönenler hep beni cezbetmiştir, bu yüzden neden çok sayıda vejetaryenin tamamen bitki temelli beslenme biçimlerini bıraktığını öğrenmeye karar verdim. Eski vejetaryenlerin motivasyonlarını incelemek için  Morgan Childers ve ben bir websitesi kurduk. Buraya bir survey ekledim, konu elbette yemek yemekti. Ardından, beslenme, sağlık, hayvanların maruz bırakıldığı davranışlarla  ilgili sitelerde eski vejetaryenlere çağrıda bulunduk.

Sonraki on gün içerisinde eskiden vejetaryen olan 77 kişi surveyimizi doldurdu. Genel olarak vejetaryenler için geçerli olduğu gibi, katılımcıların da çoğu kadındı. Ortalama yaşları 28’ti ve  gene ortalama olarak hayvan yemeye başlamadan önce en az 9 sene vejetaryen olarak yaşamışlardı. Katılımcılardan öncelikle neden et yemeyi bıraktıklarını, ana sebeplerin neler olduğunu, ardından da neden sebze tüketmeye dayalı beslenme biçimlerini neden bırakmaya karar verdiklerini açıklamalarını istedik. Katılımcıların ayrıca yemek yeme alışkanlıklarıyla  ilgili sebeplerini uzun uzun anlatma fırsatı da vardı.

Neden Et Yemekten Vazgeçtiler?

Diğer araştırmacıların da vejertayenler hakkında altını çizdiği gibi, katılımcılarımız temelde et yemeyi bir çok sebepten dolayı bırakmıştı. İncelememizdeki ortak sebepler şöyleydi:

–          Hayvanların maruz kaldığı davranış biçimleri % 57

–          Sağlık sebepleri  %15

–          Çevresel sebepler % 15

Daha az sayıda katılımcı ise et yeme sebebi olarak hayvan etinin tadını sevmemelerini ya da arkadaş, eş vb.lerden gelen sosyal baskı gerekçelerini gösterdi.

Eski Vejetaryenler Neden Yeniden Et Yemeye Başladılar?

Eskiden vejetaryen olan insanların hepoburluğa dönme sebeplerini beş kategoriye ayırıyoruz:

1-      Sağlığın Bozulması

Jeffrey Masson, “The Face On Your Plate: The Truth About Food” adlı kitabında tamamen bitki  temelli bir beslenme biçimine geçmenin sağlık için ne kadar faydalı olduğunu uzun uzun anlatıyor. “68 yaşında senelerdir vegan olarak yaşayan birisi olarak asla daha sağlıklı olmadığımı söyleyebilirim. 30 yaşıma kıyasla daha hafifim; 40 yaşımda olduğumdan daha güçlüyüm; 50 yaşımda daha az grip oluyor ve daha küçük hastalıklar yaşıyorum” diyor. Masson et  içermeyen bir beslenme tarzıyla yaşayarak daha sağlıklı olmuş olabilir; ama bu durumun bütün vejetaryenler için geçerli olduğunu ne yazık ki söyleyemeyiz. Aslında katılımcılarımızın % 35’i tekrar et yemeye başlamalarına sebep olan en etkili gerekçenin sağlıklarının bozulması olduğunu söylüyor. Örneğin ,bir katılımcı şöyle yazıyor, “ çok hastaydım, çok zayıftım. PETA’nın söylediği şekilde bir çok çeşitli yiyecek tüketsem bile kendimi berbat hissediyordum”. Bir diğer katılımcı şöyle yazıyor, “ doktorum iyileşmediğim için bir çeşit et tüketmem gerektiğini söylüyordu. Bence tavuk ya da et yememin ikiyüzlülük olduğunu düşündüm; çünkü onlar da inek ya da domuz gibi hayvan. Bu yüzden hiç et yemezken her türden et yemeye başladım.” En kısa ve öz cevapsa şuydu: “anemi söz konusu olduğu zaman her seferinde ölü bir  ineği  tercih ederim”.

  2-      İnsanların Rahatsız Etmesi ve Sosyal Stigmalar:

 

Eskiden vejetaryen olanların dörtte biri ise sıkı şekilde bağlı oldukları vejetaryenizm sebebiyle yaşadıkları münakaşalardan söz ediyor. Ayrıca  kendi yerel süpermarketlerinde uygun bir fiyatla yüksek kalitede organik sebze/meyve bulamamaktan şikayet ediyorlardı. Diğerleri ise et içermeyen yemekler hazırlamanın çok zaman aldığından şikayet ediyordu. Bazısı ise bu tür bir hayat tarzı yaşamaktan yorulduklarını söylüyordu.

