YENİ BİR ETİK ANLAYIŞINA DOĞRU: MÜMKÜN OLAN MAKSİMUM ZARARI VERMEK

 

Camille Marino

Vegan eğitim ve sosyalleşme çabalarının bir “taktik” olarak hayata geçirildiğinde aslında başarısız bir hareketi sürdürmekten sorumlu olan tamamen beyhude bir çaba olduğu sonucuna varmış bulunuyorum.

Etik veganizm bir boykottur- politik değil kişisel bir boykottur. Kendimizi mümkün olan en az zararı vermeye adarız. Ve her veganın her birimizin her sene 95-100 arası hayvanı katledilmekten kurtardığı şeklindeki tamamen asılsız, ve son derece yaygın inancını terketmesi gerekiyor. Bir vegan artık ölümünde suç ortaklığı değil diye hiçbir hayvan kurtulmadı, kurtulmuyor, kurtulmayacak.

Ayrıca, Ekim 2011 itibarıyle artık dünyada 7 milyar insan bulunuyor. Çin ve Hindistan’da, dünyanın en kalabalık iki ülkesinde ise Batı’dan ilham aldıkları soykırım kültürü bizimkini yanında cüce gibi bıracak bir şekilde yükseliyor.

Paradigmaların değişerek veganların et yiyenlere kıyasla pazarda daha büyük bir etkisinin olacağı bir gün asla olmayacak.

Nüfusun %1’ini oluşturduğumuz söyleniyor. Eğer bu doğruysa, o zaman, hem ABD’de hem de dünyanın diğer yerlerinde hayvan eti yiyenlerin sayısının arttığını göz önüne alırsak, vegan sayısıdaki herhangi bir artışın hiçbir önemi yok. Nispeten söylersek %1 ‘de kalmamız mümkün değil. Sözünü ettiğim zemini düşünürsek aslında bir zamanlar o orana ulaşmış olsak bile reelde %1’den bile daha azız. Durmadan toprak kaybediyoruz.

Doğrudan eylem- yani hayvanları özgürleştirip sömürenlere zarar verme eylemi- eğer bizim istediğimiz şey ölçülebilir sonuçlarsa, elimizdeki en etkili yöntemdir.

Bazılarımız hayvanlar adına herşeyi riske atmaya hazırız. Bazılarımız değiliz. Bazılarımız her iki yaklaşım arasında gelip gidiyoruz. Bu anlamda kimsenin temel doğasını değiştirebileceğimizi sanmıyorum. Her birimiz vicdanımızın ve risk-toleransımızın bize dikte ettiği şeyi yapacağız. Ama doğrudan eyleme hazır olanları ya da buna eğilimli olanları radikalize edebiliriz, etmeliyiz.

Ne olursa olsun, bu durum gene de vegan eğitim/sosyalleşmenin başarısızlığına kilitlenip kalmış çok sayıda insan bırakıyor geride. Eğer gösterilerde, protestolarda, istismarcıların kapılarının eşiğinde bu insanları mobilize edebilirsek- bizimle beraber  çalışan ve utanç  verici derecede beceriksiz 2-3 kişi yerine yüzlerce aktivisti sürekli eylemlere katabilsek, işte o zaman gerçek bir hareketin doğduğunu görmeye başlayabiliriz. Kendi gücümüzü sahiplenmeye başlarız o zaman. Boş amaçlarla hayata geçirilen eylemlerin kendi yerini tutku dolu aktivizme bıraktığına tanık oluruz. Ümitsizlik ve güçsüzlük ise yerini hem enerjik hem de kararlı aktivistlerin ortaya koyduğu sağlam bir topluluğa bırakır.

Soykırımın giderek azgınlaştığı ve gezegenin öldüğü bir zamanda hiçbir zarar vermemekte onur duyulacak hiçbir şey yok.

Çaresizliği kabul etmeyi öğrendiğimiz için başarısızlığı sürdürmekte insana kuvvet veren hiç bir şey yok.

 

Güçlenmeliyiz, kararlı olmalıyız, odaklanmalıyız- hiç zarar vermeme noktasından sorumlu olanlara zarar verme yönüne doğru hareket etmeliyiz.

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.