Yaşama Hakkı 3 : Antropolojik Makineyi Durdurun


Mira Fong

7. Hayvan Manifestosu

Hayvan hakları hareketi ivme kazanırken hem bilimsel hem de akademik çevrelerden destek gelmeye devam ediyor. Bu çabalar hayvanların halk tarafından daha fazla ilgi ve yardımgörmesine yardımcı oluyor. Hayvan zekâsı/hayvan duyguları ile ilgili çalışmalar, hayvan haklarını savunanlar hayvanlara yasal statüler sağlamaya çalışırken yaşamsal öneme sahip bilgiler sunuyor.

Artık hayvanların yaşadığı tecrübelerden bir takım sonuçlar çıkarabilme becerileri olduğun,u hatta nedensellik kavramına dahi sahip olabileceklerini öğrenmiş bulunuyoruz. Bizim gibi, onların da duygusal hayatları var ve birbirleriyle yakın ilişkiler kurabiliyorlar. Bazı hayvanlar  kendi gruplarından birisi öldüğü zaman yas tutabiliyor. Bizim gibi onların da vücudu  tehdit edildiklerinde geriliyor ve başka bir canlının sevgisini hissetiklerinde rahatlıyor. Bunun bize anlattığı şey; diğer hayvanların insan hayvanından  o kadar da farklı olmadığı. Bir hayvanın yüzündeki ifadelere ve beden diline bakarak, dile ihtiyaç duymaksızın onun ruh halini ve düşüncelerini sezebiliyoruz; aynen müziği çeviri olmaksızın hisler aracılığıyla anlamamız gibi.

Bilişsel etholoji profesörü Marc Bekoff insanların ve bir çok diğer hayvanın beyninin ortak özellikler paylaştığını  düşünüyor. Düşünen ve hisseden canlılar olarak hayvanlar bir birey ve şahıs olarak düşünülmeyi ve tanınmayı bu tanımlar aracılığıyla hak ediyorlar. Her bir hayvanın kendine özgü bir kişiliği var. “Minding Animals” adlı kitabında Marc Bekoff kendi görüşünü şu şekilde ortaya koyuyor: “Bir hayvana birey ya da şahıs demek kişilik-şahsiyet nosyonunu küçültmez. Bu yaklaşım hayvanların hakettikleri saygı ve şefkatle kendilerine davranılmasını gerektireceği anlamına gelir, onların acı çekmemekte menfaatlerinin olması da insanlarla eşit bir tavrı elde edecekleri gibi bir anlam taşır”. Bekoff’un gözlemlerine göre mental yeterliliği olan bir çok hayvan alet kullanıyor, kültürü var , öz farkındalık sahibi, ayrıca kendi dil ve akıl yürütme biçimine sahip.

Bir bilim adamı olarak Bekoff bilimi toplumsal olarak daha sorumlu bir disiplin olmaya yönlendirmesi anlamında bir fark yaratıyor. Dr. Jane Goodall’la beraber  kurdukları “ Hayvanlara Etik Şekilde Davranmayı Savunan Ethologlar” adlı organizasyon aracılığıyla, davranış araştırmalarında etik kodlar kullanılmasını savunuyorlar. Bekoff  “Hayvan Manifestosu “ adlı son kitabında  “yavrularına dişlerini temizlemeyi öğreten maymunlar, yansımalarını tanıyan saksağanlar, ağrıyı hissetmeyen ama onu hatırlayan arılar” gibi insanı şaşırtan hayvan zekâsı ve hayvan duygularına örnekler veriyor; güçlü duygular hisseden; acı, korku, endişe hisseden ve çalışmalarda ortaya konduğuna göre, gelecekle ilgili endişeleri olan çiftlik ineklerinden söz ediyor. İnekler ve diğer tarım hayvanları hem birbiriyle arkadaşlık ediyor, hem de arkadaşlarını özlüyorlar.

