Empati Düğmesini Kapatmak

Nadir Bencan

Hayvanlara karşı uygulanan şiddeti dibine kadar kurcaladığımızda, karşımıza sinir hücresi(nöron) çıkar. İnsanlara karşı uygulanan şiddet konusunda da aynı yere çıkarız. Bir topluma karşı uygulanan şiddet de(soykırım), bir gruba karşı uygulanan şiddet de(holiganizm, ötekileştirme) bizi aynı yere götürür.



Omurgalıların hepsinde bir empati yeteneği olduğunu biliyoruz. Omurgasızlarda ve böceklerde bu yeteneğin bulunduğuna dair yeterli bilgimiz yok henüz. Empati yeteneği şu üç yapı üzerinde gelişir: 1- Birey, çevreden ayrı olarak kendisinin farkındadır. 2- Birey çevresindeki diğer varlıkları gözleyebilmektedir. 3- Son olarak da birey, gözlediği varlıkların hareketlerinin sonuçlarını kendi duygularına uygulayabilmektedir. Yani gözlediği varlık şu davranışı yapıyorsa, sonunda acı duyacak. Çünkü aynı davranışı ben yaptığımda acı duyuyorum. Gözlenen varlık şu davranışı yaptığında doyacak. Çünkü ben aynı davranışı yaptığımda doymuştum. Sevinecek, çünkü öyle olduğunda ben sevinirim.

1980 li yıllarda, memelilerin beyninde “ayna nöronlar” denilen bir grup sinir hücresi keşfedildi. Dilimi çıkardığımda, beynimde belirli bir grup hücrenin aktifleşmesi sayesinde bunu yapabilirim. İşte seksenlerde İtalyan sinirbilimcilerin keşfettiği nöronlar, hem ben dilimi çıkardığımda aktifleşen, hem de karşımdaki birisi dilini çıkardığında aktifleşen nöronlardı. Bunlara “ayna nöronlar” dendi ve taklit yeteneğimizden, empati(kendimizi karşımızdakinin yerine koyma) yeteneğimizden, hatta konuşma yeteneğimizden bu nöronların sorumlu oldukları teorileri geliştirildi.

Aslında taklit yeteneğimizi “davranışsal taklit” ve “duygusal-düşünsel taklit” olarak ikiye ayırabiliriz. Bu durumda, duygusal-düşünsel taklit yeteneğine “empati” dediğimizi ifade edebiliriz. Ayna nöronlar üzerinde çalışmalar devam ediyor ama, şimdilik daha ileri bir gelişme olduğu söylenemez.

Sinir sistemimizde, bazı sinirlerin çalışmasını engelleme, bazı sinirlerin aktifleşme eşiğini(uyartı eşiği deniyor) yükseltme gibi yetenekler de var. Bir konuda farkındalığımızı geliştirmemiz, ilgili sinir hücrelerinin aktifleşme eşiğini düşürmemiz anlamına gelir. Bu, daha az şiddette uyartı ile bu sinirlerin aktifleşeceği anlamına gelir. Boşverdiğimiz konularda da, aktifleşme eşiğini yükseltiriz, o şey kolay kolay dikkatimize çıkamaz bu durumda.

Aktifleşme eşiği çok ender konularda otomatiktir. İçgüdülerimiz ve reflekslerimizle ilgili konulardır bunlar. Bunun dışında tamamen öğrenilmiş konulardır bu yeteneğimize muhatap olan konular. Daha bebekliğimizden itibaren çevreden gelen bazı algılara boşvermeyi, bazılarında da farkındalığımızı artırıp, algılarımızı daha ince ayarlara tabi tutmayı öğreniriz.

İnsana karşı şiddet uygulayan suçluların çoğunun, geçmişinde-çocukluğunda hayvanlara karşı şiddet davranışı bulunduğu söylenir. Doğru bir tespit olabilir bu. Belki diğer varlıklara karşı empati duymasını sağlayan sinirsel yapılar genetik olarak daha yüksek eşiğe sahiplerdir, belki nörokimyasal-çevresel konjonktür farklı şartlanmalar oluşturmuştur beyinde, belki de yalnızca farklı bir eğitim süreci ile desteklenmiştir bu empati eksikliği. Sonuçta insana, hayvana, çevreye karşı “kendini onun yerine koyup benzer duygular hissetmede” eksiklik ortaya çıkmaktadır. Bu insanlar, seçtikleri bazı olay, obje veya konular için empati düğmesini kapatmaktadırlar. Önceleri bilinçli olarak yapılan bu “kapatma” davranışı, giderek otomatikleşmekte, birey farkında bile olmadan, empatiye kapattığı konuda hiçbir duygusal tepki oluşturamamaktadır.

