Kapitalizm Bütün Canlıları Öldürür… Kapitalizmi Öldür.

(No Compromise dergisi 2000 yılı 8. sayısındaki bu yazıyı tekrar koyuyorum buraya…)

Jonathan Weintraub

Animal Liberation Brigade

Irkçılık, sınıf ayrımcılığı, cinsiyet ayrımcılığı, heteroseksizm ve tür ayrımcılığı daha büyük bir hastalığın farklı semptomları- davranışlarımızı her anlamda etkileyen, bütün sebepsiz sömürü biçimlerini ıslah edecek tek bir kolektif mücadeleyle tedavi edilebilecek bir hastalık bu .Beyaz muhafazakar değerler ve ideallerden oluşmuş bir dünyada yaşıyoruz. Küçük yaşlardan itibaren devlet tarafından verilen bir eğitime maruz kalıyoruz, alfabeyle beraber bir de sadakat yemini etmeyi öğreniyoruz. Bu kadar “gelişmiş” bir kültürün insanları  ve hayvanları böylesine baskı altına almasının sebebi ne acaba?

Toplumumuz hayvanları insanlara, kadınları erkeklere, gettoları şehir merkezlerine, altta olanı üstün olana göre kategorize etme ve boyun eğdirmeye dayanan içselleştirilmiş hatalı düalizmler üzerine kurulu. Hayvanların işkence görmesini, azınlıkların ezilmesini, kadınların erkeklere hizmet etmesini insan doğası olarak kabul etmişiz. Hatalı varsayımların yapısökümünü gerçekleştirerek total özgürlüğün temelini hazırlıyoruz; toplumsal olarak kurgulanmış önyargıları umursamadan hem kendimizin hem de başka canlıların özgürlüğünün temelini.

Erkekler kadınları dövdüğü sürece, azınlıklar hapisanelere tıkıldığı, hayvanlar insanlar tüketsin diye  yetiştirildiği sürece gerçek özgürlük sahte bir iddia olacak. Bizler düşünce süreçlerimizi ekonomik olarak onaylayan bir para biriktirme kültüründe yaşıyoruz. Medyanın %99’undan fazlası nüfusun %1’inden az insanlar tarafından kontrol ediliyor- Mc Donald’s gibi şirketlerin reklamlar sayesinde bu kadar bilinmesinin sebebi bu. McDonald’s büyük medya kuruluşlarıyla kazançlı sözleşmelerde ortaklık ediyor, böylece küresel gıda endüstrilerinin tekelleştirilmesinde önemli rol oynamış oluyor. Çok az sayıda insanın ahlaki ekonomiyi kontrol ettiği, metaya dayanan bir kültürde  gerçek bir demokrasiye yönelik beklentiler sürekli tehlike altında kalıyor.

Bir kişinin kapitalist toplumda başarılı olabilmesi için yığınlarca canlının acı çekmesi gerek. Devlet eğitiminin temeli bizlerin kapitalist kafa yapısını kabul etmemize dayalı. Bunu yapmayanlar muhafazakar medya tarafından marjinalize edilip hafife alınıyor, bu da hepimizin “Amerikan Hayat Tarzı”nı bilinç altında kabullendiğimizin bir işareti.

125 sene kadar önce Afrikalılar evlerinden çalındı, aydın dünyanın ekonomik ihtiyaçları için hizmet etmeye zorlandılar. İnsanlar içinde yaşadığımız kölelik sistemini sürdürmeleri için üremeye zorlandılar. Afrikalılar köle olmayanlara kıyasla daha eksik insanlar olarak görüldü,  bu da köle sahiplerinin insan emeğini sömürmesini meşrulaştırmış oldu. Aynı “aydın” düşüncü biçimi kültürümüzde hala destek görüyor. Modern kölelik, kitlesel şekilde üretilen canlıların kendi eğlencemiz ve günlük gıda kaynağı olmaları için öldürülmesine sebep oluyor. Modern endüstriyel çiftlikleri yaratan acı, ızdırap ve  atıklardan korunmuş, hepsine karşı duyarsızlaşmış durumdayız. Tek bir amaçla devasa fabrikalar kurduk: en az fiyata bilimsel olarak mümkün olan en çok sayıda hayvanı üretmek için.

