Köleliğin Sonu, Kurtuluş, Özgürlük: Pek Yakında Kürk Çiftliklerinde….

GARY YOUROFSKY

11 Eylül  olaylarından sonra haftalar boyu medya haberleriyle altüst olmuş durumdaydım. CNN; MSNBC, FOX_News, The Today Show, Peter Jennings, Dan Rather, Brian Williams. Haber üstüne haber. Görüntü ardından görüntü. Çarpma anı. Ateş topu. Duman. Yıkılış. Yıkıntılar. Sıfır noktası. Panik. Karşılık. Hayvan hakları üzerine konferanslar veren ve ülkenin en açık sözlü  hayvan hakları özgürlükçülerinden birisi olarak ben World Trade Center’daki ve Pentagon’daki her kurban için acı çektiğimizi söylerken herhalde hareketin tamamı için bu sözleri dile getirmiş oluyorum. Hayvan trajedisi kadar insan trajedisi için de yas tutuyoruz. Hayvan hakları eylemcilerinin insan karşıtı olduğu iddiası rezil bir yalan.

Bizler diğer türler için eylemci olmayı seçiyoruz zira milyarlarca masum hayvan insanlar zerre kadar bir vicdan azabı hissetmeksizin öldürülüyor. Bizler veganız ; çünkü nefretin ve şiddetin günlük tüketim alışkanlıklarımız içerisinde kökten yok edilmesi gerektiğini idrak ediyoruz.

11 Eylül saldırılarından sonra geçici bir süre için de olsa insanlığa olan inancım yenilenmişti; çünkü birlik ruhunun, empati, merhamet ve sevginin coşup taştığını görmüştüm. Tüm dünya kötülüğü kınıyordu, masum hayatların yok edilmesini kınıyordu. Bu zulmü yapanları bulmak için kurulan bu birlik duygusu içinde acaba yaşayan herhangi bir canlıyı öldürmenin de yanlış olduğunu anlayacak mıyız, diye merak ettim. Kolektif bir merhamet dalgasıyla insanların eğlence, gıda, spor, ve araştırma amaçlarıyla diğer canlılara reva gördüğü terörün de sona ereceğini, en azından azalacağını ümit ettim.

Bir iyimserlik anında Amerika topraklarında dolaşan, ellerinde tüfeklerle gezip her yıl masum 200 milyon hayvanı öldüren kamuflajlı avcının da tüfeklerini fırlatıp atacağını ümit ettim.

Acaba dirikesim prosedürlerinde yılda 50 milyon kedi köpek, primat ve fare öldüren hayvan deneyleri yapan araştırmacılar bir aydınlanma ânı yaşayacaklar mıydı? Yavru köpeklerin kedilerin, dağ gelinciklerinin gözlerini iğnelerle dikip acaba körlük bu hayvanların beyinlerini etkiler mi diye merak eden araştırmacılar bu barbarlığa son verecekler miydi?

11 Eylül bombalamaları sonrasında Oregon Bölgesel Primat Araştırma Merkezi’ndeki araştırmacılar-ki bu insanlar primatlardan sperm elde etmek için onlara elektro şok uyguluyor- acaba meseleyi anlayacaklar mıydı? Elbette hayvan araştırmaları topluluğu tutuklanacak ve terörizmle suçlanacaktı. Terörist kürk çiftliği sahipleri ve tuzakçılar minklerin boyunlarını kırdıkları, tilkilere anal yoldan , çinçilalara genital yolla elektrik verdikleri için, ve çelik tuzaklarla, bacak kapanlarla hayvanları yakaladıkları için hapse atılacak mıydı? İnsanlık artık hayvanların bizim yiyeceğimiz olmayı istemediğini, giysi, eğlence, araştırmalar için kullanılmak istemediğini idrak edecek miydi? Nihayet İngiliz rahip William Inge’in eğer hayvanlar bir din kuracak olsaydı şeytanın insan şeklinde resmedileceğini söylediği sözlerini anlayacak mıydık? Ve nihayetinde bu imajı değiştirmek için çabalayacak mıydık? Gandi’nin o ölümsüz barış sözleri ,”bir kuzunun hayatı bir insanın hayatından daha değersiz değildir”, Amerika’nın her okulunda söylenecek miydi?

