Hayvan Bakış Açısı Kuramı/IV.Kısım: Hayvan Bakış Açısı, Etik, Adalet ve İnsan Doğası

Dr. Steve Best

Etik anlamda,  hayvan bakışı; adalet kurallarının belirlenmesi, bir toplumun veya bireyin moral karakterinin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi ve  Homo sapiens’inşiddet dolu, agresif, hiyerarşik ve baskıcı eğilimleri olan bir tür olduğunun altını çizen eleştirel bir perspektif kazanılması anlamında bir çok değer üretiyor ve bunun bir çok sonuçları bulunuyor.

Çoğu zaman insanların kendilerini “iyi” görmek ve insan türünü evrim geçirmiş ve moral bir tür olarak yüceltmek gibi bir takıntısı var, insanların kendini kandırma yönündeki sonsuz kapasitesi ve derinden yanlış ve rahatsız hayvanlar olduğunu kanıtlayan kanıtlara rağmen. İnsanların birbirini hangi sıklıkla işkenceye maruz bırakıp aşağıladığı ve öldürdüğü açısından bakıp insan doğasını değerlendirmek olayın bir yönü, ama hayvan bakış açısından bakınca karşımıza çıkan insanlık manzarası çok çok daha karanlık. Açıkça görülüyor ki hayvanlar insan dilini kullanarak bizimle ilgili düşüncelerini ifade edemiyorlar ama eminim ki haklı öfkeleri ve nefret dolu patlamaları karşısında betimiz benzimiz atardı. Anglikan rahibi, İngiliz yazar, profesör William Ralph Inge’ın şu sözlerini bir düşünün: “ hayvanlar aleminin geri kalanını köleleştirdik ve kürklü ve tüylü kuzenlerimize öylesine kötü davrandık ki hiç şüphesiz eğer bir dinleri olabilseydi hayvanlar Şeytan’ı insan biçiminde hayal ederdi”. Ya da 1972 yılında çıkan kitabında Isaac Bolshevism Singer’ın yazdığı şu sözleri bir düşünün:” hayvanlara davranışları söz konusu olduğunda,  bütün insanlar bir Nazi’ydi.” 19.yüzyıl düşünürü Arthur Schopenhauer’in söylediği gibi”, hayvanlara merhamet etmek, insanın karakterinin iyiliğiyle ilgidir ve hayvanlara karşı zalim olanın iyibir insan olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz”.

Yakıcı aforizmalardan kitap eleştirilerine geçersek, Mary Shelley’nin klasiği Frankestein insanlığa dair güçlü bir eleştiri olduğunu söyleyebiliriz. Eser; hümanist kendini beğenmişliğin, iktidara yönelik bilimsel arzunun ve kontrolden çıkmış bir teknolojinin itham edilişidir. Shelley’nin klasiği ayrıca  ne  insan ne de hayvan olan bir yaratığın perspektifinden insanlığa yönelik son derece çarpıcı  ve keskin bir eleştiridir. “Canavar” figürüyle Shelley doğal ve yapay; kişiler ve nesneler; doğurulanlar ve yapılanlar arasındaki çizgiyi bozar, yaratığı insan yaratıcısından ve bir bütün olarak insanlıktan hem fiziksel hem de mental anlamda üstün olarak sunar. Dr.Frankestein Dr. Faust’u alegorize ederken çeşitli parçaların toplamından oluşan yaratığı Rousseau’nun “doğal insan”ının bir emsalidir neredeyse. Masum ve kötülük nedir bilmeden doğan yaratık bir dizi insan zulmüne katlanır ve bunun sonunda insanlıktan nefret etmeye başlar, ve şiddete başvurur. Ama okuduğu bir tarih kitabında insanların sistemli şiddeti, savaş, soykırım ve bütün insanlık tarihi boyunca yaşanan yıkımı öğrenince Homo sapiens’i çok daha bilgi dolu bir biçimde küçümser ve dehşete kapılır.

