İnsan Evriminin Anlamı


Mira Fong

2010 yılı Eylül ayında toplanan Gıda ve İlaç İdaresi yönetim kurulu,  Aqua Bounty Şirketi tarafından geliştirilmiş genetiği değiştirilmiş (GD) somon balığının(FrankenFish) onaylanması konusunu görüştü. Haberlere göre İdare sadece bazı insanlarda meydana gelebilecek alerjik tepkiler konusunda hassasiyet gösterdi. Bir müddet daha incelendikten sonra FrankenFish iki yıl içerisinde balık çiftliklerinden süper marketlere kadar her yerde satılabilir. Ayrıca bir de etiket konusu var, çünkü genetik mühendislik şirketleri etiket yasasına karşı çıkıyor, kendi çıkarlarını korumak istiyorlar. Genetiği değiştirilmiş ürünün uygun şekilde etiketlenmesi söz konusu olmazsa insanlar neyi tükettiklerini asla bilemeyecekler.

 

Şu anda yaşanan tartışmalar genelde genetik mühendislik ürünü ürünlerin tüketilmesinde güvenlik sorunları  etrafında dönüyorsa da benim argümanıım bu tür yiyeceklerin İdare tarafından onaylanmasının esas konu karşısında bütün geçerliliğini yitirdiğini söylemek: genetik mühendisliğin bitki ve hayvanlardaki yıkıcı sonuçları. İdare potansiyel riskleri ve onun insanlar, hayvanlar ve çevre üzerindeki zararlı etkilerini ölçebilecek araçlara ya da deneyime sahip değil.

Farklı hayvanlar ve bitkilerden alınan genleri bir araya getiren biyoteknoloji bu canlıların biyolojik işlev ve özelliklerini çıkar sağlamak amacıyla değiştirmeyi amaçlıyor, ve bu, doğaya karşı işlenmiş bir suç. Kelimenin her anlamıyla yaşam karşıtı, evrim karşıtı ve etik karşıtı bir şey. İçinde yaşadığımız dünya milyarlarca yıla yayılmış deneyimsel bir evrim süreci sonucunda elde edilmiş. Doğanın bizim türümüzü diğerlerine tercih edeceği şeklinde kesin bir kanıtımız yok, ama transgenik teknoloji yaşayan organizmalardaki genetik materyalin yapısını değiştirerek yaşama yeniden şekil veriyor. Bu , adaletsizlik, sadece çıkar elde etme amacıyla yapılan haksız bir eylem.

Başka bir etik anlam daha var, hem tüketiciler hem de hayvanlar multimilyarlık tarım ticareti girişimleri tarafından kobay haline getiriliyor, ve her ikisinden de inanılmaz paralar kazanıyorlar. Bu bağlamda halkın herşeyi inceden inceye tetkik etmesi gerekiyor.

Somon balıkları vahşi hayvanlar; laboratuarlara ait değiller, kalabalık hapisane çiftliklerinde esir edilmemeliler. GD somon balıkları ile  ilgili ciddi tartışmalar tüketicilerden, çevreci gruplardan, hayvan refahı gruplarından ve balık endüstrisinden güçlü itirazlarla karşılandı. Amerikan Dirikesim Karşıtı Örgütü,  Çiftlik Barınağı gibi gruplar İdareye protesto mektupları yolladılar,  milyonlarca destekçisi bulunan 14 hayvan koruma organizasyonu da protestolara katıldı. 24 Aralık 2010 tarihinde CNN’de yapılan bir ankete göre insanların %45’inin GD somon balığı yemeyeceği ortaya çıktı.

FrankenFish nedir?

FrankenFish yoğun bir sukültür sisteminde yetiştirilen deforme bir transgenik balıktır. Hızlı büyümesinin sebebi ise Pasifik Chinook somon balığından alınan büyüme geni ile okyanus kedi balığından alınan genin kendisine nakledilmiş olmasından kaynaklanıyor. Balık  bütün vücuduna yayılan rekombine DNA sebebiyle normale kıyasla hızlı büyüyor.