Kitabın mesajı, hayvanların hissedip düşünebilen canlılar olduğu  ve her bir bireyin kendisine iyilikle davranılması gerektiği. Çevresel yıkım ve hayvan sömürüleri insanın sorumsuz davranışlarıyla doğrudan ilgili olduğundan Bekoff insanları (kültür ve ticari propagandalarla etkilenen) kendi yaşam tarzlarının ve alışkanlıklarının farkına varmaları konusunda uyarıyor; çünkü insanlar diğer hayvanların yaşamlarına negatif etkilerde bulunuyorlar. Tüketime dayalı bir kültürde insanların ne satın aldığı konusunda bilinçli olması gerek. Hayvan ürünleri kullanmak zorunda kalmadan alınabilecek bir çok alternatif seçenek var.

Biyomedikal araştırmalardakullanılan hayvan modelleri konusunda (2012 yılında  araştırmalarda kullanılan hayvan sayısı- fare, sıçan ve kuşlar hariç: 949,584) Bekoff şunları söylüyor: “ Hayvan modellerinin faydası oldukça sınırlı; bunlar pahalılar, ayrıca bir çok etik soruya sebep oluyorlar. Neden hayvanları kullanalım ki?” Binlerce insan hem üniversitelerde hem de ticari sebeplerle yürütülen deneylerde kullanılıyor.  Tıbbî, ilaç ve ürün testinde kullanılan hayvan modeli, laboratuar sonuçları her zaman için bir tahminden ibaret kaldığı için aslında uygunsuz bir seçenek. Buradaki mantık basit: insanlar fare değildir, sıçan değildir, tavşan değildir.

Tutkulu bir aktivist olarak Bekoff ( Budizme benzer bir şekilde)şefkatli bir aktivizmden yana tavır koyuyor: ”Her manifesto bir eylem çağrısıdır. Bu hayvan manifestosu, hayvanları his ve duyguları olan canlılar olarak görmeye, onlarla olan ve ilişkimizi belirleyen zulümlerin farkına varmaya, ve onlardan yana şefkatle davranarak değişmeye yönelik bir çağrıdır.” Hayvan manifestosu bir çok etholog, biyolog, psikolog, doktor, düşünür, hukukçu, veteriner, gazeteci ve diğer meslek gruplarından insan tarafından kabul gördü.

Oxford’un hayvan hakları  kampanyasından 40 yıl sonra (Peter Singer da aralarındaydı), artık günümüzde insan/hayvan bağlantısı, akademik çalışmaların bir parçası. Oxford Üniversitesi Yayınları son zamanlarda  iki önemli kitap bastı; 2001 yılında “Hayvan Hakları” ve 2013 yılında “Hayvan Etüdleri-Bir Başlangıç”. Her iki kitap da Harvard Hukuk Fakültesi’nde hayvan  hukuku konusunda ders veren,  ayrıca Büyük Maymun Projesi (şempanze, bonobo, goril ve orangutanlar için hak arayan bir organizasyon) yasal danışmanı olan Dr. Paul Waldau tarafından yazıldı. Waldau’nun “ Hayvan Etüdleri” adlı eseri hareketin hem felsefi, hem legal  ya da politik tartışmalardaki konumunu kapsamlı şekilde gözler önüne seriyor. Türcü mentaliteyi sorgulayan Waldau insan/insan olmayan canlılar açısından yeni bir düşünme biçimi koyuyor ortaya. Bir çok önemli akademisyen gibi  Waldau da  hareketin aciliyetini kavramış bir hayvan hakları aktivisti.