Katılımcılarımızın % 15’i tarafından işaret edilen bir diğer sebep ise vejetaryenizmin sosyal hayatlarında ödettiği bedeldi. Vejetaryenizmin ve ahlâki veganizmin günden güne hayatınızı ne dereceye kadar mahvedebileceği ise New York Times gazetesinde filozof Gary Steiner tarafından “Hayvan, Sebze, Perişan” adında bir yazıyla ifade edilmişti

3-      Karşı Konulamaz Dürtüler

Katılımcılarımız arasında her beş kişiden biri pişmiş et yemeye karşı dayanılmaz bir arzu duyuyordu. Bu durum uzun vadeli vejetaryenler arasında da söz konusuydu. Katılımcılar proteine olan ihtiyaçlarından ya da  pastırma kokusunun onları nasıl çıldırttığından bahsediyordu. Mesela biri şöyle yazıyordu, “ daima aç hissediyordum kendimi ve et yiyene dek de açlığımın bitmeyeceğini hissediyordum” Bir diğeri ise ete dönüşünü matematik terimleriyle açıklıyordu:

Açlıktan ölen üniversite öğrencisi + eve dönünce aileyle geçirilen ilk gece + mutfakta bekleyen 50 adet kadar bufalo wings = teslimiyet

4-      Ahlâki Düşüncelerde Değişmeler

Katılımcıların neredeyse yarısı  etten etik sebeplerle vazgeçmişti. Ancak  eski vejetaryenlerden sadece iki kişi  yeniden et tüketmeye hayvan öldürmenin ahlâki yanıyla ilgili görüşlerini değiştirdikleri için başladıklarını söyledi. Aslında eski vejetaryenlerin çoğu hayvan korumacılığı ve hayvan eti yemekle ilgili etik meselelerle hâlâ  ilgiliydi. Katılımcıların et yemekten vazgeçmeleri şu anda et tüketimlerinin bulunduğu seviyeye gerçekten etkilemiş bulunuyor. Sosyal sebeplerle et yemekten vazgeçen bireyler etik ya da çevre sebebiyle et yemekten vazgeçen bireylere kıyasla daha çok  ve daha sık et yiyor.

Bitiş Çizgisi

Çoğu insan için etin çekiciliği güçlü birşeydir- çoğu kez karşı konulamaz. Bu ise sırf tatları güzel olduğu için hayvanları öldürmeyi meşrulaştırıcı bir şey değil. Düşünürler haklı olarak  hepimizi natüralistik hatalar işlemeye karşı uyarıyor, bir davranış sadece “doğal” olduğu için aynı zaman da etiktir diyemeyiz. Aslında diğer hayvanları yemeye karşı ortaya konan itirazlar güçlü ahlâki, çevresel ve sağlıksal sebeplere dayanıyor. Peki o zaman çoğu vejetaryen neden hayvan eti yeme arzusuna yenik düşüyor? Et yemek yoksa genlerimizde mi var? Bu soruyu ileride inceleyeceğim.

-kısaltılmış metin-

Dr. Steve Best’in “Neden Birçok Vejetaryen yeniden Et Yemeye Başlıyor?” yazısı ile  ilgili  yorumu.

 

Hayvanlar olarak içimize konulmuş, acıma hisleri taşıyan içgüdülerimiz var, işte ahlâkımızın kökeninde yatan şey bu. Ama bu sinyaller hem zayıflar hem de bir çok insanda egoizm tarafından yok ediliyor. Tür ayrımcılığı ise bir çok insanın beynini çok etkili bir tarzda yıkayabilir. Bazı insanların neden hayvanların çektiği acılara empati duyduğunu diğer insanların neden empati yaşamadığını açıklayan milyonlarca neden var. Birbiriyle çelişen dürtülerimiz, içgüdülerimiz, arzularımız vb  var, bunlar toplumsallaşma yoluyla manipüle edilebilirler; sömürücüler hayvanlardan para kazandığı gerçeği ise bu duruma karşı ortaya konan bütün rasyonel ve moral mesajların hedefe ulaşmasını imkânsız hâle getiriyor. Ancak insan tarihi şiddetle dolu, ruhlarımızın her yanına yayılmış, ve toplumumuz bu şiddeti bir çok yönden destekliyor.

 

“İnsanlar yanlış olan şeyi bilmedikleri için doğru olan şeyi yapmazlar” şeklindeki Sokratçı rasyonalist mit, hayvansal dürtülere, içgüdülere, id’e ve insan hayatındaki irrasyonel/bilinçaltı güçlere dair Nietzsche ve Freud soslu bakışlar üzerinden kendini devam ettiriyor ve bir yandan da bu harekete eğitimin ve ahlâki yaklaşımların ikna edici gücünü çok abartarak  yol göstermeye devam ediyor. Bu hareketin epistemolojik temeli sonuçları açısından çok demode, nesli tükenmiş ve felaketlere yol açıcı niteliktedir.