Şirketin kendi entelektüel mülkünün kontrol edebilmesi için balıklar steril hale getiriliyorlar (böylece çıkarlarını tekelleştirmek için bir adım daha atılmış oluyor). Patentli somon balığının sahibi olarak  şirket balık pazarlarını sermaye haline  çevirebiliyor, ayrıca balık çiftçileri için yumurta yaratabiliyor, sahiplenebiliyor ve satabiliyor. Esas soru şu: bir şirketin para kazanması  için doğanın bir parçasını manipüle etmesine ya da yok etmesine nasıl izin verilebilir?

Laboratuarda yaratılan frankenfish, aslında hasta bir hayvandır. İnsan yapımı hastalıklar enjekte edilerek fizyolojik  işlevleri değiştirilen bir hayvandır. Balıklar hasta bir bilim tarafından yaratıldığı için aynen hastanelerdeki ayrı hasta bölmelerinde görüldüğü gibi izole su tanklarında tutulmaları gerekiyor, böylece sağlıklı olanlara hastalığın bulaşması önlenmiş oluyor. Bu kadar zalim bir pratiğe izin verebilir miyiz?

Sağlık Konusu

GD hayvanları tüketmenin ters etkileri uzun zamandır tartışılıyor. Hiç bir devlet organı ya da bilimsel inceleme bu tür bir yiyeceği mideye indirmenin uzun vadeli tıbbi sonuçlarını ortadan kaldıramıyor; çünkü Doğa bir deney hayvanının sindirilmesinden çok daha yavaş bir şekilde işliyor. Bildiğim şey ise çiftlik hayvanlarında görülen yüksek hormon seviyelerinin yüksek kanser riskine sebep olması. Frankenfish ya da Enviro domuzları gibi GD ürünleri mideye indirdikten mesela 20 sene sonra bir gün sırtımızda yüzgeçlerle ya da domuz gibi tıkanmış bir karınla bulursak kendimizi, o zaman ne olacak?

Bir çok GD gıda ürünü; buğday, pirinç, soya, mısır , tavuk ve süt aracılığıyla zaten beslenme biçimimizin bir parçası  olmuş durumda. Belki FrankenFish de yakında fast food olabilir. Ama şu ana dek hiç bir GD hayvan ABD’de insan tüketimi için izin alamadı. Transgenik balıkların onaylanması ise diğer hayvanlar üzerinde bu tür deneyler yapılması için bütün kapıları açacak. Aslında şu anda Kanada’da Enviro domuzu diye bir domuz yetiştiriliyor, bu hayvanın dışkısı artık daha az kirliliğe sebep oluyor, ayrıca GD inekler de  çıkardıkları gazlarda metan gazı salmıyorlar artık. Her iki GD hayvan için de yapılacak uygulamalar var, bunlar İdareden onay almayı bekliyorlar. Genetik mühendisliği teknolojisinin diğer canlıları sömürmek için yapmayacağı şey yok.

Kendi sağlığımıza gelince, tükettiğimiz hayvandaki karışık DNA ve hormonların uzun vadede kendi biyolojik bütünlüğümüze zarar verip vermeyeceğinden hiç kimse emin olamaz. İşleri yürütme biçimi doğaya kalmış, doğanın genetik mühendislik tarafından yaratılan sorunları  çözme biçimi hayal ettiğimizden çok daha korkutucu olabilir.

Çevresel Riskler

GD balıkçılığın yaratılması çevre  için de tehditler barındırıyor. Biyotek somon balığının içeriğine dair bir garanti yok. Bir tanesi vahşi ortama kaçabilir. Steril genetik balığın doğal somon türüyle karışması biyolojik ve genetik riskler taşıyor, vahşi somon balığının yok olmasına sebep olabilir. Balık, yaşam alanı için yaban somon balığıyla yarışacak, onları çöküşün eşiğine getirecek, normal somon balığı hayatta kalmak için gereken özelliklerini yitirirken yok olmasına sebep olacak. Doğal seçilimin bozulması, birlikte yaşamanın sona ermesi demek bu.

GD somonun kaçısı canlı yaşam ağları için geri döndürülmesi imkânsız bir kaos demek. Genetik bilimciler bile çevreye etkisinin ne olacağını bilmiyor, eğer olursa o zaman ortaya çıkacak sonuçların değiştirilmesi mümkün olmayacak.

