Bütün Dini Liderlere Bir Çağrı: MERHAMETİN ANLAMI

Ruth Eisenbud

Aşağıdaki mektup, sözde bir insan ihtiyacı uğruna hayvanlara zarar verilmesine/hayvanların katledilmesine izin veren bir inancın erdemini sorgulamaları gayretiyle bir merhamet/şefkat modeli olarak insan hakimiyetini savunan dini liderlere gönderiliyor.

MERHAMETİN ANLAMI:

Yahudi/Hristiyan/İslam Geleneğinin Saygıdeğer Liderleri:

Size bu mektubu insanlara faydası olsun diye hayvanların zarar görmesi ve öldürülmesini onaylayan dini görüşlerin ahlâkiliğini yeniden gözden geçirmeniz, böylesi bir görüşün insan olmaya yakışmadığını düşünmeniz ümidiyle yazıyorum. Bu geleneklere göre insan yaşamına son vermek bir günah, hayvan öldürmek günah değil.

Yahudi/Hristiyan/İslam gelenekleri hayvan yaşamına insan ihtiyaçları doğrultusunda değer veriyor ve İHTİYAÇ adına hayvanlara zarar vermeyi/hayvan öldürmeyi onaylıyor, buna izin veriyor. Bu, kendi çıkarlarına hizmet eden, arkaik algılara dayalı, semantik bir öncüldür; sözde şefkat ve merhamet iddiasında bulunurken hayvan yaşamlarını ihlâl etmek üzere dizayn edilmiştir. Bu türden akıl yürütme biçimleri, binlerce yıl boyunca hayvanları sömürmek, hayvanları egemenlik altına alıp istismar etmek amacıyla kullanıldı.

Ne mutlu ki; şefkat öğretmek için elimizdeki tek din modeli bu değil. Aşağıdaki sözler Hindistan’ın Jain dinine ait kutsal bir metinden:

 “Ölüm için yaklaşılamayacak hiç bir şey yoktur. Bütün canlılar yaşamayı sever, acıdan nefret eder, keyif almaktan hoşlanır, yıkımdan kaçınır, yaşamı sever ve yaşamayı arzular. Hayat herkes için kıymetlidir”.

–Jain Acharanga Sutra

Bu sözler bütün canlıların yaşamlarının kutsal olduğu ve bir hayvanın hayatının da içsel bir değeri olduğu ve bu değerin hayvan için ne gibi bir anlamı olduğu ile ölçüldüğü bir inancın yansıması.

Bu inanca ahimsa-(zarar verme) deniyor; ahimsa, Jain dininin en temel ilkesi. Bu gelenekte  hiçbir canlıya zarar verilmemeye çalışılıyor, mümkün olan bütün koşullarda bu zarar minimum düzeye indirgenmeye çalışılıyor, hayvanlara zarar vermek ihtiyaç olarak değil gereksiz görülüyor. Jain metinleri bir diğer canlıya zarar vermenin ciddi bir hak ihlâli olduğu belirtiliyor:

 “Hayvanlara zarar veren bir insan günahı anlamamış ya da günahtan vazgeçmemiş demektir”

–Jain Sutra

Kişisel olarak gözlemledikten ve araştırmalardaki kanıtları inceledikten sonra hayvanların acı çekme kapasitesine ve tecrübesine sahip olduğu sonucuna varan bizler için artık hayvanların insanlar faydalansın diye  zarar görebileceği ve hatta öldürülebileceğini söylemenin savunulacak hiç bir tarafı kalmadı. Bir çok hayvanda neşe, keyif, korku, öfke, kıskançlık ve hatta hırs gibi farklı duygular var; bazı hayvanlar hayat boyu aynı eşle yaşıyor, akrabalarının ölümünün ardından yas tutuyor; bu arada bir çok tür insanlara hem hizmet ediyor, hem de arkadaşlık ediyor.

Çoğumuz dinimizi terkettik; çünkü  hayvanlara zarar vermenin mübah olduğunun  öğretilmesine ve bunun hoşgörülmesine artık  hoş gözle bakamıyoruz. Dini liderlerimizin merhamet, şefkat ve bağışlamayı bize vaaz etmelerini samimiyetsizlik olarak görüyoruz; çünkü bu öğütler his ve duyguları olan bütün canlıları kapsamıyor. Güzel kelimeler söylerken bir yandan din adına hayvanlara şiddet  uygulamayı savunup onayladıklarını görüyoruz çünkü.

Diğer insanlar dinlerinin hayvanlara şefkat kavramıyla uyumsuz olduğu sonucuna vardı ve bu yüzden artık dini etkinliklere katılma konusunda içleri rahat değil. Bir çok insan dinini terkederek seküler hümanizmi seçiyor ya da hayvanlar konusunda daha şefkatli bir görüşe sahip bir din arıyorlar, bazı insanlar da kendi dinlerinde içerden değiştirmeye çalışıyor.

