3. Dünya Savaşı: Hayvan Soykırımı

 

Daniel Greenspan

Bu yazı moral reformun toplumun sosyal yapısının değiştirilmesinde oynadığı rolü anlatıyor. Moral reform ancak yasalara uygun şekilde yapılır ve düşünceleri yaymak ya da gelenekleri değiştirmek adına şiddete başvurmazsa topluma faydalı olabilir. Ahlâki reformlar hedeflenerek barışçıl amaçları başarmak adına  barışçıl araçlara başvururken hem yasaya uygun şekilde hareket edilir, bir yandan da hükümetin tam desteği alınır. Bu yazı toplumsal hareketlerin legal anlamda onaylanmış süreçlerini ve şiddet  içermeyen amaçları başarmak  için şiddete başvurmayan araçların kullanılmasını desteklemektedir.

Hayvanları tüketmek, insanları koruma altına alan standartlar hayvanları da kapsadığı için ahlâki anlamda yanlıştır. Yani; eğer hiçbir meşruluğu olmadan bir insanın canını almak ahlâken yanlışsa o zaman yeterli bir meşruluk zemini olmadan bir hayvanın canını almak da ahlâken yanlıştır. Ahlâki anlamda bağlayıcı niteliklere sahip bir canlıyı öldürmek için şart olan ahlâk kuralı sadece insanları bağlamaz.  Yaşama hakkı ihlâl edilebilme kapasitesine sahip her bir ahlâki özneyi kapsayan evrensel bir standart söz konusudur. Hayvanlar ve  insanlar yaşama hakkı, zarar görmeme hakkı gibi haklarının ihlal edilmesiyle kurban olabilirler, ama hayvanların bu haktan samimi ve tutarlı bir şekilde korunma hakkına sahip olduğunu söyleyemeyiz. Hayvanların temel hak ve standartlardan kısıtlı şekilde faydalanması  kültürel normlar tarafından belirlenen hem keyfî hem fabrikasyon bir uydurmadır. Bu durum temel hayvan haklarını nesnel moral standartları hayvanları da kapsayacak şekilde genişletecek ve insanları ahlâkın bu karanlık çağlarının ötelerine taşıyacak bir moral devrimle yok olacaktır.

Hayvanların sağlık nedenleriyle tüketilmesi hayvanları öldürmek için yeterli bir gerekçe değildir; çünkü hayvanların öldürülmesinin yanlışlığı hayvan tüketmenin sağlık anlamında faydaları karşısında dengesiz bir sonuca sahiptir. Hayvanın yaşama hakkı hayvan tüketmenin  insan sağlığına olan faydalarına daha ağır basar. Hayvanları tüketmek için hiçbir fiziksel gereklilik yoktur, sadece bütün tarih boyunca kanı durmadan akan hayvanları tüketmeye yönelik bir kültürel bağımlılık vardır.

Bazı hayvanların o hayvanlarla sevgi dolu ilişkiler sürdürme amacıyla evcilleştirilip mülkiyet altına alınması ile öteki hayvanların kitlesel şekilde esirleştirilmesi, katledilmesi ve tüketilmesi evrensel gelenekler olup, ahlâki standartlar açısından çelişkilidir, ayrıca ahlâki ikiyüzlülüğün mükemmel bir örneğidir. Yani köpeklerin insanlar tarafından domuzlar kadar tüketilmemesi, köpeklerin yaşama hakkı olduğunu gösteriyor, köpeklerin bu haktan faydalanmasını sağlayan ahlâken keyfi bir gelenek söz konusu. Temel hak ve standartların bedenleri tüketilen hayvanlardan alınıp böylesine kısıtlanması, hayvanlarla aramızdaki sosyal ilişkilerdeki bu ikiyüzlülük, bu insan kültürü, kültürel olarak hem gelişmemiştir, hem ahlâken zekâca geri kalmıştır; modern olsa da tutarlı sosyal ilişkiler ve nesnel moral standartlara dayalı ahlâki bir aydınlanma ve ahlâki bir kültür ortaya koyacak ahlâki bir devrim tarafından değiştirilecektir.