Doğa, bilimsel bilginin ötesinde büyük bir ölçek üzerinde çalışıyor, bizim için bir sır bu. Dünya üzerindeki tek tek her canlı yaşamı sürdürmesi basit ekonomik değerlere indirgenemez. Burada sormamız gereken ahlâki soru şudur: insanların doğanın işleme biçimini değiştirme ve insan olmayan canlılara eşya ve laboratuar araçları gibi davranma hakkı var mı?

Basit Bir Denklem

İnsan nüfusu korkunç bir şekilde arttıkça, bu sayının artmasıyla biyotek gıdalar üreterek övünmek yerine sayıyı azaltmak daha akıllıca ve gerekli görünüyor. Etik; tıbbî ve medikal araştırmalarda temel bir ilke olmalı. Franken Fish’i geliştiren Aqua Bounty şirketi bu yeni  hayvan ürününün deniz ürünlerine yönelen talebi karşılayacağını ve böylece dünyadaki açlık sorununu çözmek için faydalı olacağını iddia ediyor. Aslında gerçek şu ki yiyecek sıkıntısı yok dünyada; açlık sorunu, yiyeceğin adaletsizce ve dengesizce dağıtılmasından kaynaklanıyor.

Buradaki basit denklem şu; etobur insanlar, içinde GD hayvanların da bulunduğu fabrika çiftçiliğinin yayılmasına sebep oluyor, veya tam tersi oluyor. Her ikisi de çevreye yönelik şeytani bir yıkım çemberi içinde dönüp duruyor, bunlar türlerin yokoluşunu hızlandırabilir. Genetiği değiştirilmiş ürünler konusunun gıda güvenliği meselesinin çok ötelerine geçtiğini idrak etmemiz gerekiyor.

FrankenFish Üretmeye Yönelik Balık Çiftçiliği

GD somon balığı normal somonlardan 4 kat hızlı büyüyor, ve doğal olarak kronik hormonal dengesizlik nedeniyle acı çekiyorlar. Artan ağırlıkları sebebiyle balıklar uzak mesafelere göç edebilecek şekilde yapılmalarına rağmen yüzemiyorlar.

FrankenFish balıkları okyanustan- doğal yaşam alanlarından yüzlerce mil uzaklıkta bulunan su çiftliklerinde yetiştiriliyor. Yoğun balık çiftçiliği ile somon balıkları hayvanlar için sosyal sorunlar yaratan aşırı kalabalık yerlere yerleştiriliyor (aynı şey insan için de geçerli, mesela suç oranı artıyor). Kalabalık bir somon çiftliğinde tek bir bölmede 50 bin kadar somon balığı bulunuyor. Bu bölmelerde tutuluyor ve enfeksiyondan, parazitlerden, kuvvetten düşme problemlerinden ve diğer hastalıklardan dolayı acı çekiyor, bütün yaşamlarını kirli suyun içerisinde geçiriyorlar.

Bütün hayvanlar acı çekebilirler, balık dahil hepsi tehlikeden korkabilir. Bu elbette gözleme dayanan bir şey. Balıkların acıya verdikleri tepkinin bir refleks olduğu düşüncesi yanlıştır. Bu tür yanlış iddiaların geçersizliği son zamanlarda yapılan araştırmalarla ortaya kondu. 2010 yılı Nisan ayında ünlü biyolog Dr. Victoria Braithwaite Do Fish Feel Pain adında bir kitap yayımladı. Kitapta Dr. Braithwaite balıkların duygularının olmadığı, beyinlerinin bulunmadığı şeklindeki klişe görüşü çürüten yeni bulgular sunuyor. Yaptığı araştırmaya göre balıkların sandığımızdan çok daha zeki ve bilişsel anlamda daha yeterli olduğu, ayrıca memeli hayvanlar ve  kuşlar gibi hem fizyolojik hem de psikolojik olarak acı çekebildikleri (aynen ıstakoz, yengeç ve kabuklu deniz hayvanları gibi…o yüzden onlara nazik davranın), doku yarası ve acıyı hisseden sinir uçlarının olduğunu ortaya koydu. Balıklar, acılarını; nefeslerini tutma, kıvranma, kıpır kıpır hareket etme  gibi şekillerde ifade ediyorlar. Marketlerde, tezgahlarda üst üste yığılmış hareketli balıkların nefes alamayıp boğulduklarını görüyoruz, bunların hepsi acı çekme işareti.