Ama lanet olsun ki insanların hayvanlara olan tavrında hiçbir değişiklik olmadı. İnsan geleneklerinin rutin şiddeti daha fazla hasır altı edildi. İnsanların bu şiddete karşıtlığını ifade eden sözleri beni daha da hasta etti ; çünkü hepsi de ikiyüzlüydü ve kandırıyordu.

Yazıklar olsun ki insanların insan olmayan canlılara olan nefreti o kadar kötü , acı ve sabit ki bin tanrı olsa hiç biri hiçbir şey yapamazdı. Kısa bir an için aslında gene de bir ümide kapılmadım değil. Haberciler, siviller, ve hükümet sürekli “ kötülüğü yok edeceğiz” diyordu. Ama ne yazık ki, onlar kendi kötülüklerini rutin olarak sürdüren bir toplumun huzurunu bozan kötü insanlardan söz ediyorlarmış.

Her etçil varlık, hayatı boyunca 3,000 kara ve deniz hayvanının ölümünden sorumludur. Yıllık olarak sadece ABD’de 10 milyarın üzerinde inek, domuz, tavuk, hindi ve diğer hayvan türleri toplama kamplarında yaşıyor. Patetik hayatlarının daha birinci senesinde ölüm evlerine yollanıyorlar ve orada da elleri bıçaklı teröristler tarafından öldürülüyorlar, kanları akıtılıyor, vücutları paramparça ediliyor, bütün bunlar genellikle hayvanların bilinci yerindeyken meydana geliyor. Ne yazık ki 11 Eylül olaylarının bunu değiştirmeyeceğini de öğrendim.

Eğer insanlar gerçekten terörizmi sona erdirmek istiyorlarsa, o halde buzdolaplarından hayvan etini çıkarmalılar, kurşunlarını çöpe atmalılar, üniversitelerden dirikesim laboratuarlarını kapatmalarını istemeliler, kürk mağazalarının kapanmasını, sirklerin sadece insanlara özgü olmasını istemeliler, rodeonun tamamen bitmesini sağlamalı ve hayvanları terör yerlerinden kurtaran ALF’i desteklemeliler. Merhamet dolu bir dünya isteyenler bu şaşırtıcı altruist insanlar için ancak övücü şeyler söylemeliler. Yoksa barış, medeniyet ve adalet üzerine söylenen her şey bugüne dek varolmuş en ikiyüzlüce retorikler olarak ortada kalakalacak.

Unutmayın, sırf bir eylem yasa dışı şeklinde sınıflandırılıyor diye o eylem ahlaken yanlış anlamına gelmez. Ve sırf bir eylem yasaldır diye o eylem faydalı bir değişiklik yaratmak için var olan en iyi yoldur anlamına gelmiyor. Kanunlar özgür düşünen, radikal bireyler tarafından her zaman çiğnenmiştir, bu insanlar çürümüş, ayrımcı bir sistem içerisinde ilerici değişiklikler yapamayacaklarını idrak etmişlerdir.

