SİSTEME SALDIR



” Igniting a Revolution” (Dr. Steve Best/Anthony J.Nocella ) kitabından çeviridir.

Craig “Critter” Marshall

(Craig Marshall arkadaşları tarafından Critter olarak tanınır, kendisini eylemci olarak tanımlamıyor. Sadece bildiği ve sevdiği tek gezegeni tekno-endüstriyel devletin yok etmesine engel olmak için kendine düşen payı yerine getirdiğini hissediyor. Critters 2000 yılında Eugene/Oregon’daki birkaç SUV’yi ateşe verdiği gerekçesiyle 5,5 sene hapis yattı.)

Bu kitaba katkıda bulunanlarla ben demir parmaklıkların farklı  taraflarında olduğuma göre,  doğanın sömürülmesi (ya da kapitalist söylemde tercih edilen şekliyle “doğal kaynaklar”ın sömürülmesi) ve yıkıma uğratılmasından çıkar elde eden şirketler hakkında önemli bir şeyler söyleyecek bir konumda olabilirim. Anaakım çevre hareketleri ELF’in taktiklerini çok aşırı buluyor. Bense ELF’in eylemlerinin yeterince “aşırı” olmadığını hissediyorum.

Benimle beraber içeri giren Jeff Leurs birkaç SUV yaktığı için 22 yıl 8 ay yatıyor. Avukatım bir kazada ölmeden önce cezamın 5,5 seneye indirilmesi için uğraştı, yoksa ben de şu anda  minimum sonuçlar veren bir eylem için hakikaten saçma bir süre hapiste kalacaktım. Çoğu insan hayata geçirdiği sabotaj eylemleri sebebiyle yakalanmaz, bu da etkili planlama ve kendini yapılan eyleme adamanın ne kadar faydalı olduğunu kanıtlıyor. Eğer insanlar hayatlarının bir çok yılını hapiste geçirebilecek şekilde kendilerini riske atıyorsa  birkaç kamyoneti ateşe vermekten daha etkili eylemlere girişmeleri gerekmez mi? Eğer partnerim  ve ben  SUVleri üreten  fabrikayı yaksaydık Jeff’e verilen 22 yıldan daha fazlasını yatmazdık, eminim. Asında bu tür bir eylem , o ana dek başardığımız işlere kıyasla daha büyük bir gelişme gösterildiği anlamına gelirdi; ama ben bu eylemin dahi yeterince  “aşırı” bir eylem olmayacağı görüşündeyim, çünkü sonuçta yakılan fabrikanın yerine yenisi yapılacak ve dünyanın maruz bırakıldığı yıkıma kaldığı yerden devam edilecek.

Saldırmamız gereken  şey, endüstriyel toplumu, yani uygarlığı oluşturan ölüm makinelerinin hepsi. Dünya ve onun üzerindeki canlılar 24 saat saldırıya uğrarken birkaç kamyon yakmak gibi son derece etkisiz eylemler gerçekleştirerek bu yıkımı durdurmayı nasıl ümit edebiliyoruz? Tomruk endüstrisine saldıranlar makinelerin zırhlarında daha büyük, daha uzun süre dayanan oyuklar meydana getiriyor, ama sonuçta hepsi sadece  birer oyuk. Canavarın kafasını koparmamız gerek.

Kaç hayvanın ya da kaç ağacın kurtarıldığının önemi yok, eğer şimdiki teknolojik durum ilerlemeye devam ederse ya da gezegenin ekolojik sistemlerini yok ettiği şu andaki hızıyla devam ederse bu gezegen üzerinde hayatın sonu geldi demektir. Uygarlık her türden “kaynağın” (ister canlı olsun ister yaşam alanı olsun) tahakküm altına alınması ve sömürülmesine dayanıyor, bu tür bir sömürü olmadan da var olması mümkün değil. Tarım toplumu ortaya çıkmadan önce insanlar çoğunlukla göçebeydi, bitkiler ve hayvanlar evcilleştirilmeye başlanınca köyler kurmaya başladılar. Bu hayat biçimlerinin sömürülmesi ilk uygarlık popülasyonlarının artmasına sebep oldu, bu da bitki ve hayvan popülasyonlarının daha fazla sömürülmesi “ihtiyacını” ortaya çıkardı.

Hemen 10 bin sene sonrasına, bugüne gelelim. İnsanların farklı hayat formlarının yaşadığı yerlerde tahakkümcü ilişkiler kurmayı denemediği ve başarmadığı fazla bir yer kalmadı. Sözde uygar dünyanın büyük bir bölümü betonla yaralandı ya da kaplandı. Şu andaki yok olan tür sayısı oranı, 65 milyon önce dinozorların yaşadığı dönemde yok olan tür oranına rahmet okutuyor,  fabrika çiftliklerindeki tutsakları ya da koruları kurtarmak asil bir dava olsa  bile, bunun ağzına dek açık bir göğüs yarasına yara bandı yapıştırmaktan farkı yok.

Eğer fabrika çiftliklerinde ve laboratuardaki hayvanların her birini kurtarsak bile uzun vadede onları özgür bırakacağımız vahşi bölgeler olmadıkça bunun ne anlamı olur  ki? Eğer hayvanların hepsi evcilleştirilirse, o vahşi ruhları kırılırsa, son vahşi türleri korumaya çalışmamızın anlamı ne olur? Hayatı ve toprağı kurtarma mücadelelerini birbirinden ayıramayız. Uygarlığın her bir ögesi, vahşi olan her şeye karşı tuzak kuruyor. Hayatı bu korkunç sona mahkum eden şey sadece tek bir şey değil, insan hakimiyetinin tamamı.