Transgenik somon olayında balığın iç organlarında ve yapısında görülen hormonal etkiler ve aşırı kilo alımı balıkların vücudunda büyük strese sebep oluyor, hayvanları hem hastalıklara duyarlı hale getiriyor, hem de evrim geçirme yeteneklerine zarar veriyor. Somon balıkları yaban canlılardır, açık geniş denizlere aitler, böylesine bir varoluşa mahkum edilmemeliler. Hayvanların genetik mühendisliğe maruz bırakılması hayvanların refahını göz ardı ettiği için ciddi bir etik sorun oluşturuyor.

Şaşırtıcı Bir Yolculuk

Somon balıklarının yaşamı doğanın en şaşırtıcı harikalarından biridir. Yetişkin somon balığı doğum yerinden göç ederek nehir ve dereleri aşar, açık denize giden yolları takip eder. Göç sırasında vücutları taze sudan deniz suyuna adapte olmak için bir takım değişimler  geçirir. Somon okyanusta seneler geçirir ama sonunda tekrar evine dönmek zorundadır. Doğdukları nehre geri dönmek için akıntılara karşı yüzmek zorundadırlar, bu yolculuk genelde tehlikelerle doludur; çünkü şelalerden su akıntılardan yukarı doğru zıplamak ve yüz miller boyu yukarı doğru yüzmek zorundadırlar.

Somonların uzun vadeli hafızaları vardır, hayvanlar doğum yerleri olan nehrin kokusunu hatırlarlar. Hem dişi hem de erkek somonlar yolculuk boyunca bir anlamda oruç tutarlar. Eve dönüşleri öyle ya da böyle doğum ve ölüm çemberinin tamamlanmasıdır. Doğum yerinde erkek somon dişi somon ölene dek yumurtaları korur. Su içinde hareket etmeden yatarlar ve yeni kuşak somonlar doğarken ölürler. Bu kendini feda etme ve üreme ayini, bile isteye ölerek kendi yavruları için hem bir yer hem de yiyecek sağlama eylemi somonları aziz hayvanlar haline getiriyor neredeyse!

Somon balığının yolcuğu doğanın iç işleyişini yansıtıyor. Bütün hayvanlar onun çağrısını duyabilirler, hepsi onun kokusunu alabilir, arılar ve  çiçekler, mevsimler, göç eden kuşlar ve somon balıklarının evrimsel görevlerini yerine getirmek için akıntıya karşı yaptıkları yolculuk, hepsi ama hepsi AHENK içerisinde beraber varoluyorlar. Ormanlardan  volkanlara, nehirlerden gökyüzüne, böceklerden somonlara, her birisi biyosenkroniteye uyum sağlıyor, homo sapiens hariç.

Yalnız ve Kendine Yabancılaşmış Bir Tür

Somon balığının hafızasıyla karşılaştırılınca insanlar orijinal yaşam alanlarını ve dünyadaki yolculuklarının amacını unutmuş görünüyor. Gerçekten de  ana meseleyi bir şekilde aşmak için teknolojiler icat etmişiz, otobanlar, havaalanları, petrol sondajları, sanal bir dünya. Kendine yabancılaşmış bir tür olarak varlıkların doğasına yeniden şekil vermeye başlıyoruz.

Yaramaz bir çocuk gibi, doğanın hareket eden bedenlerini (vahşi hayvanları) gözden uzaklaştırıyoruz, diğer uysal hayvanları gıda olmaları amacıyla evcilleştiriyoruz, buna yapay olarak değiştirilmiş olanlar da dahil. İnsanlar da işe yaramaz bir türe dönüştü, biyosistemin düzeninin dışında kendi yasalarını ve değerlerini yaratmalı insanlar.  Aynen frankenfish gibi, denize yabancılaştırılarak kendimiz hayvanla makine arası melez bir yaratığa dönüştük.

Doğayla İlişkimiz Nasıl?

Genetik mühendislik biyolojilerini yeniden dizayn ederek, yaşamın temel kuralını, biyo-mantığı ihlal ederek hasta hayvanlar icat ediyor. Genetik mühendislik kendini yaşamın organik ilişkilerinden koparmış bir bilim. Doğanın güzelliği şairler ve sanatçılar için her zaman bir ilham kaynağı oldu, bir yandan vahşi hayvanların muhteşemliğini takdir ederken aynı anda bu tür bir güzelliği yok edebilecek hasta bir bilimi destekleyebilir miyiz?