Nelson Mandela, Rosa Parks, Martin Luther King Jr, Mohandas Gandi, Henry David Thoreau ve İsa; rutin, radikal, yasa çiğneyen insanlardan bazılarıydı, onlar adil olmayan yasalar sebebiyle defalarca hapse girmişlerdir. Bugün onlara kahraman gözüyle bakıyoruz, ama kendi dönemlerinde kanuna karşı geldikleri düşünülüyordu, radikal ve hain oldukları düşünülüyordu. Radikal kelimesinin bugün olumsuz bir anlamı var ama aslında Latince kök anlamına gelen bir sözcük bu, ve radikallerin yaptığı da sözde çözümlere müdahale ederek bir sorunun gerçek köküne inmektir. Herkes bütün toplumsal adalet eylemcilerinin zamanında radikal kabul edildiğini anlamalı. Ancak toplumsal adalet eylemcileri öldükten sonra ve toplum evrim geçirmeye başlayıp eylemlerini kavradıktan sonra radikal etiketi yüceltilip kucaklanıyor. Şüphesiz ALF eylemleri Harriet Tubman ve The Underground Railroad eylemlerine yakın, eylemler bunlar da siyahların köle sahiplerinin elinden kurtulmasını sağlamıştı. Aslında bir ALF atasözü- bilinmeyen bir kişiden gelen bir söz bu tabii- şöyle söylüyor:” Eğer bizler günah işliyorsak, o halde Hitler’in ölüm kamplarının kapılarını yıkan askerler de öyleydi. Eğer bizler hırsızsak Underground Railroad üyeleri de öyleydi, onlar da Güney’den köleleri kurtardılar. Ve eğer bizler vandalsak, Buchanwald ve Auschwitz’in gaz odalarını sonsuza dek yok edenler de öyleydiler.”

İnsanlar ALF baskınlarının iki amacı olduğunu bilmeli; köleleştirilmiş hayvanlara kurtulma şansı tanımak ve mümkün olan en büyük ekonomik zararı vermek. Bir hareket olarak bizler hayvanlara işkence edip de onları öldürenlerin, çıkar sağlayanların yalanlarına inandığımız, onların söz dinleyip aklı selim davranacaklarına ve ahlaki gerçeği idrak edeceklerini sandığımız bu fantezi dünyasında yaşamayı bırakmalıyız. Çoğu bunu yapmayacak çünkü. Eğer yapsalardı şu anda bir hayvan özgürlüğü hareketi olmazdı, çünkü yaptıklarının ne kadar büyük zulüm olduğunu anlamış ve çoktan vegan bir hayat tarzına geçmiş olurlardı.

Howard Lyman ve Don Barnes gibi bazı eylemcilerin eskiden hayvanları sömürdüğünün ama değiştiklerinin farkındayım. İşte bu yüzden çoğu aklını başına almayacak diyorum zaten. İnsanları eğitmeyin, aydınlatmayın demiyorum. Ama çoğu durumda sömürücünün değişeceğini sanmak sadece fantezi kurmak oluyor. Bu sömürüyü yapanlar ancak başlarına ekonomik çıkarlarını tehlikeye sokan şeyler geldiğinde, çevreleri zarar gördüğünde söz dinleyecekler. Eğer işlerini onlar için işe yaramaz hale getirirsek hayvan krallığına karşı bu suçu işlemeyi bırakacaklar.

Unutmayın, hayvan özgürlüğü hareketinin başlangıcından beri bir eylem anında veya bir ekonomik sabotaj eylemi sırasında hiçbir insan yaralanmadı veya öldürülmedi. Hayvanları öldüren şirketlerin ve medyanın propagandaları olan yalanları kabul etmekten vazgeçmeliyiz. ALF eylemcileri terörist değildir; hayatta kalmak için hayvanları öldürenler teröristtir. ALF eylemcileri suçlu değildir; hayvanları esaret altına alan, onlara işkence eden, onların vücutlarını parçalayan insanlar suçludur. Hayvanları özgürlüğüne kavuşturan eylemciler hapse gitmemeli, hayvanları sömürenler gitmeli. Terörizmi , ayrımcılığı, nefreti durdurmaya çalışmak bir suç olarak görülmemeli; bu bir cesaret ve merhamet eylemi çünkü.

Bütün hayvanlar  haklarından mahrum bırakılmış uluslardır ve hepsi hissetme yeteneğine sahip canlıların talep ettiği aynı şeyi arar: ÖZGÜRLÜĞÜ. Mal değiller. Nesne değiller. Meta değiller. Dünya ve dünya üzerinde yaşayan varlıklar insana ait değil, her ne olursa olsun. Bu yüzden cansız varlıklar- mesela binalar ve makineler- hayvan özgürlüğü eylemi sırasında hasara uğradığında mülke zarar vermek mazur görülür çünkü bir hayvanın kendiliğinden var olan özgürlük hakkı ekonomik zarar meselesini bir kenara atar. Canlılara işkence etmek için var olan binalar sonsuza dek yok edilmeyi hakediyorlar.