“Ishmael” adlı romanında Daniel Quinn, hayvan bakış açısını temel anlatı aracı haline getirir. Quinn insanlığın ideolojik ve yapısal hatalarını, sirkteki bir gorille ona rastlayan bir adam arasındaki Sokrat tarzı bir diyalogla dramatize eder. Adam, kendisiyle mükemmel bir İngilizceyle telepatik olarak konuşabilen goril karşısında ilk şokunu atlattıktan sonra onunla ağır bir tartışmaya girer; tartışmayı goril yürütmektedir, ve tartışma iki temel varoluş modu arasındaki kritik zıtlık üzerinde yoğunlaşmaktadır. Avcılık ve toplayıcı topluluklar  sürdürülebilir “ayrık” kültürlerdir, tarım toplumları ise büyüme hedefli “alıcı” kültürlerdir, bunlar sürdürülemez varoluş modları edinir, kendileri ve etraflarındaki yaşam biçimleriyle uyumsuzluk içinde yaşar, bütün hayatın ve nesnelerin bir araç olarak kendilerine hizmet ettiğini düşündükleri türden bir amaç olarak kendilerini yüksek görürler. Tabii ironiyle, goril on bin yıl boyunca diğer hayvanları esir edip sömürdükten sonra aslında gerçek “esir”lerin insan türü olduğunun altını çizer, çünkü tarım toplumlarının hiyerarşik yapısı insanların incelemeyi ve değiştirmeyi başaramadığı felaket boyutlarında toplumlar ve ideolojiler üretmeye devam etmiştir. Shelley’nin hikâyesindeki yaratık gibi, Quinn’in öyküsündeki goril de hayvan bakış açısı aracılığıyla “uygarlık” üstüne önemli bir eleştirel perspektif sağlar, bu perspektifte  düşünen ve  konuşan yaşam formları insan varoluşunun temelden hatalı, kesinlikle işlevsiz; akılcı ve bilgelik dolu olmak yerine barbar ve artık çıldırmış bir şeye dönüştüğünü söylerek yıkıcı eleştirilerde bulunur.

Bazı filmler hayvan bakış açısının sonuçlarını dramatik bir biçimde ortaya koyar. Hiç şüphesiz 50 seneden fazladır insan türcülüğüne yönelik en güçlü eleştiriler  “Maymunlar Cehennemi” filmi serisinden geliyor. “Maymunlar Cehennemi”, efendi-köle ilişkilerinin ters yüz edilmesine dayanır, insanlar üstün bir kuyruksuz maymun türü tarafından ezilmektedir. Bu sefer kötü, iğrenç kokulu, cahil ve zekâsı ancak davranışları taklit etmeye dayanan ve nihayetinde esir edilen, avlanan, eğlence değeri ve bilimsel araştırmalar için sömürülenler kuyruksuz maymunlar değil, insanlardır. “Maymunlar Cehennemi” filmlerinin politik bilinçdışının derinlerine gömülen duygu ise insan türünün soykırımcı ve ekokırımcı kurumları ve kafa yapıları nedeniyle hissedilen suçluluk hissidir.

“Maymunlar Cehennemi” filmlerinin tamamında insanların kendinden nefret ettiğini gösteren anlar vardır, mesela insanların şiddet dolu doğasından şikayette bulunan, daha iyi bir tür bulmak adına uzay keşif grubuna katılan ve “en iyi insan ölü insandır” gibi cümleler söyleyen Charles Heston karakterinde bunu açık açık görüyoruz. “Maymunlar Cehennemi” filminde iktidarın ters yüz edilmesi bir çok anlamda insanlarda zekâ olmadığı, psikolojik olarak tekellerine aldıkları teknolojik bilgiyi ellerinde tutmaya uygun olmadıkları, evrimsel bir çıkmaz sokak oldukları gibi bir çok düşünce öne sürülüyor. Günümüze dek yapılan en hayvan özgürlüğü yanlısı ve en cesur filmlerden biri ise “Maymunlar Cehennemi:Başlangıç” (2011) filmid. Bu film Alzheimer hastalığını tedavi etmek için genetik olarak modifiye edilmiş retrovirüs taşıyan bir denek olan şempanze Caesar’ın öyküsü anlatılır. Ancak ilaç şempanzelerin zekâsını artırır ve insanları öldürür. Caesar hapisane gibi bir barınaktan şempanzelerin kaçmasını sağlar,  şempanzeler Golden Gate Köprüsünde polislerle mücadele ederek ormana doğru kaçarlar. Film şempanzelerin içinde bulunduğu hâli çizmekte son derece net, ve zalim insanları şiddet kullanarak yerlerinden indirme konusunda son derece cesurca desteğini veriyor.