Doğayla aramızdaki biyosentrik ilişkilerin hepsi insan merkezli etik ve ayrıca ekonomik fayda elde etme arzusuyla yer değiştirmiş bulunuyor. Bunun sebebi atalarımıza dair ilk anılarımızı yiritmiş olmamız mı, insansı maymunların diğer hayvanların bir süremi olduğu bir zamanla  ilgili anılarımızı artık kaybetmiş olmamız mı? Aslında onlarla bizim aramızda düşmanlık dolu bir sınır yarattık. Ama bu mümkün mü? Türler ve onların yaşam alanları  birbirinden ayrılamaz, her ikisi de daha büyük bir toplumun  içsel parçalarıdır. İnsanlar da bir istisna değil. Vahşi somon balığının yolculuğu bize kendi derin geçmişimizi hatırlatabilir, insanların vahşi hayatla eşit olduğu o zamanları…

İnsan Evriminin Amacı Nedir?

Yaratma ve düşünme şeklindeki benzersiz yeteneğimiz yeni beynimizin üst işlevinin bir parçasıdır, bu beyin daha eski beynin hemen üzerinde oturur, yani sürüngen beyinin. Neokorteks belirli bir evrimsel görev üstlenmiştir, ahlâki zekâyı ve duyarlılığı geliştirme görevi, ayrıca eski sürüngen beynin içgüdülerini- hükmetme iradesini gözlemleyip onu bastırma görevi de üstlenmiştir. Ahlâki zekâyla yol gösterilmedikçe insansı maymun avcı beynine geri çekilecektir, bu beyin tahakküm takıntılıdır (savaş tarihinde ve günümüz çevre krizinde gördüğümüz de bu zaten), bu mentaliteye göre güçlü olan haklıdır, kendi dünyasını yok edebilecek bir kapasitededir. Bu, insanların daha da  ileri doğru  hem ahlâken hem de ruhsal anlamda, hem kendimizin hem de gezegenin hayatta kalabilmesi için evrim geçirmekten başka bir seçeneği olmadığı şeklindeki düşüncemi destekliyor. Bu anlamda hayvan ve çevre koruyuculuğu insan koruyuculuğudur.

İnsanların çıkarları vahşi hayatın ve çevrenin çıkarlarıyla çatıştığında söz konusu  çatışma bir dünya etiği ile  çözülmeli; çünkü doğa insan yapımı değerlerden bağımsızdır. Kısacası, yaptığımız her eylem, ahlâki bir seçimi yansıtır.

Farkındalık sahibi ve zeki varlıklar olarak insanlar kendi değer yargılarını temellendirdiği doğanın kriterini gözleyebilirler; bu kriter bütün türlerin iki taraflı bir tarzda davranmasını gerektirir. Çoğu insan insanların üstün olduğuna inanmak istese ve faydacı bir tavırla davransa da çevresel bir kesintiye dayanacak kadar gücümüz yok!

Bu yüzden, insan evrimi sırasında yeni bir beyin elde etmenin anlamı sadece aletler ve makineler icat etmek değildir, bu yeni beyin bize akıl yürütme ve  umursama yeteneği veriyor, yanlış ve doğruyu ayırt edebilen bir akıl veriyor ( mutlak doğru ve yanlış, veya ebedi gerçek gibi konular çağdaş düşünürlerin üzerinde fikir yürüttüğü konular olsa da acı çekebilen bir canlıya işkence etmenin kesinlikle yanlış olduğu ortada), kölelik ve adaleti, nezaket ve gaddarlığı, bencilliği ve elciliği, işbirliği ve hükmetmeyi ayırt etmeyi bilebilen bir akıl veriyor, çünkü bütün hayatlar takım oyuncuları gibi bir bütün olarak evrim geçirmek zorunda. Ben gerçekten insan evriminin anlamının bu olduğuna inanıyorum; insanlar, ağaçlarda yaşayan primatlardan iki ayak üstünde yürüyebilen kuyruksuz maymunlara, sonra da ahlâken otonom canlılara dönüşecek şekilde evrim geçirdiler. Açgözlü tarım ticaretine gelince, onların kalplerinin değişmesi gerekiyor.

Çeviri:CemC

 

 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.