Hayvan Haklarının Özü: Ahimsa

Dr.David Sztybel

Temel olarak ahimsa şiddet içermemek anlamına gelen bir ilkedir. Bu isim kullanılmasa bile modern hayvan hakları teorilerinde ahimsanın yansımasını bulabiliriz. Ahimsa bir Hint dini olan Jainizm’den kaynağını almıştır, 5,000 yaşını aşmış bir ilkedir. Hiç birimiz ciddi mental ya da fiziksel zararlar görmeyi istemeyiz. Ancak akıl tutarlı olmayı gerektirir. Eğer zarar gören kişinin kendisi değilse ya da o insanın sevdiği bir grubun ya da grupların dışında kalan birisiyse o zaman bu gerçekler kimseye bu insanlara zarar verme hakkı vermez.

Zarar verme hakkı/yetkisi ahimsa’ya terstir, ya da zarar vermeme yükümlülüğüne terstir. Irkçılık ve cinsiyet ayrımcılığına ya da farklı ırktan insanlara ya da kadınlara yapılan sistematik zarar verme eylemlerine de karşı çıkarız. Irkçılar ya da cinsiyet ayrımcıları kurbanlarının dişil özellikler göstermesinden ya da daha koyu bir cilde sahip olmasından dolayı zarar verme hakkı elde etmez. 1970 yılında Richard Ryder türcülük terimini ilk kez kullanan kişi oldu: kişinin kendi türünden olmayan ya da sözde bir tür özelliği olan akıl sahibi olmamak sebebiyle, his ve duyguları olan canlıları sistematik olarak zarar vermesine verilen addı türcülük.

Hayvan haklarına karşı en  popüler  felsefe  şudur: hayvanlara insanlara sağladıkları faydalar sebebiyle zarar verebiliriz; çünkü onlar mental anlamda bizden aşağı konumdalar.

Ancak türcüler  kurbanlarının hayvan olmasından ya da mental anlamda dezavantajlı olmasından dolayı zarar verme yetkisi elde etmezler.  Her ne kadar türcü filozof R.G.Frey hayvan hakları konusunu reddetme konusunda tehlikeli bir şekilde tutarlılık gösterse bile mental anlamda engelli insanlara zarar vermemeliyiz. Frey mental anlamda sorunlu insanların ve hayvanların onlara zarar veren tıbbi araştırmalarda kullanıldığını kabul ediyor. Varsayalım ki çok daha güzel, zeki ve etik uzaylılar gezegenimize geldi. İnsan olmadıkları için onlara zarar verme hakkımız olur muydu sizce? Bizim farklı bir türden olmamıza ya da mental anlamda onlardan daha aşağı konumda olmamıza bakarak, uzaylıların bize zarar verme hakkı olabilir mi? Ahimsa şöyle yanıt verir bize:Hayır.  Acı her zaman ve her yerde kötü olduğu için kendimize zarar vermekten  kaçınırız, bu yüzden kötüyü algılamamızın gerçeklikte bir karşılığı vardır. Aynı şey bütün duygu ve his sahibi canlılar için geçerlidir. Gerçekliği yansıtmak, akıl yürütmek açısından tutarlılık kadar  önemlidir. İnsanlara zarar vermeyi ancak meşru müdafaa ya da kaçınılmaz durumlar söz konusu  olduğunda kabul ederiz. Hiçbir bahane hayvanların yaşadığı zulmü haklı çıkaramaz. Ancak türcüler hayvanlara zarar verme hakkına “ihtiyaç” duyuyorlar; çünkü bu türden ciddi zarar verme eylemlerinin oldukça yaygın .

Gerçekten de hayvanlara ciddi zarar vermeyi reddetmek, veganları modern toplumlarda  hayvanların sömürülme biçimlerinden kopmaya zorluyor. Hayvanlar tuzaklara yakalanarak büyük acılar çekiyor, bazen çelikten bacak kapanlara yakalanan bacaklarını kemiriyorlar. Ya da  o sözde “kürk çiftlikleri”nde çıldırmış bir biçimde kafeslerinde dört dönüyorlar. Fabrika çiftçiliği her yıl 50 milyar hayvanı  içinde dışkı bulunan  iğrenç yemlerle beslemeyi, bu hayvanları içlerinde bir milim hareket edemedikleri yerlere tıkılmalarını, insanların asla tahammül edemeyeceği türden pislik dolu bir atmosferi solumalarını gerektiriyor. Hayvanların esir edildiği bu mekânlar ancak hayvanlar öldürüldüğü zaman temizleniyor. Ciddi hastalıkları olan hayvanlar tedavi edilmiyorlar.

Hayvanların nakledilmesi ve  öldürülmesi de gaddarlık etüdlerinden ibaret. Hayvan haklarına tamamen ters olarak, laboratuarlarda bu canlılara en korkunç hastalıklar bulaştırılıyor. İnsan hastalıklarının incelenmesi için yapılan bu şey bilimsel bile değil. Koyunlar insanlar için ölümcül bir zehir bile olsa galonlar dolusu arsenik tüketebilir. Penisilini keşfedenler kobay fareleri üzerinde deney yapmadıkları için memnunlar, çünkü bu ilaç hayvanları öldürüyor. Sirklerde ve ticari akvaryum merkezlerindeki hayvanlar bakımsız ve pis bölmelerde çürüyor, çok sert metodlarda eğitiliyorlar. Avcılar sırf eğlenmek için psikopat katiller gibi özgür yaşayan aile üyelerini öldürüyor. Balıklar havada boğularak, ya da parmak uçlarımızdaki sinirler kadar zengin ağızlarına takılan kancalarla ölüyorlar. Kediler ve köpekler pet mağazalarında dışkı ve hastalık içinde yetiştiriliyor, bu arada milyonlarca istenmeyen hayvan sadece “aşırı nüfus” sebebiyle öldürülmeye devam ediyor.

Bunların hiç biri savunulamaz. Gereksiz yere zarar vermeye son vermek ZORUNDAYIZ! İzin verebileceğimiz ya da uygulayabileceğimiz her keyfi zarar verme eyleminin sorumluluğunu yüklenelim. Kendimize yapılmasını istemeyeceğimiz, izin vermeyeceğimiz kötülüklerin başkalarına yapılması karşısında gösterdiğimiz ikiyüzlülüğü ve bencilliği sona erdirmenin zamanı. İnsanların çoğu bu türden yaşamsal bağlantılar kurmuyor. Hayvanlara “zarar verme yetkileri”ni doğuştan gelen hakları olarak görüyorlar. Eleştirel bir şekilde düşünüp bu meseleler üzerine kafa yoralım ve türcüleri hayvan kurbanlarına bağlayan o görünmez zulüm zincirlerini kesip atalım.

Çeviri. Cem

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.