Peki bu içgörüler ne zaman bu  hareketin eğitim kısmına kendini somut şekilde ekleyecek? Oysa hareket hem zayıf, hem yanlış, hem de rasyonalist mitlere dogmatik itimadı açısından da yok gibi bir şey. İnsan doğasına dair gerçek bir epistemoloji ve kuram, işe yarayacakları bir  noktaya dek eğitimsel stratejilere neden dahil edilmiyor? İşte ALF’in varolma sebeplerinden birisi bu. Devletin çürüdüğünü, hayvanlara ya da topluma yasal ve barışçıl yollarla adalet getiremeyeceğini, insan doğasının derinlemesine irrasyonel ve şiddet dolu olduğunu biliyoruz;  Hitler’e, faşizme, sistem şiddetine  Gandi’nin yazdığı türden “Sevgili Hitler” diye başlayan mektuplar yazarak tepki veremeyiz.  Bu ya da şu şekilde ortaya konan baskı ve zorlamalar sayesinde modern toplumda moral ve sosyal ilerlemeler meydana gelmiştir, ister sivil itaatsizlik, ister kitlesel protesto yürüyüşleri isterse sabotaj şeklinde olsun, hep bu şekilde olmuştur. Tekrar ediyorum: vegan/hayvan hakları savunuculuğu hareketleri insan doğası, sosyal değişim dinamiklerine dair modası geçmiş ve yanlış savlara ve yanlış/modası geçmiş epistemoloji modellerine dayanıyor; bu hataları düzeltip paradigmalarımızı değiştirmedikçe  asla etkili taktikler geliştiremeyecek, hayata ve doğaya karşı yürütülen total savaşta, sürekli büyüyen Hayvan Soykırımı Endüstrisi’ni durdurma savaşında toprak kaybetmeye devam edeceğiz.

Burada altı çizilmesi gereken 2 nokta var: 1- bu kadar çok aktivimizmin boşunalığı 2- insan davranışının rasyonel modelinin yanlışlığı. Bu iki nokta  ALF taktiklerinin geçerliliğini gösterip bu taktiklere  ihtiyacımız olduğunun altını çiziyor; çünkü tutsaklar alınmalı ve teslim edilmemeliler. Elbette ALF ve ELF iklim değişikliği, kapitalizm, türlerin yokoluşu, nüfus artışı ve Çin, Hindistan ve diğer ülkelerin modernizasyonu (karnizme yönelik yığınsal bir kayma da burada söz konusu) gibi giderek büyüyen bir yıkımla başa çıkamaz. Bu yüzden şunları da eklemek gerek: 3- bu hareketin bütün felsefi temeli yeniden düşünülmeli, ve aşağıdan yukarı yeniden formüle edilmeli, 4- odak noktamız ittifak politikaları ve sistemik, küresel, devrimci değişimler olmalı; çünkü sadece insanların düşünme biçimini dönüştürmemiz yeterli değil, toplumsal kurumları da dönüştürmek zorundayız. Bu dünyanın gereksindiği devrimci değişimin derinliği ve ölçüsünü yeterince belirtemeyebilirim, hareketimizin ya da genel olarak türümüzün bu meydan okumaya cevap verebileceği gibi bir anlam çıkarılmamalı bu sözlerden; çünkü gezegen çapında yaşanacak felaket  ya da  iklim değişikliğine müdahale edemeden zamanımız tükeniyor. Karamsarlık mı? Hayır, gerçekçilik: bilimsel gerçek.

HSUS’a, Wolfgang Pcuk’a, Whole Foods’a ve Hayvan Soykırımı Endüstrisi’yle işbirliği yapan diğer şirket ve organizasyonlara büyük bir teşekkür etmek gerekiyor, böylece bu gerilemeyi bir çok insan için son derece kolaylaştırmış oluyorlar. Bütün bu sinsi güçler arasında, Michael Pollen, Lierre Keith, Peter Singer, Vegan Outreach, John Robbins ve Allah bilir daha hangi satılmışlar veganizmin insanlardan istenemeyecek kadar büyük bir fedakârlık olduğunu vaaz ediyor insanlara, işte vejetaryenlikten gerilemenin sebebi bu. Veganizm hiçbir hayat kurtarmaz (devlet yardımının elde edildiği bizim gibi ülkelerde nüfusun %1’den azı vegan), işte bu yüzden iyimser olmak için gerçekten halüsinasyon görüyor olmanız lâzım ( ama bu etik ve ekolojik gemiye atlayan neşeli aptallar grubuna dahil olmamızı gerektirmez). Benim öngörüm şöyle: 2050 yılına dek dünya nüfusu 9 milyarı aşıp Çin’in et tüketimi ikiye katlandığında (şu anda Çin’de orta sınıf 300 milyon nüfusa sahip, yani ABD’deki nüfusa neredeyse eşit), işte dünya o zaman vegan olacak- ama hareketimiz bir şey başardı diye değil, yiyecek ve toprak sıkıntısından, susuzluktan, kaynak savaşlarından,  on milyonlarca çevre  mültecisinden, denizlerdeki  bütün balıkların tükenmesinden vb. dolayı böyle olacak . Şu andaki ve olasılıkla gelecekteki gerçek bu, bunun dışındaki herşey bir sanrı. Ben vegan olarak yaşayacağım, vegan  ve hayvanözgürlüğü/total özgürlük dünyası için mücadele edeceğim, ilüzyonlardan uzak bir şekilde. Homo rapiens’ten umudum kalmadı, bizler başarısız bir türüz, ben sadece hayvanların, biyoçeşitliliğin ve dünyanın geleceği için mücadele ediyorum, bu can çekişen dünya bizler olmadan iyileşebilene ve yeniden hayat dolana dek ne kurtarabilirsek kârdır.

Çev.Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.