Empati düğmesini kapattığınızda ego’nun “sadizmi” için meydan bomboş kalır. Empati yeteneği, “merhamet” duygumuz ile sıkı bir ilişki içindedir. Hatta biri diğerinden kaynaklanıyor bile diyebiliriz. Merhamet duygusunu bir şekilde by-pass ettiğinizde, ego nun sadizmi iplerinden boşanır. Çünkü ego, kendi dışındaki varlıklara karşı ya merak duygusu ile ilişkiye geçer, ya eğlenme duygusu ile, ya yok etme- çevresini tehlikeli ve hatta yararsız unsurlardan temizleme duygusu ile, ya da korku duygusu ile. Merak duygusu ile kendi dışındaki bir varlığı(insan, hayvan, eşya) eline alan ego, rahatlıkla ona zarar verebilir ve bunu umursamaz. Herhangi bir duygusal tepki vermez, evirip çevirir, inceler ve merakı tatmin olduğunda bırakır gider.

Eğer korkuya dayalı bir ilişki oluşmuşsa ego ile diğer varlık arasında, ya kaçma, ya da korku yaratan objeyi-olayı tahrip edip ortadan kaldırma davranışı geliştirir.

Çevresini temizleme duygusu, güven içinde yaşama, gelecekte de güven içinde olma güdüsünden kaynaklanır. Bu nedenle kırda kamp yaparken etraftaki yabani otları sökeriz, üzerimize böcekten koruyucu ilaçlar süreriz ve çadırın etrafına mazot dökeriz ki iri böcekler yaklaşmasınlar. Etrafta gezen tilki, çakal, domuz filan görürsek de, onlar bize saldırma niyetinde olmasalar ve bizi görür görmez kaçıyor olsalar bile, gece rahat uyuyabilmek için onları ya vururuz, ya da ateş veya gürültü ile kaçırmaya çalışırız. Yanımızda eşimiz veya çocuğumuz varsa özellikle abartırız bu tedbirleri. Empati yokluğundan, kovaladığımız hayvanın da etrafta eşi ve çocukları olabileceği aklımıza bile gelmez.

Normal hayatta karıncayı bile ezmekten çekinen insanların, bir savaş durumunda hiç düşünmeden onlarca diğer insanı “düşman” diye öldürmekten çekinmemesini de bu kapsamda değerlendirmek gerekir. “Ben öldürmesem o beni öldürecek”, daha kötüsü, “ben öldürmesem o benim babamı, eşimi, çocuğumu, askerimi öldürecek” gerekçesi ile empati düğmesini şak diye kapatan zihinlerdir söz konusu olan.

Son olarak ego, kendisini tok, güvende ve huzurlu hissettiği bir ortamda, diğer varlıklarla eğlenme amacı ile ilişki kurmak ister. Kedinin kuyruğuna teneke bağlamak, horoz ve köpek döğüştürmek, at yarışı, boğa güreşi, kuşları kovalayarak eğlenmek bu tür davranışlardandır.

Çevre ile her tür ilişkide karşı tarafın zarar görmesini önleyen şey, empati yeteneğimiz, yani merhamet duygumuzdur. Empati düğmesinin kapatıldığı durumlarda bu ilişkiden karşı tarafın zarar görmesi neredeyse kaçınılmazdır.

Bilmemiz gereken şey, her durumda da empatinin by-pass edilmesinin öğrenilmiş bir “zihinsel davranış” olduğu, dolayısı ile geri döndürülebilir olduğudur. Yeniden eğitim, yeniden şartlandırmalarla yalnızca hayvanlara karşı şiddetin değil, hayvanlara karşı türcü(insan şovenisti) bakışın da yeniden yapılandırılması mümkündür. Bu tesbit önümüze ciddi bir görev koyar: Çevre içindeki yerimizi ben(ego) merkezli olarak değil, empati merkezli olarak yeniden tanımlama eğitimini tanımlamak. Bu eğitimi tanımlayabilmek için, geleceğin yaşam biçimini, olması gereken yaşam biçimini formüle etmek, hedefleri belirlemek. Gerek söylem, gerek eylem düzeyinde bu hedeflere gidişin yol haritasını hazırlamak.

Empati yeteneğimizde eşikleri yükseltip bazı şeyleri “boşver” kategorisine atmamızı sağlayan masalları, atasözlerini, davranış kalıplarını didik didik etmeliyiz, ipliklerini pazara çıkarıp herkese göstermeliyiz. Bazı şeylerde bu eşikleri düşürüp, ıcığına cıcığına araştırıp duygulanmamızı sağlayan örnekleri seçip ayırmalı, bunları herkesin görmesini, duymasını sağlamalıyız. Bizim tasavvufumuz, her türlü mistisizm, Kızılderili yaşam örnekleri bunlarla dolup taşıyor. Çevreye, hayvana, taşa toprağa saygının nasıl yüceltilmesi gerektiği, bunun nasıl alternatif bir yaşam tarzı olabileceği buralardan öğrenilebilir, öğretilebilir. Belki bu çabanın, modern bilimsel gelişmelerle mistisizmin barışması, birbirlerinden yararlanmaları gibi bir yan etkisi de olur kim bilir!

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.