ALF’in geniş bir halk desteği almamasının bir sebebinin hayvanları sömürenler ve medyanın çıkarttığı yalanlar olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki hayvanları öldürenler ve onları destekleyenler hayvanların değil kendilerinin kurban olduğuna insanları inandırmak için ellerinden ne geliyorsa yapacaklar. Hayvan özgürlüğünün nelere mâl olduğu bilerek bu propaganda sistemi nasıl işliyor derseniz şöyle bir örnek verebilirim.

30 Mart 1997’de Blenheim/Ontario’daki Eberts Kürk Çiftliği’nde bulunan  minkleri kurtarmak için yapılan eylemde ben de vardım. 1542 adet minki kafeslerinden saldık, ama ardından hemen yakalandık. Medya kürk endüstrisinin iddia ettiği dört yalanı yazdı: 1) minkler soğuktan donarak ölmüştü, 2)minkler salındıkları gece açlıktan ölmüştü, 3)özgürleştirme eylemi sonrası minkler soğuktan zatürre olmuştu; 4) minkler yollarda arabaların altında kalarak ölmüştü.

Gerçeklerse şöyle:

1) Minklerin doğal kürkleri onların soğuktan donmasını engeller, hele de Mart/Nisan ayları sırasında bu mümkün değil.

2) Bir minkin açlıktan ölmesi için haftalar geçmesi gerekiyor. Bir gecede olamaz. Aslında Ontario mink olayı sırasında bizimle olan yetkili isimler özgür bırakılan minklerin yakındaki bir tavuk çiftliğine saldırdığını söyledi, bu da yalanı alenen ortaya çıkarıyor. Tavuklara gelince, onlar için üzgünüm. Ama düşmanlık hissim devam ediyor ; çünkü 250 milyon Amerikalı sırf et yeme bağımlılıkları sebebiyle yılda 9 milyar tavuk yiyor. Eğer insanlar minkleri esaret altına almasaydı, ALF mink çiftliklerine baskın yapmazdı.

Nadiren bazı insanlar minklerin kedi ve köpeklere saldırdığını söylüyor ama ben böyle bir şeye tanık olmadım. Hayvan cesedi veya kemik parçalarına denk gelmedim, fotoğrafını görmedim.

Bu yüzden bunların da aslında gerçek kurbanlar olan minklere ilgi gösterilmesin diye uydurulan yalanlardan olduğuna inanıyorum. Minkler bir kedi ve köpeğe saldırsa bile aynı şekilde kediler kuşlara, köpekler kedilere saldırıyor. Bu, sadece iki noktanın altını çiziyor. Son yüz yıllık mink çiftliği çalışmalarında bu hayvanlardan vahşilik geni yok edilememiştir. Binlerce yıldır devam eden kedi ve köpeğin evcilleştirilme sürecinde de bu hayvanlar hala vahşilik genlerine sahiptirler. Esaret altından yetiştirilmek bu hayvanların yabanda hayatta kalma şansını engellemiyor demektir bu.

90’ların sonlarına doğru Illinois’daki Frye Kürk Çiftliği’ne baskın düzenlendi ve binlerce minke kaçmaları için fırsat verildi. Kürk endüstrisi hemen bir basın bülteni yayımlayarak Fryes’ın minklerini ne kadar sevip önemsediğini yazdı. Bu bildiride Fryes’ın rastgele bir mink severek onunla oynadığı yazılıyordu. Ancak aynı sene İngiltere’de 10.000 mink kurtarıldı. Bildiride bu olayın herkesin kedi, köpek ve tavuklarını koruması gerektiği çünkü minklerin vahşi hayvanlar olduğu ve gördüğü herşeye saldıracağı yazıyordu. Illinois’deki minkler sevecen ve güzel ama İngiltere’dekiler vahşi ve kötü, öyle mi?