Bir diğer aktivist  profesör ise Harvard Hukuk Fakültesi’nden Steve Wise; Wise  birey hayvanları ya da türleri korumak için hem spesifik legal stratejiler hem de ahlâki boyutları yeniden tanımlıyor. Wise 20 seneden uzun bir süredir hayvanlara yasal haklar verilmesi için mücadele ediyor. “Çizgiyi Çizmek” adlı kitabında Wise belli türlerin kişilik kriterine uyduğunu kanıtlıyor ve buna primatları, yunusları, filleri, köpekleri ve diğer memeleri örnek olarak gösteriyor; bu hayvanlar ayrıca farkındalık, zekâ, duygu, arzu ve dil kapasitelerine sahip. İnsanlar artık insan-hayvan ayrımı teorisini kullanamaz, bunu kullanarak hayvanlara karşı gaddarlıkla davranamaz. Artık homo sapiens’in dünyanın hâkimi olduğuna destekleyecek hiçbir kanıt yok. Biz ise hâlâ öyleymişiz gibi davranıyoruz

Özgürlük yalnızca  insanlar için bir ayrıcalık değil. Bütün canlılar özgür doğar, bunu  kimse inkâr edemez. Hayvanların kurtuluşu kesinlikle kendi türümüzün kurtuluşuna bağlı. Bu sözler felsefe doktoru ve dinamik bir aktivist olan Dr. Steve Best’e ait: ” İnsan ve hayvan özgürlüğü hareketleri birbirinden ayrılamaz; hepsi özgür olana dek hiç biri özgür olamaz.” Akademiyi toplumsal aktivizmle birleştirmek amacıyla Dr. Best hayvan özgürlüğü üzerine akademik tartışmaların  yapıldığı, eylem ve pratiklerin teorilere baskın çıktığı “Eleştirel Hayvan Çalışmaları Enstitüsü”’nü yürütüyor. Tarihsel bir perspektiften bakarak Dr. Best insanın çevreyi yıkıma uğratmasını ve üzerinde deney yapılan ve öldürülen hayvan sayısının artmasını (sadece ABD’de her sene 10 milyarlarca hayvan) gezegen tarihindeki  6. Büyük Yokoluş Krizi olarak adlandırıyor (sonuncusu 65 milyon yıl önceydi). Bu türden bir krizi atlatmak  için yeni bir paradigmaya  (yeni bir bilince)  ihtiyacımız var. İşte bu yüzde Dr. Best “hayvan hakları insan evriminde bir sonraki adımdır” diyor.

8. Hayvanlara Yasal Hakların Tanınmasında Yaşanan Gelişmeler

Hayvan özgürlüğü hareketinin hedefi, ahlâki boyutu bütün hayvanları kapsayacak şekilde genişletmek… bu hedefi Prof. Regan şöyle özetliyor: ” Hayvanların bizim için faydalı olmasından ayrı olarak kendileri için önemli olan bir yaşamları var. Sadece dünyada olmakla kalmıyorlar, hayvanlar dünyanın ayrıca farkındalar. Başlarına gelen şeyler onlar için önemli.”

1980’li yıllardan itibaren hayvan refahı konularında büyük reformlar yaşandı.

1992 yılında İsviçre hayvanları bir nesne veya meta gibi olarak değil, bir canlı olarak tanıyarak anayasasında değişiklikler yaptı, bunun anlamı hayvanların artık ahlâki ve yasal çerçeveye dahil edildiğiydi. 2002 yılında Almanya hayvanlara anayasal haklar tanıyan ilk ülke oldu. Aynı sene İngiltere kürk çiftliklerini yasakladı. Hollanda’da özellikle hayvan haklarına odaklanan ve Hollanda parlamentosunda temsil edinme hakkı kazanan bir parti kuruldu. ABD’de California eyaleti, 2008 yılında diğer eyaletlerden aşırı kalabalık kafeslerde  üretilen yumurtaların ithal edilmesini yasakladı. Benzeri düzenlemeler Michigan, Florida, Arizona ve diğer eyaletlerde de hayata geçirildi.