Caesar,  “Maymunlar Cehennemi:Başlangıç”

Hayvan bakış açısı aracılığıyla etik değerlendirmede geştalt kayması sonucu mümkün olabilen derin etik bir içgörü elde edebiliyoruz, böylece  bir toplumun, kültürün, veya bireyin etik karakterini ölçmek için diğer hayvanları nasıl görüp onlara nasıl davrandığı sorusu bir mihenk taşı haline geliyor. Kültürlerin ya da insanların ahlâki değerini, felsefi derinliğini ve  insanlığını diğer hayvanlarla  ve doğayla ilgili görüşlerini ya da ilişkilerini incelemeden yeterince değerlendiremeyiz. Etik ve kadın incelemelerinin Batı medeniyetinin “uygarlık” ve “ilerleme” ile ilgili taleplerini yeniden gözden geçirmeye zorlaması gibi şimdi insan toplumlarını bir kez daha hayvan bakış açısından bakarak incelemek zorundayız. Gandi’ye ait olduğu düşünülen sözde söylendiği gibi, “bir ulusun ve onun ahlâki gelişiminin büyüklüğü, hayvanlara nasıl davrandığına göre değerlendirilebilir”. Kölelik ticaretine dahil olan birisinin ahlâki bir bütünlüğünün olamaması gibi hayvanları istismar eden ya da onları görmezden gelen birisinin de değerli olduğunu söyleyemeyiz, hayvan bakış açısı bizi insanlara ve topluma yeni biçimlerde bakmaya zorluyor ve bunu yaparken Homo sapiens’i olduğu gibi; yani şiddet dolu, yabancılaşmış, tahakkümcü, rahatsız, cinayet işleyen ve kendi yıkımına sebep olan bir tür olarak görmemizi mümkün kılıyor.

Eski kadim bir ilke var, “Altın Kural”. Musevi, İsevi, Konfüçyen ve Stoacı geleneklerde ve dünya dinlerinde varolan bir ahlâki perspektif bu. Altın Kural elbette bizi başkalarına bize davranılmasını istediğimiz gibi davranmaya çağırır. Bir çok dini gelenekte varolan bu kadim düstûr bütün zamanlarda geçerli bir perspektif, neyin yanlış ve neyin doğru olduğuna karar vermek adına bulunmaz bir karar verme tekniği. Bu yüzden bu kural bize hem empatiyi hem de karşılıklık prensibini de düşündürüyor, her ikisi de mantıksal tutarlılık prensibine bağlı. Ancak önyargı ve mantıksal tutarsızlık bizi diğer hayvan türlerine Altın Kural’ı uygulamaktan alıkoyabilir. 19.yüzyıl İngiliz yazarı Thomas Hardy’nin inandığı gibi, Darwinizm, “mantıksal olarak fedakârlık içeren ahlâki kuralların yeniden düzenlenmesini de kapsıyordu, bunu insan türünün bulunduğu alandan bütün hayvanlar aleminin ait olduğu alana dek “Altın Kural”ın uygulamasını genişleterek yapıyordu”.