Aileler ve  çocuklar hayvanları sirklerde ziyaret ediyor- kendi doğalarına göre davranmayan, dans eden, yanan çemberlerden atlayan, hokkabazlık yapan hayvanları. “İnsan” nitelikleri gösteren bu hayvanlar küçücük kafeslerde ve çubuklar arkasında zulüm dolu bir hayat yaşamaya zorlanıyorlar. Zorla çalıştırma sadece hayvanlarla sınırlı değil.

İnsan  köleliği dünyamızın bir çok yerinde hala var. Buna hapisane duvarları ardındaki zorunlu çalışma kamplarını örnek verebiliriz. Tutuklular bu yerlerde hiçbir parasal kazanç elde etmeden özgür insanların kullanması için mal ve eşya üretmeye zorlanıyor. Fabrika çiftliklerinde (endüstriyel çiftliklerde) bulunan hayvanların yaşadığı acı ile hapisanelerdeki insanların yaşadığı acı birbiriyle doğrudan ilişkili. Ekonomimizin bu kurumlarının büyük duvarların arkasına-“insanlığın” baskı ve terör çığlıklarını duyamayacağı duvarların arkasına yerleştirilmiş olması raslantı değil.

Antroposentrik dünya görüşümüz  bizlere sadece hayvanları ve çevreyi tahakküm altına almayı öğretmedi, kadınları ve heteroseksüel olmayanları da baskı altına almayı öğretti. Ataerkilliğin damarlarımıza dek işlediği bir toplumda kadınlar erkek partnerlerine kıyasla aşağı görülür. Popüler kültür, bilim ve medya feminen olana negatif bir değer atfetmiştir, sık sık dişisel olanı hayvansı olmayla eş tutar. Ataerkillik kadınların bu dünyada belirli bir yeri olduğunu dikte eder, bu yer azınlıkların yeri ve hayvanların yeri ile aynıdır. Hatalı bir düalizm aracılığıyla kadınları toplumsal hiyerarşide kontrol altına alan bir sistem yarattık.

Toplumumuz bir insanın değerini onun teninin rengine göre belirliyor. Kadınlar, özellikle beyaz olmayan kadınlar devletimiz tarafından sorun yarattığı gerekçesiyle hedef gösterildiler. Her kasaba merkezine içki bayii açan bu bürokratlar azınlık kadınlarını hedef göstererek politik destek gördüler.  Bu kişilere destek vererek hayvanların sömürülmesinden sorumlu olan aristokrasiye güç katmış oluyoruz. Bizler “refahçı anne”yi hayvansı bir şey olarak görüyoruz ( çocuğu olup bakım parası alan kadın), kendi kültürlü benliklerimizden daha alt konumda bir şey olarak görüyoruz. Popüler inanca göre bu şehvet düşkünü kadın aylık refah maaşını yükseltmek için gelişigüzel şekilde üremektedir. Toplum bu altsınıf kadınlar arasında ortak bir düşman yarattı. Aslında, bu kadınların çoğunun minimum bir maaşın ötesinde bir iş ortamına  yaklaşma şansı pek yok. Bir mezbahada iş bulabilirler belki, ya da Mc Donald’s’ta  iş bulabilirler- bu işler devlet desteğinin bitmesine sebep olacak kadar maaş verir onlara. Bu durumlar, bu kadınları hem sömürülen hem de sömüren konumuna yerleştirir. Bu sömürü kısırdöngüsü erkeğin kadına, üst sınıfların altsınıfa ve  insanların hayvanlara olan tahakkümünü güçlendirir.

Toplumsal vicdanımızı yeniden yapılandırmak için önce hatalı düalizmlerimizden oluşmuş mitlerimizi ortadan kaldırmak zorundayız. Bütün keyfi sömürü biçimlerine saldıracak halde olmadıkça asla özgür olmayacağımızı anlamamız gerekiyor. Okul yıllarımızdan itibaren başkaları gibi olmayı nasıl başaracağımız öğretilir bizlere, kapitalist sistemin yaşayış biçimi içerisinde öğreniriz bunu. Sömüren mi sömürülen mi olduğumuz muğlaktır. Sistem içerisinde belirli bir rolü oynama konusunda manipüle edilmişizdir.  Toplumsal yanlışlıkları düzeltmede gözlem yapmak önemlidir. Diğer insanların eylemlerini sorgularken kendimizi de sorgulamak zorundayız. Kendimizi sorgularken ve davranışlarımızda değişiklikler yaparken sömürünün ve baskının temellerini sorgulamış oluyoruz. Hayvan özgürlüğü ve insan özgürlüğü birdir, ve aynı şeydir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.