Bir diğer başarı ise bir çok ulusal hayvan hakları kuruluşunun şirket tarımcılığına karşı legal mücadelesi geliştirmesiyle elde edildi. Bu kuruluşlar çiftlik hayvanlarının kafeslere tıkılmasına karşı yasak getirme konusunda anlaşmaya varabildiler. 2015 yılına dek, California yasaları bütün çiftlik hayvanları için uygun bir yer açılmasını gerektirecek, böylece hayvanlar ayağa kalkabilecek, uzanabilecek, sağa sola dönebilecek ve kanatlarını çırpabilecekler (buna mutlu mu  olunması gerekiyor? Bir kazanımmış gibi?).

İngiltere ve daha bir çok ülke, sirklerde yaban hayvanlarının kullanılmasını artık yasaklıyor. Büyük hayvanların yakalanarak esir edilmesi hayvanat bahçelerinin idaresinde değişikliğe yol açtı, artık çoğu hayvanat bahçesinde fil bulunmuyor. 2012 yılında Tayvan’da metal kapanların satışı ve kullanımı yasaklandı, bu yasak PETA ve  ülkedeki hayvan hakları gruplarının hükümete uyguladığı baskılar sonucunda elde edildi. Çin’de hayvan hakları giderek güçleniyor; çünkü genç kuşak  konuya ilgi gösteriyor. Ülkede hayvanlardan yana sayısı artan halk protestoları yapılıyor. Hem ülke içinde hem de farklı ülkelerdeki hayvan refahı ve hayvan hakları gruplarının baskısı sonucu Çin hükümeti ülkenin ilk hayvan koruma yasası tasarısını başlattı.

AB’ni oluşturan Polonya, Yunanistan, Portekiz gibi 27  ülkenin tamamı fabrika çiftçiliğinde yaşanan aşırı zulümlere karşı işbirliğini kabul etti. AB yasası artık  tavukların tel kafeslerde, kanat çırpacak kadar yeri olmadan tutulmasını yasaklıyor. Ayrıca domuzların ve veal eti olarak yetiştirilen danaların tek bir bölmede kapalı tutulması artık hoş görülmüyor, buna izin verilmiyor. Mart 2013 tarihinden itibaren artık hayvanlar üzerinde test edilmiş kozmetik ürünleri diğer AB ülkelerine ihraç etmek yasa dışı. Avustralya’da Ocak 2013 tarihinden itibaren artık  fabrika çiftliklerinden yumurta satın alınmıyor.

Yeni Zelanda  büyük kuyruklu maymunlara temel haklarını veren ilk ülkeydi, sene 1999’du. Şempanzeler ve diğer primatlar artık deneylerde, testlerde ya da eğitim amaçlı olarak bu tarihten itibaren kullanılmadılar. 2008 yılında İspanya büyük kuyruklu maymunlara yaşama hakkını tanıdı. Avusturya, Yeni Zelanda, Hollanda, İsveç, Belçika, İngiltere de hemen peşinden geldi. Mayıs 2013 tarihinden itibaren ABD Ulusal Sağlık Kurumu artık şempanzeler üzerindeki deneylere fon sağlamayacağı şeklinde tarihi bir açıklama yaptı, primat araştırmalarına desteğini çektiğini ilan etti. Yakın zamanlarda New England Primat Araştırma Merkezi /Harvard Üniversitesi, tesislerini kapamayı plânladıklarını açıkladı. Özgür şempanzeler kampanyası; içlerinde primatologların, antropologların, felsefe profesörleri ve etikçilerin bulunduğu bir grup profesyonel tarafından yürütüldü. Bu kampanya insan türünden olmayan primatların yaşam hakkı, bireysel özgürlüğün  koruma altına alınması ve işkenceye uğramalarının yasaklanması gibi yasal hakların  ilân edilmesi anlamına geliyordu.

Hayvan refahı adına çeşitli girişimler ve başarıya ulaşan bir takım yasal düzenlemeler Batı’da yer almayan ve geleneklerin hayvan zulümlerine izin verdiği birçok ülkede hayata geçirildi.