Mücadelelerimiz, uygarlık hastalığının-rahatsızlığının sadece tek bir yönüne odaklandığımız sürece etkili sonuçlar elde etmemize yardımcı olamaz. Her bir gün endüstri toplumunu tamamına saldırmak zorundayız. Mücadelemizde acımasız olmak zorundayız, çünkü uygarlık ölüm yürüyüşüne devam ediyor. Endüstri toplumunun günlük varoluşunun içsel bir parçası olan önkabullere meydan okumak zorundayız. Bir hayat biçiminin özgürlüğü için mücadele eden insanların çoğu bilmeden veya düşünmeden her gün bir çok diğer hayat biçiminin zulme uğramasına yardım ediyor. Hayır mı? O zaman elektrik kullanmıyorsunuzdur? Eğer mücadelelerimizde etkili olmak istiyorsak, şirketleri iflas ettirecek türden, benzin  kullanılan ekotaj eylemleri düzenlemek gibi gerekli kötülüklerin olduğunu biliyorum; ama eylemlerimizin ve kullandığımız araçların ekosisteme verebileceği olumsuz etkilerin farkında olmak zorundayız.

Elbette gidip de bir kereste fabrikasını yakan birisini kınamıyorum; eğer yapmak istediğiniz buysa, nasıl gerekiyorsa orayı o şekilde yakın. En kötüsü,  bu politik tutukluyu tebessüm ettirmiş olursunuz; ama dünyanın yaşadığı yıkıma son vermediğinizi bilin- olsa olsa bu yıkımı yavaşlatıyorsunuz, o kadar.

Doğayla bir arada var olmayı, ekosistemlerin “üzerinde” yaşamaktansa içinde yaşamayı yeniden öğrenmeye ihtiyacımız var. Önceden söylendiği gibi, “ düşmanı gördük; düşman biziz”. Endüstri toplumunun doğayı yok eden makinelerinden bir kısmına gece vakti saldırıp gündüz vakti bir şeyler satın alarak endüstri toplumunun diğer bir kısmına destek vermek ikiyüzlülüktür. Hayatlarımızı uygarlığı (ve onun içsel yıkıcılığını) kabul edenlerin bize  öğrettiği şekilde yaşamaya ve bir yandan da tahakküm biçimlerine son vermeyi ümit etmeye devam edemeyiz. Uygarlık, başlangıcından beri, tahakküm üzerinde kök saldı, sürekli hayatta kalmaya dayanıyor.

Sürdürülebilir bir kültüre- doğayla uyum içerisinde yaşadığımız bir kültüre-dönmeye ihtiyacımız var- ama bu istek, tek derdi çıkar elde etmek olan şirketler zehirden tut diğer çöplere kadar her türden  endüstriyel atığı üzerimize boşalttıkça asla gerçekleşmeyecek. İnsanlar konfor ve huzur elde etmenin, uyanık oldukları saatlerin en az yarısını çalışarak geçirmeye bağlı olduğuna, ancak bu şekilde kendilerine enerji ve zaman kazandıracak şeyleri satın alabileceklerine inandırılmış durumda. Bunun saçmalığını gören sadece ben miyim? Umarım öyle değildir, ama görenlerin çoğu bu çalış-tüket-öl kültürüne aktif katılmayı bıraksalar bile, katılmaya devam eden diğer insanların hepimizi zehirlemeye devam ettiğini anlamak zorunda.

Kereste fabrikasını yakmak endüstri tarafından sürdürülen ekokıyımı yavaşlatabilir , ama bence çok daha etkili bir taktik var: böyle kanserli bir toplumun var olmasına izin veren laboratuarları ve elektrik santrallerini yok ederek üretim anından önce tüketici metalarını kullanılmaz hale getirmek. Endüstri toplumunu yok etmeye harcanmayan her an, onun bizi ve diğer hayat biçimlerini yok etmesine izin vermekle aynı şey. Günde 24 saat pompalanan toksinlerle zehirleniyoruz, ama insanların çoğu bu konuda bir şey yapmak için haftada 24 saniyeden az zaman harcıyor. Umarım bu sözlerim eğer siz daha fazlasını yapıyorsanız sırtınızı sıvazlamanıza yol açmaz, umarım bir şeyler yapan bizim gibilerin daha sert bir şekilde saldırmak zorunda olduğunu anlamanızı sağlar.

Her birimiz gerçekle yüzleşmeliyiz, ve sonra hayvanın parmaklarına mı yoksa başına mı vurmayı istediğimiz konusunda karar vermeliyiz.Beni yanlış anlamayın, bu parmaklardan birisini ısırıp koparmak kötü bir şey değil, ama daha büyük bir stratejinin bir parçası olmadığı sürece insanların hayvanları ve doğayı tahakküm altına almasına bir son vermeye faydası olmayacak.

Hayvanları ve doğayı sömürmemeleri için şirketleri asla ikna edemeyeceğiz, bu onların “doğa”sına aykırı. Biz bedeli ne olursa olsun bütün hayatları savunmak istiyoruz, onlar da bedeli ne olursa olsun hayatı sömürme biçimlerini korumak istiyorlar. Onların işi, çekilen acıları umursamadan mümkün olduğu kadar çok para kazanmak. Bizim işimiz ise bu yavşakları işsiz bırakmak.

Çeviri: CemC

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.