Köpeğin insanın en iyi arkadaşı, bir tavuğun insanın en kötü düşmanı olduğu, bazı ahlâk öznelerinin sevildiği ama ahlâken diğerlerini tüketilmesinin normal karşılandığı, bazı ahlâk öznelerinin insanın dostu olduğu, diğerlerinin insan katliamlarının kurbanı olduğu bu ahlâki çelişki bir ahlâk devriminin önündeki engel olarak  durmaktadır. Bu, sosyal ilişkilerle ilgili ahlâki standartlarda yaşanan ikiyüzlülükten uzaklaşarak uygarlığın evrim geçirmesidir, insanlığın vahşilikten uzaklaşıp hayvanların çektiği acılardan kurtarılması demektir. Yani köpek gibi hayvanları da kapsayacak şekilde genişletilmiş haklar kavramı; nesnel ahlâki standartları, temel hayvan hakları ve ahlâken birbirine benzer özellikler taşıyan canlıları eşit olarak koruyan bir aydın toplumun yaratacağı sistemin temelini oluşturur. Köpek gibi evcilleştirilmiş hayvanları kapsayacak şekilde genişletilmiş haklar ahlâken birbirine benzeyen bütün canlıları kapsar, temel hakların bütün hayvanları kapsayacak biçimde geliştirilme süreci, ahlâki bir devrim yaşanmadıkça pasif kalacaktır.

Hayvanların eşit şekilde koruma altına alınması  için hayvanların bir bebek gibi görülmesi gerekiyor, ahlâki nitelikleri bulunan insanları ve hayvanları, ayrıca bebekleri ve hayvanları eşit olarak görerek, ahlâki sistemlerle kendi haklarını koruyamayanların koruma altına alınması gerekiyor. Hayvanlar gelişmemiş rasyonel nitelikleri; his ve duygu, iletişim, sevgi dolu  ilişkiler kurma ve ahlâken bağlayıcı diğer nitelikler barındıran kapasiteleri anlamında bebeklere benziyor; ama hayvanlara bebeklere verilen haklar samimi ve tutarlı bir biçimde tanınmıyor. Hayvanlar ve bebekler gibi bazı insanlar bir ahlâk sistemiyle kendi haklarını koruma kapasitesine sahip değiller,  hayvanlar tüketilirken bebeklere bu yapılmıyor, hayvanların yaşama hakkı tamamen ellerinden alınırken bebeklerden alınmıyor. İnsanlık hayvan ve bebek haklarını korumakla yükümlü çünkü bu canlılar kendi haklarını koruma kapasitesinden yoksunlar. İnsanlar  bebekler için bu yükümlülüklerini yerine getirirken hayvanlar için bunu yapmıyor.

Hayvanlar arasındaki zekâ farklılıkları, yani  daha zeki hayvanlar tarafından daha az zekâya sahip canlıların tüketilmesini meşrulaştırmaya yetmiyor. Yani; eğer insan zekâsındaki farklılıklar nedeniyle insanları öldürmek meşru değilse o zaman insan ve hayvan zekâsı arasındaki farklar nedeniyle hayvanların öldürülmesi de meşru değildir. Ahlâki anlamda bağlayıcı bir canlının hayatına son vermek için yeterli bir sebep bulunmasını talep eden ahlâk kodu sadece insanları kapsamaz. Evrensel bir standart söz konusu olup bu standart,  zekâ farklılığından bağımsız olarak bütün ahlâk öznelerine uygulanabilir.

Zekâ farklılığı hem insan hem de hayvanlarda görülen bir niteliktir, ancak insanlar insan zekâsındaki farklılıklara rağmen diğer insanları koruma hakkına sahipken hayvanlar ve  insanlar arasındaki zekâsındaki farklar yüzünden hayvanlar koruma altına alınmıyor, yani insan ve hayvan zekâsı arasındaki farklılıklar nedeniyle hayvanların temel ahlâki korunma hakları inkâr ediliyor.