9. Antropolojik Makineyi Durdurun

İnsan davranışları rasyonel ve etik mi ? Homo sapiens nasıl oluyor da doğal düzenin dışına çıkabiliyor? Bizler doğal varoluşundan koparılmış bir tür müyüz? Ontoloji, bir ayrımcılık makinesi mi? “Var olan”ı “var olmayan”a dönüştüren bir makine mi? Bu sorgular İtalyan düşünür Giorgio Agamben’e ait. Agamben’in felsefesi hayvan hakları için bir savunma ortaya koymasa da insan/hayvan ayrımının sebebi konusunda bir bağlantı var, Agamben insanmerkezciliğin/antroposentrizmin köklerini teolojide, metafizikte ve biyolojik bilimlerde arıyor. İnsanın ne olduğuna dair klasik varsayımın tersine Agamben “İnsan nedir?” diye soruyor.  Steve Best de benzeri bir soru soruyor: “hayvan meselesinin insan meselesinin merkezinde yer aldığını anlayabilir miyiz? Hayvan sömürüsünün birbirimizle ve doğayla olan ilişkilerimizde yaşanan toplumsal ve doğal krizlerin her bir tarafında kendini nasıl da belli ettiğini kavrayabiliyor muyuz?

Agamben’e göre insan türü, hayvan kategorisinden bir çeşit dışlama, bir istisna gibi.  Agamben insanlık kavramının aslında gerçek bir anlamı olmadığını, boş bir ideal olduğunu buldu: ”insanı ve hayvanı birbirinden ayırıyor ve kendimizi bu boşlukta riske atıyoruz”. Homo türünün kendi kendini bir istisna haline getirmesi, insanın kendi hayvanlığından kendi içinde bir kategori yaratarak uzaklaşması/bunu askıya almasıdır. Bunu farklı bir bağlamda ele alırsak, insan türü artık doğal olarak evrim geçirmemektedir, teknolojiye bağımlıdır.

İnsanın kendini bir istisna haline getirmesi olgusunu açıklamak üzere Agamben  “Açık Hava, İnsan ve Hayvan “adlı kitabında “antropolojik makine” kavramını ortaya sürer. Makinenin hem metafizik hem politik anlamları vardır. Felsefi anlamda makine “insan/hayvan, insan/insanlık dışı gibi zıt kavramlar aracılığıyla insanın üretilmesidir”. Böylesi bir ayrım/ya da yanlış kavramlandırma Aristo, Aquinas, Kant ve daha bir çok düşünür aracılığıyla Batı düşüncesinin derinlerine gömülmüştür. Aslında aydınlanmanın bütün mentalitesi, yakından incelendiğinde insanın Doğa’yı kontrol etmesi düşüncesinin tohumunu içinde taşır. İnsanları diğer hayvanlardan üstün görür, bunu akıl sahibi olma kriterine göre yapar. Bu açıdan klasik metafizik canlılara yönelik hem indirgemeci bir tavrıdır, hem de bir tahrif etme sistemidir. Gerçek şudur: insan merkezci akıl yürütmenin saf akıl ya da etikle hiçbir alâkası yoktur. Daha çok araçsal bir akıl yani belli bir menfaat ya da güç kazanmak için araç görevi görme tarzında bir akıl yürütme söz konusudur. Freud başka türlü düşünüyordu. İnsanlar akılla uyum halinde davranmazlar çünkü insan benliği akıl dışı elementlerden oluşmuştur, diyordu.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki ontolojik sınır konusunda Agamben Batı ontolojisinin gizli amaçlarını şöyle açıklar: “ontoloji, ya da ilk felsefe,o kadar masum bir akademik disiplin değildir, aslında her anlamda antropogenesisin- yani yaşayan varlıkların insana dönüşme sürecinin -gerçekleştirildiği son derece  köklü bir operasyondur”. Agamben ontolojinin stratejik olarak insanlığa mantıksal bir üstünlük bahşederek hayvan olmayı (insanların doğal temel özelliklerini)  dışlamasını kastediyor burada. Böylesi bir üstünlük ve imtiyaz sahibi olmak, yasanın altında kabul edilmeleri sebebiyle insanların hayvanlara canı nasıl isterse öyle davranmasına izin verir.