Kürk endüstrisinin halkla ilişkiler bölümü ikiyüzlülükte ve gerçek işlerini halktan saklamakta usta kişiler. Kürk endüstrisinin yalan söylemeyi bile düzgün bir şekilde beceremediğini söyleyebiliriz. Bu yüzden bir yalan diğerine sebep oluyor.

3) Minkler kafeste olmadıklarında doğrudan zatürre olmaz veya stres altına girmezler. Hayat boyu kafeste tutulmanız strese ve nevroza yol açar. Kafeslerden kaynaklı stres ve nevrozun tedavisi ise özgürlüğe kavuşmanızdır.

4) Sabahın üçünde söz konusu yerde orman yolarında araba olmaz, olsa olsa kürk çiftçilerinin ve polislerin arabaları olur, onlar da kaçan minkleri yakalamaya çalışıyorlardır. Eğer geri çekilip minklere izin verselerdi, kaza filan olmayacaktı.

Kürk endüstrisi eğer insanlar minklerin, tilkilerin, çinçilaların ölümünde kullanılan 5 metodu bilselerdi kimsenin kürk giymeyeceğini iyi biliyor. Anal yoldan elektrik vererek, genital yoldan elektrik vererek, gaz vererek, boyun kırarak, toksik kimyasal enjeksiyonlarla bu hayvanları öldürmek gerçek anlamda şeytanî bir kötülüktür. Bu yüzden kürk endüstrisinin akıl hocaları bu hayvanların vahşi şekillerde öldürülmelerine değil başka şeylere dikkat çekmek için propagandaya başvuruyor, ve bu yüzden de önyargılı medya da kendilerine verilen bu bilgileri hiçbir eleştiri süzgecinden geçirmeden olduğu gibi yayınlıyor. Endüstri ve medya hayvan özgürlüğü eylemlerini aptalca göstermek için ve yapılan eylemleri iyilikten çok zarar verir tarzda göstermek için elele çalışıyor!

Kürk endüstrisiyle ilgisi olmayan ya da kürk mantosu olmayan bütün yaban hayatı biyologları ve veterinerleri mink ve tilkilerin vahşi  hayvanlar olduğunu ve serbest bırakıldıkları zaman hayatta kalacaklarını kabul eder. Bu insanlar aynı zamanda genetik üretim girişimlerinin hayvanların doğuştan gelen, içgüdüsel hayatta kalma mekanizmalarını da onların elinden alamayacağını bilirler. Tam anlamıyla net olmamı ister misiniz: özgürlük ölüme neden olmaz. Avcılar, et yiyenler, kürk giyenler, deri sevenler ve hayvan deneyleri yapanlar ölüme neden olur.

Kürk endüstrisine göre 400 mink Easter akınından hemen sonra öldü. Ancak, benim isteğim üzerine, avukatlar  400 minkin ölümüne dair kanıt sunmalarını istedi endüstriden. Fotoğraf getirmeleri, ya da hayvan ölüsü getirmeleri istendi, ya da mahkemede yemin etmeleri istendi ama onlar bütün teklifleri geri çevirdiler.

Böylece, ölen hayvan sayısı, hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, önce 400’den 300’e, sonra 200’e, sonra 100’e indi. 3 gün süren duruşmamdan sonra 6 ay hapis cezası aldım, işte o zaman kürk endüstrisi akın gecesi ölen 2  ölü minkin fotoğrafını mahkemeye sundu.

Fotoğrafların gerçek olmadığına inanıyordum ama sırf tartışma adına diyelim ki özgür bırakılan minklerden iki tanesini kürk çiftliği sahipleri ezdi. Bu iki ölüm şanssızlıktır. Ama o toplama kampındaki bütün minkler ölecekti. Kafesleri açmak onların sahip olduğu tek şanstı. Bu eylem meşruydu.