Temel hak  ve standartların hayvan zekâsının düşük olması sebebiyle hayvanlara verilmemesi nesnel ahlâki standartlar tarafından değil kültürel normlar tarafından belirlenen bir ahlâk sisteminin tutarsız ve keyfi bir tavrıdır. Nesnel olmayan bu ahlâki standartlar daha zeki hayvanların insan bebeklerini tüketmesine de izin veriyor aslında, yani hayvan soykırımı insan bebeklerinden daha zeki olan hayvanları da kapsıyor, o halde bu zeki hayvanların zekâsı az insanlardan daha fazla yaşam hakkı bulunuyor. Hayvan soykırımı, insan zekâsının hayvanları katletmek için bir kıstas olduğu kabulünün yanı sıra  daha az zeki hayvanların yaşama hakkının daha zeki canlılar olan insanlar için kurban edilmesinin bir ahlâk kuralı olarak benimsenmesine yol açıyor, bu da  insan bebeklerinin yunus veya şempanze gibi bu bebeklerden daha zeki canlılar tarafından tüketilmesini mümkün kılıyor.

Hayvanların insanlar tarafından tüketilmesi kanibalizmdir; çünkü ahlâken insan bebeklere benzetebileceğimiz hayvanların tüketilmesine bakarak şöyle düşünebiliriz: eğer bebeklerin insanlar tarafından yenmesi kanibalizmse ve hayvanların insanlar tarafından yenmesi kanibalizm değilse o zaman bebeklerin de insanlar tarafından yenmesine kanibalizm diyemeyiz. Bebeklerin ve hayvan etinin insanlar tarafından tüketilmesi birbirine eşit kanibalizm eylemleridir; çünkü “insan etinin insanlar tarafından tüketilmesine kanibalizm denir” gibi bir tanım ahlâken nesnellik içermez; nesnel olan şudur: ahlâk öznesi herhangi bir yavru canlının etinin  tüketilmesi kanibalizmdir. Eğer bebek etinin tüketilmesi kanibalizmse o zaman hayvan etinin insan tarafından tüketilmesi de kanibalizmdir; çünkü kanibalizm hayvan eti tüketimini de içerir. İnsan kanibalizmi insan eti tüketiminin yanlış olduğunu varsayarken bir yandan da hayvan eti tüketmeye onay veriyor. Hayvanlar ve bebekler ahlâken birbirine benzetilebilir canlılardır, ve hayvanların ve bebeklerin tüketilmesi eşit derece ahlâken yanlıştır, eşit derecede barbarlıktır, eşit derecede kanibalizm eylemleridir.

Bebek değil de hayvan kanibalizmi, insan zekâsının bu putperestliği, ahlâki standartlardaki bu ikiyüzlülük insan tarihindeki en uzun süreli soykırımın devam etmesine neden oluyor, hayvanlar için dünya üzerinde sonsuz bir cehennem yaratmış durumda. Hayvanların yaşadığı bu ahlâk yıkımı, bu kolektif işkence ve katliam masum ahlâk öznelerini kurban haline getirdi, hayvanları bitmek tükenmek bilmez bir soykırımın özneleri haline getirdi. Bu hayvan kanibalizmi, et yemeye yönelik bu vahşi haçlı seferi,  hayvanlara duyulan bu iğrenme ve ahlâkta yaşanan bu hakiki yıkım, insan türünü bir kez daha insan uygarlığının başlangıç dönemlerine döndürüyor. İnsan türünün ahlâk yıkımı ve ahlâki perişanlığı bu işte; karanlık çağlar, insan uygarlığı dönemlerinde ahlâkın mutlak biçimde çelişkiye  uğraması ve yerlerde çiğnenmesinin tanığı.

Hayvan tüketimi öylesine bir barbarlık ki, ve öylesine ahlâken alâkasız sebeplere dayanarak meşrulaştırılıyor ki bu soykırıma dahil olmak diğer haksız ve barbarca pratiklere katılmakla ahlâken eş anlamlı. Barbar bir pratiğe katılmak diğer barbar pratiklere dahil olmakla birbirine benzetilebilir, yani ahlâken alâkasız bir gaddarca pratiğe katılmak ahlâken bağlayıcı olmayan diğer gaddarca pratiklere katılmaya benzetilebilir. Bir ahlâk öznesi ister hayvan ister insan ya da hak sahibi olmak için temel ahlâki yeterli niteliklere sahip herhangi bir şey olsun, eğer ahlâken keyfi sebeplere dayanarak o haklardan mahrum bırakılıyorsa, o zaman, o keyfilik ve önyargının kendisi, benzeri ahlâki koruma biçimlerinin reddedildiği bir ahlâk kuralı olarak onaylanmış olur.  Hayvan soykırımına katılmak Yahudi soykırımına katılma eylemine ahlâken benzetilebilir, bu suçların kurbanlarının doğası sebebiyle değil bu suçların ahlâken alâkasız ve keyfi doğası nedeniyle.