İnsan ihtiyacının en temelde yer aldığı hayvana şefkat modeli, insanın hayvana hakim olduğu ve bu sebeple insan yaşamının daha değerli olduğunun altını çizen bir hiyerarşi şemasına dayanır. İnsanın alemlere hakimiyeti, hayvanların insanlar faydalansın diye zarar görebileceği ve öldürülebileceği ilkesinde canlıların korunması ve şefkat görmesi gibi bir anlam olmalı; çünkü hayvanlar kendilerini savunamıyorlar;  oysa bu ilkenin sonucu, sayamayacağımız kadar çok sayıda hayvanın, özellikle de “gıda “hayvanları olarak görülen hayvanların büyük acılara maruz bırakılması oldu.

Şefkat bizimle eşit olanlara nasıl davrandığımıza göre değil, aramızdaki zayıf ve hassas canlılara nasıl davrandığımıza göre ölçülmeli. Şefkat ve merhamet iddialarına rağmen, hayvanlara şiddet uygulamayı onaylamanın sonucunda bu modelin kullanıldığı 5,000 sene boyunca hayvanların yaşadığı acı azalmadı; bu model, hayvanları yaralayan, işkence edip öldüren dehşet verici deneylerden mezbahalardaki korkunç ölümlere, insanların konforu bozulmasın diye evcil evsiz hayvanların öldürülmesine kadar akla hayale gelmedik gaddarlık ve zulümleri meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Hayvanlara insanların çıkarları uğruna belli oranda zarar verme argümanı hem tutarsızdır, hem de meşru görülemez; çünkü “ihtiyacı” binlerce yıl önce ortaya konmuş kavramlarla değerlendirmek mümkün değil.

Bu yüzden, bu iddia tarafından altı çizilmeyen esas mesele, neyin “ihtiyaç” olduğuna nasıl karar vermek gerektiği.

Bugün kızgın bir Tanrı’yı sakinleştirmek için hayvan öldürmenin gerekli olduğunu kabul ediyoruz; Tanrı’yı memnun etmek adına öldürülen bütün hayvanlar tarafından öldürülmelerinin “ihtiyaç” olduğunun bilinmesi çok küçük bir teselli olsa gerek. Bugün bile bazı ülkelerde hayvan kurban etmek bir gelenek olarak sürüp gidiyor. Bu gelenek korkuya ve batıl inanca dayansa bile gerekli olduğu düşünülerek meşrulaştırılıyor.

İhtiyaç görelidir; mesela kürk satan bir adam ailesinin hayatta kalması için kürk satmak zorunda olduğunu ileri sürebilir. Bir çok zulüm endüstrisi  işte bu “ihtiyaç” iddiasıyla meşru görülüyor. Diğer bir deyişle öldürmede müsaade çıtasını “ihtiyaç” noktasına indirdiğinizde bu çıtanın yeri hayvan acısından para kazananlar için uygun şekilde değiştirilebilir.

Hayvan öldürmek, et tüketiminin hayatta kalmak için zorunlu olduğu iddiasıyla meşrulaştırılırken artık etsiz bir beslenme biçimiyle sağlıklı ve güçlü olmanın mümkün olduğunu öğreniyoruz. Bir zamanlar “ihtiyaç” diye düşünülen şey artık öyle değil, ve aslında bir çok araştırma ete dayalı bir beslenme biçiminin hem sağlıksız olduğunu, hem de gezegenimizin yıkıma uğramasında en önde gelen sebeplerden biri olduğunu ortaya koyuyor.

Neyin “gerekli” bir öldürme olduğuna karar vermek için yeterli bir kavrayışımız yoksa, bunu nasıl haklı görebiliriz ki?  Hayvan kurban etmek ve et tüketimi ihtiyaç değil veya zorunlu değil, bu sözde “gerekli” pratiklerden kaynaklı çok büyük acılar yaşanıyor.

Öldürmeye izin verme konusundaki bir diğer sorun ise şu: bir hayvanın yaşamına son vermek öylesine şiddet dolu bir eylemdir ki şefkat sözcükleri böylesi bir şiddet karşısında bomboş bir retoriğe dönüşüyor. Hayvanların mübah şekillerde zarara uğratılması/öldürülmesi, şefkatli ve adil olduğunu iddia eden bir sisteme dahil edilemez- bu öylesine güçlü bir çelişkidir ki diğer merhamet ölçüleri inkâr edilmiş ve etkisizleştirilmiş olur.

Buradaki esas mesele aslında bir hayvanı öldürmenin merhametli bir biçiminin olmaması. Hayvanlar öldürülürken korkunç acı çekiyor. Korkuyorlar, acı çekiyorlar. Hiçbir öldürme biçimi merhametli olamaz: hem dini hem seküler hayvan kesimleri, kurbanların maruz bırakıldığı acıların tamamen göz ardı edilmesinden ibaret.