Bir ALF aktivistinin işi güvenlik ya da özgürlük sağlamak değildir, esir yaşayan hayvanlara özgür yaşama fırsatı sunmaktır. Ne yazık ki 1,000 mink yeniden yakalandı; çünkü onlar yolun öteki tarafına geçmelerini sağlayacak olan o deliği bulamadılar. Ancak yeniden yakalanan ve çitlerin ötesine geçemeyen 1,000 mink için en güzel haber ise gebe olan bu hayvanların belki %70-80’inin düşük yapmasıydı. Hayvan hakları toplulukları hayvanların köleliğin sürmesi için gebe bırakılmasını istemiyor. Düşük yapmak, ömür boyu hapis kalmaktan, dehşet ve nihayetinde cinayetle ölmekten daha insancıl birşey.

Esir edilmiş, işkenceye uğramış ve bir zaman sonra  öldürülecek olan hayvanlar özgürleştirildiğinde medyanın ve  toplumun çoğunun böylesine üzülmesi insanın moralini bozuyor. Ama bu insanlar; esir edilmiş, işkence görmüş ve yakında  öldürülecek olan hayvanların- patetik hayatlarının tamamını kendi dışkılarını soluyarak geçiren hayvanların- gaz verilerek, ana yolla elektrik verilerek, genital organlarına elektrik verilerek, toksik maddeler enjekte edilerek, boyunları kırılarak öldürülmesinden dolayı asla üzülmüyorlar. Özgürleştirme olaylarını basına geçerken gazeteciler polis raporlarına güveniyor, polislerse manipülasyon uzmanı, ayrıca kürk endüstrisinin sözlerine güveniyorlar, bu endüstri yılda 40 milyon hayvanı para kazanmak adına öldürüyor. Eğer gazeteciler medya dünyasının havasına kendilerini kaptırmak yerine akıllıca düşünebilselerdi o zaman ALF ve günümüz toplumundaki paradokslar hakkında harika haberler yapabilirlerdi.

Bir dava uğruna hayatlarını ortaya koyan insanlar yüceltilmeli, kınanmamalı. Dr. Martin Luther King, Jr., bir keresinde şöyle demişti: “öyle değerli şeyler, öyle kıymetli şeyler vardır ki- öylesine ebediyen gerçek şeyler… işte onlar uğruna ölmeye değer. Ve eğer bir insan uğruna ölmeye değecek bir şey keşfetmediyse- o zaman o insan yaşayası değildir”.

Bütün kalbimle katılıyorum.

İşkence görmüş kadersiz minklerden yana şefkat ve merhametle ortaya koyduğum eylem nedeniyle 77 gün hapis yattım. Kanadalı hakim A. Cusinato, Ontario’daki Elgin Middlesex Gözetim Merkezi’nde 6 ay hapis cezası verdi bana. Sonra şartlı tahliye hakkı verildi ve 77 gün sonra Michigan’a geri döndüm.

Hapise atılmadan önce hakime  şunları söylememe izin verildi:

“ Bu mahkeme önünde hiç ürpermeden ve çekinmeden duruyorum; çünkü gerçek bugün bastırılamaz , ve gerçeklerden taviz verilmeyecek bugün.

 Şu dünyaya gelmiş en iyi insanlardan birisi olan Gandi bir keresinde şöyle söylemişti: “Tek bir kişi bile olsanız, gerçek yine de gerçektir”.

Bugün karşı karşıya olduğumuz  ikilem bu mahkemenin işte bu gerçeği kabul edip etmemeyi seçmesi ile  ilgili. Aşağıdaki bildiri herkesin kendi payına düşeni alması için:

Bir gün her bir köle hayvan kendi özgürlüğünü elde edecek ve hayvan hakları hareketi bunu başaracak; çünkü Gandi bir zamanlar  şunu da söylemişti: “tarih boyunca gerçek ve sevgi her zaman kazandı. Katiller, efendiler her zaman oldu, çoğu kez yenilmez sanıldılar ama sonunda her seferinde düştüler. Her zaman!”. Hayvanların özgürlüğü gibi devasa bir amaç uğruna çalışan insanlar adaletsiz yasalar tarafından durdurulamaz.