Hayvan soykırımı insan zekâsının ahlâki aydınlanmaya sahip olmadığının kanıtıdır, insanın ahlâki pervasızlığının sınırsız olduğunu, ahlâk aydınlanmasının içinin bomboş olduğunun bir ispatıdır. Hayvan soykırımının insanın ahlâki pervasızlığının kanıtı olduğu gerçeği, bütün geçmiş dehşetlerin ve  suçların bu ahlâki pervasızlıktan meydana geldiği insan tarihinde eşi benzeri bugüne dek görülmemiş bir aşırı cehaletin ötelerine ulaşıyor ve böylesi bir vurdumduymazlık, ahlâk ruhunda daha da kanayan bir yara açıyor.

Böylesi bir vahşet, hayvan tüketicileri daha az barbar pratiklerin yaşandığı zamanların öncesine, sadece modern öncesi değil ahlâki ilkelliğin masumlara işkence üzerine işkence ettiği dönemlerin öncesine götürüyor, insanın ahlâki tarihi hayvan soykırımına dahil olmasıyla ilkelleşiyor. Bir insanın ahlâki tarihi, o kişinin diğer ahlâk özneleriyle kurduğu ahlâki ilişkilere dair bir anlatıdır, o kişinin suçlarıyla ilgili bir anlatıdır; o kişinin tarihi, ahlâki özünün ölçülmesidir, o kişinin ahlâk tarihine yerleştirilmesinin bir anlatısıdır. Eğer bir insanın ahlâken özne konumunda bulunan diğer canlılarla arasındaki ilişkiler ve pratikler ahlâken izin verilebilir bir özellik barındırıyorsa, yani eğer o kişi ahlâki suçlar söz konusu olduğunda masumsa o zaman o insan ahlâk tarihinin uygar bir döneminde yaşamaktadır. Ancak ahlâken barbarlık anlamına gelen pratikler yapıyorsa  o zaman ahlâk tarihinin ilkel dönemindedir. İnsan uygarlığının ahlâki gerilemesi, hayvanların tüketilme trendi  gerçek ahlâk değerlerinden ya da ahlâk taleplerinden kaynaklanmıyor, tam tersinden kaynaklanıyor: bir başka ahlâk öznesini öldürme ve tüketme hakkından. Hayvanların tadıyla  ilgili bu önyargılı standart sebebiyle hayvanların toplu olarak öldürülmesi ve tüketilmesi, kolektif ahlâki ikiyüzlülük sebebiyle hayvan tüketme trendi, hayvanların katledilmesi; şeytani kötülüğün ve akla uygun ölçülerin çok ötesinde; köle ticareti, Saddam Hüseyin, Stalin ya da Hitler tarafından meydana getirilen adaletsizliklerle kıyas kaldırmaz bile.

 

Hayvan soykırımı,  insanoğlunun  bebeklik çağından 21.yüzyıla dek keyfî ahlâki standartların keyfini süren bütün tüketiciler tarafından, kararlı ve özgür olamayan her bir tüketici tarafından, her biri bir seri katil olan her bir tüketici tarafında; hayvanlarla kendisi arasında önyargılı ve tutarsız ahlâki standartlara dayalı ilişkiler  kurarak, toplumsal ilişkilerdeki ahlâki ikiyüzlülüğün mükemmel bir temsilcisi olarak insanlık tarihinin sonsuz çemberi içinde, sonsuz sayıda insan tarafından, sonsuz kez uygulandı. Dünya çapında yaşanan bu hayvan soykırımına her bir birey, yaşamı seri yıkıma uğratacak bir kapasiteye sahip tek başına bir ordu olarak, radikal bir suç ortaklığıyla dahil oldu. Hayvan zekâsının az olması sebebiyle dünya çapında yaşanan bu hayvan tüketimi ve soykırımı, hayvan tüketicilerinin yaşama hakkını onların elinden alıyor ve onları kurban ediyor. Kolektif ahlâki ikiyüzlülük ve suçta ortaklık sebebiyle yaşanan hayvan tüketimi, bu üçüncü ve en uzun savaş , modernitenin ahlâki gelişiminden koparak, bir zamanlar el değmemiş bir bilgi olan uygar dünyada yaşama bilgisini yara bere içinde bırakıyor.