Son olarak, ve en önemlisi, et yemeyen, deri –kürk veya ipek kullanmayan insan toplumları var. Kadim ama çağcıl Jain dini işte böyle bir gelenek. Bu gelenek hiçbir canlıya şiddet uygulanmaması ilkesine dayanıyor. Bu asil bir duygu olmakla kalmıyor sadece, Jainlerin binlerce yıldır sağlıklı ve iyi dengelenmiş bir hayat sürmelerinin sağlayan bir yaşam tarzı bir yandan da.

Eğer bu toplum hayvan eti tüketmeden hayatta kalmayı ve büyümeyi başardıysa o zaman nasıl olur da insan ihtiyaçları uğruna hayvan öldürmenin zorunlu olduğunu düşünülebilir ki?

Artık Yahudi/Hristiyan/İslam geleneği tarafından kabul edilen arkaik “ihtiyaç gereği” öldürme kavramı üzerine yeniden düşünmenin zamanı geldi, çünkü bu kavram boşa çekilen acılara sebep oluyor.

Hayvanlarla ilgili bu çeşit dini inanışlar, anaakım kültürün bir parçası haline geldiği zaman sonuç akla gelebilecek her türden sömürü ve gereksiz şiddetin yaşanması oluyor. Bu tür eylemlerin salgın halini aldığı kültürlerdeki gençler hayvan istismarından ve insanlara  şiddet uygulamaktan zevk almaya meyilli oluyor. Böylesi bir ruh bozukluğuna bakınca insan sorunun ne olduğunu düşünmeden edemiyor.

“Çocuklarını başarılı şiddet hikâyeleri ile besleyen hiçbir toplum onların sonunda şiddetin ödüllendirilmediğine inanmalarını bekleyemez.”

— Margaret Mead.

O halde sadece zevk almak uğruna hayvanlara zarar verip  öldürmelerini onaylayan ne türden bir şey öğretiyoruz çocuklarımıza? Bu sorunun cevabı, bir şefkat dili içerisine gizlenmiş ama hiçbir gerçekliği bulunmayan ve hayvanlara karşı şiddete başvurmayı onaylayan, kabullenen ve bunu kolaylaştıran dini modellerde yatıyor. Dini bayramlarda öldürülen hayvan sayısının artması bu gençlere ne söylüyor sizce? Gençlere insanların ihtiyaçlarını karşılamak için hayvan öldürmenin mübah olduğunu öğretmek, çoğu kez hayvanlara zarar verip onları diledikleri gibi öldürme hakları olduğu şeklinde yorumlanıyor onlar tarafından.

Kanıt ortada. Batı’da, Yahudi/Hristiyan/İslam gelenekleri canlılara şefkat mesajı verme konusunda başarısız oldu. Bu başarısızlık, ihtiyaç olduğu düşünülen şeyler adına devasa istismarlar yaşanması sonucunu doğurdu, sadizm ve sebepsiz şiddet eylemlerinin artmasına sebep oldu.

Dinler insanların ihtiyaçla için hayvanlara şiddet uygulamanın mübah olduğu argümanını sürdürdüğü müddetçe barış veya huzur filan olmayacak, şu anda yaşananların daha fazlası olacak sadece.

“Şiddetten kaçınmak insanı en yüce etik düşüncesine götürür, bu da evrimin amacıdır. Canlılara zarar vermeyi bırakana dek hepimiz birer vahşiyiz”.

— Thomas Edison

 

Eğer Yahudi/Hristiyan/İslam geleneği merhamet çemberini hayvanları da kapsayacak şekilde genişletemiyorsa, o zaman daha çok anlamsızlaşacaklar. Sonucu inkâr etmek imkânsız: çünkü hayvanlara merhamet etmek toplumda yer edindikçe hayvan istismarını onaylayan dinler inananlarını kaybetmeye ve önemsizleşmeye devam edecek.

Sizlerden hayvan yaşamlarının insan hayatlarını geliştirmek için kurban edilmesine gerek olmadığı olasılığını göz önüne almanızı ve inananlarınızı bütün yaratılanlara merhamet etmeye çağırmaya başlamanızı ümit ediyorum.

Saygılarımla,

Ruth Eisenbud

Bütün Dini Liderlere Bir Çağrı: MERHAMETİN ANLAMI” üzerine 4 yorum

  1. Çook çok çok güzel bir özet olmuş. Tebrik ediyorum. çelişkilerin,işine geldiği gibi davranmaların özeti tamda bu çıkarlar uğruna üzeri örtülen gerçeklik. Ellerinize sağlık.

    Beğen

Mehmet Ergun için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.