Aslında antropolojik makine insanın kendine yabancılaşmasının köküdür. Burada Marks’ın varoluşsal yabancılaşma düşüncesinden farklı bir durum söz konusu. Burada, yabancılaşmayla insanın kendini kendi türünün narsisizmine gömmesi kastediliyor. Agamben’e göre, makine, insanın kendini bir istisna haline getirmesi ve dışlaması sürecini hem içsel olarak (insanın kendi hayvanlığından uzaklaşması) hem de dışsal olarak (insan/hayvan şeklinde bir kategorik ayrım) üretir. Politik bir aygıt olarak makine, belli insan ırklarının yok edilmesini meşrulaştırır, Yahudilerin insan kabul edilmemesi gibi. Bunun gibi antropolojik makine hayvanların soykırıma uğramasında da etkilidir; çünkü hayvanlar da hiçbir hakkı bulunmayan “vahşi” ya da ilkel canlılar olarak görülür. Bu, modern  kurumsal barbarlık ya da hayvan endüstrilerinde yürürlükte olan mentalitenin aynısıdır. Gerçekler şöyle: sadece ABD’de öldürülen gıda hayvanları sayısı (Gary Yourofsky’nin rakamları ): her yıl 10 milyar kara hayvanı ve 18 milyar deniz hayvanı. Bu hayvanlar kendi meşru müdafaamız için değil, Zoe oldukları- bir larva-için, ilkel oldukları için öldürülüyorlar.

Modern insan ekonomik etkinliklerle meşgul, “canı sıkkın bir hayvan” haline dönüşmüş, bir hiçlik hali içerisinde yaşıyor. Türümüzün kendi iç boşluklarını doldurmak için başka türlü şeylere doyumsuz bir iştah beslemesi bu yüzden.  Çözüm, insanın kendi hayvanlığını yeniden canlandırmasında yatıyor (insanlar da primatlar). İnsanın yaşadığı kopma ve parçalanmadan meydana gelen yarayı iyileştirmenin tek yolu bu.

Bütün canlılar ortak bir ata yoluyla birbiriyle akraba, hepimiz Dünya’nın eşit sakinleriyiz. İçimizde atan nabız onlardakiyle aynı. Biz ve onlar arasındaki fark üzerinde ısrar etmek yerine bir oluş bağı oluşturmaya çalışmalıyız- makinelerle can yakan bir varoluş yerine.

Her varlık kendini ifade etmek için kendi ifadelerini arar. Bir varlığın bütünlüğü bir şeye indirgenemez.Bu yazıyı yazarken dışarıda kuşlar  ötüşüyor.  Baharın dönüşünü kutlamak için dönmüşler. Bahçede arılar çiçekten çiçeğe konuyor. İleride yeşil otlar hayvanları çağırıyor, gelsin oynasınlar diye. Ancak gene de gıda hayvanı adını verdiğimiz hayvanların böyle bir hakkı olmadığından eminiz. Onlar için, gündüzler sonsuz gecelerden ibaret; hayat ağır ağır solmak, çürümek demek. Onlar açık bir gökyüzünün altında yaşamanın, yumuşak toprağa basarak koşup oynamanın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Hayvan özgürlüğü hareketi milyarlarca hayvan insan eliyle acı çekerken  durumun aciliyetini ortaya koyuyor: hayvan  köleliğini son erdirmek için harekete geçin, diyor.

İnsanların diğer hayvanlara davranma biçimi bizim kim olduğumuzun bir yansımasıdır. Hayvan hakları bizi “insan olmak nedir?” sorusu üzerine yeniden düşünmeye  çağırıyor. Sorunun cevabı ise hayvanlarla aramızdaki etik ilişkilerde bulunacak.

Çeviri: Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.