İnsanlar insan  olmayan canlılardan daha üstün bir konuma yerleştirildiği sürece hayvanlara yönelik adaletsizlikler sürüp gidecek; çünkü bir çeşit eşitsizlik her zaman başka bir çeşit eşitsizlik yaratacak. Bugün burada hiçbir taviz verilmeyecek; çünkü gerçeklerden taviz verilemez.

Bu mahkemede benim duruyor olmam bir paradokstur. Mahkemeye şunu soruyorum: eğer hayvanlara işkence etmek, onları köleleştirmek onları öldürmek bir suç değilse  o zaman nasıl olur da işkence görmüş, köleleştirilmiş ve yakında öldürülecek hayvanları özgürlüğüne kavuşturmak suç olabilir?

İnsan türü o dipsiz kibir, vurdumduymazlık ve hırs kuyusundan dışarı çıkmalı. Hayvanları  insanlar doysun diye köleleştirmek ve  öldürmek asla haklı görülemez. Kürk endüstrisi milyonlarca boyun kırmanın, milyonlarca genital ve anal elektrik verme olayının, milyonlarca gazla öldürme olayının, boğmanın ve toksik kimyasal enjeksiyonun asla, asla haklı görülemeyeceğini anlamak zorunda.

Özgürce dolaşan hayvanların çelik bacak kapanlarla yakalanması, yavaş yavaş, ağır ağır dehşet verici şekillerde ölmesi asla haklı görülemez.

Asla taviz verilmeyecek; çünkü gerçeklerden taviz verilemez.

Artık hapis cezası aldığıma göre, hayvanların içinde bulunduğu haksız koşulların sembolik bir protestosu olarak, yarın sabah saat 07:30’da açlık grevine başlayacağım.

Küçük bir kafeste helak olup giden, Ebert Kürk Çiftliği’nde vahşice öldürülen her bir mink için açlık grevi yapacağım. Dünya çapında barbarlığın iğrenç bir görüntüsü olmak adına, kendini beğenmişlik adına derileri sırtlarından koparılan 40 milyon hayvan için aç kalacağım.

Ve eğer bu mahkeme benden döneklik etmemi bekliyorsa, inançlarıma sırtımı dönmemi bekliyorsa, yanılıyor. 1997 Nisan ayında 10 günlüğüne hapise atıldığımda kafese kapatılan bir hayvanın ne yaşadığını kısaca yaşamış oldum. Ve o 10 günlük hapis cezası sayesinde kendisine  kötü davranılan her hayvana duyduğum empati yoğunlaşarak arttı.

Hapiste kaldığım sürece başımdan ne geçerse geçsin, açlık grevim masum hayvanların günlük olarak katlanmak zorunda kaldığı işkenceye asla benzemeyecek.

Eğer bu mahkeme dürüstlüğüm karşısında rahatsız oluyorsa, o zaman sözlerime kölelik karşıtı William Lloyd Garrison’ın sözleriyle son veriyorum:

“Gerçek kadar katı olacağım, ve adalet kadar tavizsiz. Bu mesele üzerine, ılımlı bir şekilde düşünmek, konuşmak ya da yazmak istemiyorum. Oldukça ciddiyim. Kelime oyunları yapmayacağım.  Mazeret öne sürmeyeceğim. Bir milim geri adım atmayacağım. Ve sesimi duyuracağım. İnsanların vurdumduymazlığı her bir heykeli yerinden düşürmeye ve  ölüleri ayağa kaldırmaya yetecek kadar çok. Benim etkim önümüzdeki senelerde hissedilecek,  tehlikeli değil, faydalı bir şekilde; bir lanet gibi değil, bir dua gibi ve benden sonra gelecek olanlar haklı olduğuma tanıklık edecekler.”

Bugün burada hiçbir taviz söz konusu olmayacak; çünkü gerçeklerden taviz verilemez.

Cem

Köleliğin Sonu, Kurtuluş, Özgürlük: Pek Yakında Kürk Çiftliklerinde….” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.