Bugüne dek görülen bütün ahlâk reformları metafizik anlamda anlamsızdır; çünkü hayvan soykırımı daha az barbarlık içeren pratiklerle beraber var olmuştur ve bugüne dek yanlış olma ölçüsüne göre bir başka barbar pratik tarafından bugüne dek aşılamamıştır, yenilmemiştir, bütün zamanların en şeytani pratiğidir; çünkü hayvan soykırımı insan tarihinin en gaddar pratiği ve en gaddar savaşıdır. Bütün dünyada yaşanan hayvan tüketimi, hayvanların dehşet verici şekillerde öldürülmesi, bu soykırımı insanın metafizik doğasının ahlâk reformlarına karşı bağışıklık kazanmış ve yerleşik bir özellik taşıdığının, bundan  önce yaşanan bütün ahlâk reformlarının insanın metafizik doğasına hiçbir etkisinin bulunmadığının, insan tarihinin tekrar edip duran ve farklı biçimler alsa bile radikal bir suç ortalığı halinde hayata geçirilen aynı gaddar niteliklere sahip olan suçlardan meydana gelmiş bir anlatı olduğunun kanıtıdır.

Hayvan soykırımı, kitlelerin özgür iradesinin olmadığı ve kitlelerin toplumun kölesi olduğunun, kitlelerin toplumun ahlâken gelişmemiş ve bebeklere özgü trendlerine  uyum sağlamaktan başka bir özgürlüğü olmadığının ve tarih boyunca bu uyum sağlama ve kendini konforme etme pratiğinin kendini tekrar ettiğinin, şeytani bir kötülük içermesine rağmen kolektif olarak pratik edildiğinin, tamamen bir haksızlık olsa bile böylesine radikal bir suç ortalığıyla hayata geçirildiğinin kanıtıdır; hayvan tüketimi, çok temel bir yasanın, insanın tarihte  çoğu kez kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya bulduğu iradenin belirleyiciliği yasasının nihai ve kesin bir temsilidir. Tarih boyunca tanık olunan iradenin belirleyiciliği gerçeği, şu andan itibaren insanlığın sonuna dek başka bir kanıtın gereksiz kalacağı bir örnektir; çünkü insanlık tarihi bir son görmeyecek, yalnızca son derece haksız ve adaletsiz pratiklerin kaçınılmaz olarak tekrar edildiğine tanık olacak.

İradenin belirleyiciliği insan doğasının en temel yasalarından biri olarak kabul görmüştür, hayvan soykırımı iradenin belirleyiciliğinin içinin boş olduğunun, tarihin düz bir çizgide değil bir çember gibi aktığının, insan türünün ahlâki bütünlüğe ya da mükemmelliğe asla ulaşamayacağının, kaçınılmaz olarak ikiyüzlülük ve kötülüğe dalacağının, ahlâki gelişimin bir illüzyon olduğunun ve ahlâki gerilemenin kaçınılmazlığının bir hakikat olduğunun, insanın metafizik doğasının kalıcı olduğunun ve insan tarihinin gerçek bir başlangıcı ya da sonu olmadığının sadece iyi ve kötü arasında sonsuz bir değişim olduğunu;, gelecek olmadığının, geçmiş olmadığının, sadece sonsuz bir dans içerisinde adaletsizlik ve barış dönemleri olduğunun, sevgi ve savaş arasında sonsuz bir çember içinde yaşanan anlardan ibaret olduğunun, insanın metafizik olarak değişemeyeceği  ama suçun özerklik kazandığı bir felç durumu halinde kalacağının, ahlâki gelişim üzerine insan uygarlığının kaçınılmaz olarak geçmişe saplanıp kaldığının ve insan tarihinde geçmiş ve geleceğin bir ve aynı şey olduğunun, insanın sonsuz bir döngü içerisinde ahlâken gaddarlık olan pratikleri işlememe gibi bir konuda özgür iradesinin olmadığının kanıtıdır, insanın kaderinin bu olduğunun kanıtıdır. İnsanın sadece geçici bir süreliğine kötülüğü, barbarlık suçlarından birini ya da dünya savaşını yenebileceği ama istediği bahaneye dayanarak canlıların haklarını nasıl dilerse öyle ihlâl etmeye kararlı olduğunun kanıtıdır- İnsan Savaşı, İnsan uygarlığının Doğasıdır- işte bu kanıt, hayvan soykırımının bu kanıtı, iradenin belirleyiciliğinin ispatıdır, ahlâki gerilemenin kanıtıdır, insan tarihinin döngüselliğinin kanıtıdır.