Altın Kuralı daha karmaşık bir dille yeniden kuran 18.yüzyıl düşünürü Imanuel Kant, eylemlerin “kategorik buyruk” perspektifinden ele alınması gerektiğini öne sürdü. Kant’a göre,  mantıksal çelişkiye düşmeksizin evrensel olduğunu söyleyemeyeceğimiz hiçbir biçimde hareket etmemeliyiz. Mesela tek bir kişi hariç herkesin kanuna uyması gerektiğini söylemek bir çelişkidir. Burada tutarlılık düşüncesi büyük önem taşıyor, çünkü  Altın Kural’ı ya da kategorik buyruğu bir adım ileri taşırsak- hayvanlarla olan  ilişkimizin sınırlarının ötesine- kendimize  şunu sormalıyız: hayvanların bize bizim onlara davrandığımız gibi davranmasını ister miyiz? Gıda için katledilmeyi, deneylerde kullanılmayı, palto ve giyecek olmak için yetiştirilmeyi; sirklerde, yarışlarda ya da mesela bir akvaryumda performans sergilemeyi ister miyiz? Cevap “hayır” olacağından, hepimiz kendi tutarsızlığımız, ikiyüzlülüğümüz, çifte standardımız ve  hiç bir biçimde haklı göremeyeceğimiz ayrımcılığımızla yüzleşmek zorundayız. Bu açıdan “Maymunlar Cehennemi” serisi, türcü tutarsızlığın mantıksal sonucu olarak görülebilir.

Eylemlerimizin geçerliliği ve tutarlılığını başka bir şekilde denemek için 20. yüzyıl düşünürü John Rawls’ın toplumsal sözleşme teorisini de uygulayabiliriz. İlkelerini tarafsız bir bakış açısına göre formüle ederek yeni bir adalet teorisi kurmak isteyen Rawls varsayımsal bir toplumda kendi konumumuz ya da statümüzle ilgili hiç bir şey bilmediğimiz bir “cehalet peçesi” takmamızı ister. Zengin mi yoksul muyuz bilmiyoruz, beyaz mıyız siyah mı, erkek miyiz kadın mı, yaşlı mı genç mi, hiç birini bilmiyoruz. Rawls, hiçbir biçimde kendimizi imtiyazlı saymanın yolu olmadığını düşünmemizi ister, çünkü sosyal konumumuzla ilgili hiçbir bilgimiz yok, bu yüzden bütün insanlara eşit olarak faydası olacak hem tarafsız hem adil adalet prensipleri formüle edebiliriz. Rawls’un teorisi ulus içi adaletten yola çıkıp zengin ulusların yoksul uluslara olan sorumluluklarına işaret etmek adına uluslararası ya da  küresel adalete uzanamadığı için eleştirilmişse de hümanist bakış açısınının ötelerine uzanabilmesi anlamında önemli.

Diğer bilinmeyenlere ek olarak, cehalet peçesi hangi türe ait olduğumuzu bilmemize de engel olur ve böylece  bir eve et olarak gidip gitmeyeceğimizi asla bilemeyiz. İnsan mı, inek mi, domuz mu ya da tavuk mu olduğumuzu bilememek hepimizi mantıksal olarak  bütün türler adına daha çok özgürlük, adalet ve hak elde etmesi yönünde adalet kuralları yapılandırmaya motive eder. Hayvan bakış açısı Rawls’un cehalet peçesine daha da güçlü bir katkıda bulunur ve bunun olası sonucu olarak daha adil bir tartışma çıkar ortaya: hiçbir ayrıcalığı olmayan bir insan sınıfı üyesi olmak mı ya da uzun bir ölüm süresinden önce esir olmanın kâbusuna katlanmaya zorlanan bir endüstriyel kümes tavuğu olmak mı? Bu tür bir araç tutarlı bir biçimde uygulanırsa mantıksal olarak dirikesimden, avcılıktan, et tüketiminden ve insanların diğer hayvanları sömürdüğü bitmek tükenmek bilmeyen diğer yollardan uzak bir toplum inşa etmeye götürür bizleri.

Çev.Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.