Hayvan soykırımı, yeni bir ahlâk aydınlanmasının şafağından hemen önce, ikinci dünya savaşından sonra ve bir diğer büyük savaştan önce hayata geçirilen, sonsuz sayıda bin yıl boyunca uygulanan, hem birinci hem de  üçüncü dünya savaşıdır. Hayvan soykırımı tarihsel olarak bütün zamanlarda devam eden bir  savaş; diğer dünya savaşlarından daha uzun sürdü ve hayvanların kurtuluşu iki dünya savaşından sonra geldiği, yani hayvan hakları artık ilan edildiği, insan ruhu dirildiği ve hayvan özgürlüğü doğduğu için üçüncü dünya savaşı olarak kabul ediliyor. Metafizik olarak ahlâki ilerleme her ne kadar anlamsız olsa da, hayvanlara verilmeyen temel hakların restorasyonu ve düzeltilmesi de bir ahlâk devriminin özünü taşıyor. İnsanlığın ahlâk standartlarında yaşanan evrim sonucu, insan hakları hayvan haklarından önce gelir ve  koruma altına alınır, insanın hayvanlarla ilişkilerinin tarihinde insanın sevgisi samimi olmaktan çok ikiyüzlüdür, geçmişin ivmesinin etkisindedir ve hayvan haklarını da içeren yeni bir ahlâki düzenin temelleri tarafından hataları düzeltilmektedir. Yaşama hakkı ve diğer hakların hayvanları da kapsayacak şekilde genişletilmesi dünya barışı, hayvan hakları ve gerçek sevgide doğal bir ilerleme aşamasıdır.

İnsanlığın ahlâki standartlarının, doğaları  gereği kendi haklarını koruyacak ahlâk sistemleri yaratamayan ama hak ihlâllerinin kurbanı olabilecek canlıları da koruyacağı bir zaman yaklaşıyor. Bütün hayvanlar, tadlarının nasıl olduğundan ya da ne kadar zeki olduklarından bağımsız olarak yaşama hakkına eşit  olarak sahip olacaklar ve insanlar tarafından tutarlı ahlâki standartları gereğince korunacaklar. Hayvanların çoktan gecikmiş özgürlüklerinin keyfini sürecekleri o zaman yaklaşıyor. Bir ahlâk devrimi yaklaşıyor, bir devrim ki; ahlâken alâkasız sebeplere değil daha nesnel ahlâki standartlara, daha mükemmel ahlâk ilkelerine, daha uygar haklara dayanan bir ahlâk sistemi yaratacak. Ahlâkın yeniden dirileceği o zaman yaklaşıyor, bu öyle bir devrim ki insan türünü hayvan cehennemi çağları ve çoban hayvanlardan kurtaracak,  dünya üzerinde sonsuz bir saadet dönemine götürecek. Bir ahlâk devrimi yaklaşıyor, bu öyle bir devrim ki ; hayvan hakları ahlâk bilimini kuracak ve insanlarla hayvanlarla arasında savaşa benzer bütün ilişkileri uygarlıktan silip süpürecek. Hayvan özgürlüğü geliyor… bu öyle bir devrim ki insanlığı ahlâki ikiyüzlülük ve dünya savaşları çağlarından  alarak  insanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkilerim gerçek sevgi mucizeleri olduğu ve insanlığın ruhunun dünya barışını yayacağı çağlara götürecek.

Çev.Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.